9 Kasım 2014 Pazar

Serenad - Zülfü Livaneli

Serenad - Zülfü Livaneli

 
Kitap : Serenad

Yazar : Zülfü Livaneli


Serenad müziğin, bilimin ve tarihin iç içe geçtiği  bir Zülfü Livaneli kitabı.
Serenad’da Zülfü Livaneli‘nin romancılığının en temel niteliklerinden biri başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz dengesi.                                                                                  
Zülfü Livaneli son kitabı “Serenad” da 60 yıl süren bir aşkı anlatırken bizi  birçoğumuzun bilmediği bazı trajik tarihsel gerçeklerle  yüzleştirmiş.
Kitap ilk olarak 2. Dünya savaşındaki karanlık günlere götürmüş bizi. Almanya ve Avrupa’daki  Yahudi soykırımından kaçan 190 bilim adamının ülkemize sığınmaları ve onların başta İstanbul Üniversitesi olmak üzere üniversite ve bilime olan katkıları var kitapta.
Nazi zulmünden kaçan bilim adamlarına Türkiye'nin yardım etmesi için Einstein'in Atatürk'e yazdığı mektuba da yer veren Livaneli, sözlerini şöyle sürdürmüştür:
''Atatürk, hükümete rağmen bu bilim adamlarını Türkiye'ye getirdi. Gerçekten çok ileri görüşlü bir kişilikti ve ben kendisine hayranım. Hatta vasiyetinde diyor ki; 'Ben size hiç bir dogma ve değişmez kural bırakmıyorum, olaylar akla ve çağın gerçeklerine göre yorumlanmalıdır'. Bunu söyleyen bir insandan 'Kemalizm' diye donuk bir maske çıkardılar. Ve bu maskeyi de darbelerde yüzlerine geçirip, o darbelerin maskesi yaptılar. Kemalizm ile Mustafa Kemal'i ayırmak lazım."
İkinci bir tarihi olay da Almanya, İngiltere ve Türk hükümetinin suç ortaklığında bir insanlık trajedisi olan “Struma” olayı.
Üçüncü olay yine duymadığımız, Kırım Türklerine yaşatılan “Mavi Alay” trajedisi.
Bunun dışında yazar kitabında bilinmeyen birçok tarihi olaya da didaktik bir bakış açısıyla yer vermiş.
Olayların bir kadın tarafından anlatılması ve diğer kadın kahramanlar, Maya'nın babaannesi Semahat, Maya'nın anneannesi Ayşe ve Maximillian Wagner’in aşkı Nadia'nın yaşamlarına da yer verilmesi, olayların siyasi boyutu yanında duygusal taraflarının ağır basmasına neden olmuş..
Livaneli, kitabının temelinin aşk olduğunu belirtiyor.
Z:L: ''Kitaba özellikle aşk romanı demedim. Çünkü aşk kelimesi çok kirletildi. Aşk artık magazin ve reklamların vıcık vıcık ettiği, anlamını yitirmiş bir kelime. Bence aşk, ölümün karşısındaki kavramdır. Bir insanın 'ben aşığım' demesi 'ölmeye hazır değilim' diye haykırmasıdır''
Romanda  olayları genç bir kadınının ağzından anlatan Livaneli’ye göre kadını anlamak insanlığı anlamak için çok önemli.,
Z:L:  ''Kadınlar ve sanatçılar, dünyayı sade, somut, elle tutabildikleri gerçekler ya da ön yargılarla değil, sezgileriyle keşfediyor. Roman yazımında empati çok önemli. Çünkü her yazdığınız kahramanın içine gireceksiniz. Eğer kadını anlatmıyorsanız insanlığın yarısını anlatmıyorsunuz demektir. Kendimi roman boyunca oradaki kadın kahraman gibi hissettim''
Kitabında  Maya ve oğlu arasındaki duygusal boşluk günümüz çalışan kadınlarının içinde bulunduğu "İYİ ANNE" ve  "ÇALIŞAN KADIN"  rolleri arasında sıkışmasına güzel bir gönderme olmuş..
Livaneli, “Serenad”da, İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünde görevli Maya Duran ile üniversitenin davetlisi olarak Türkiye’ye gelen Alman asıllı Amerikalı profesör Maximillian Wagner arasında geçen olayları anlatıyor. 
60 yıllık aşkının izini sürmek için profesörün İstanbul’a gelmesi, hem kendi hem de Maya’nın aile sırlarını ortaya çıkarmakla kalmıyor, 2. Dünya Savaşı’ndaki Yahudi soykırımı, Ermeni ve Kürt sorununun yanı sıra Struma ve Mavi Alay facialarında hayatını kaybedenlerin hikayelerini de gözler önüne seriyor.
Maya Duran ( 36 yaşında) , İstanbul Üniversitesi’nde Halkla İlişkiler görevini yürüten , rektör hakkında çıkan haberleri medyadan takip edip ona bilgi veren, sözleşmeli bir memurdur. Eşinden ayrıdır. Oğlu Kerem’in velayeti maddi manevi  tüm sorumluluğu Maya’ya aittir. Kerem içine kapanık, bilgisayar düşkünü bir çocuktur. Annesi ile ilişkileri sıcak değildir. Aynı zamanda babasının sorumsuz yaşamı nedeniyle baba ile de ilişkileri kopuktur. Maya’nın bir sevgilisi vardır.
2001 yılının Şubat ayında soğuk bir kış gününde İstanbul Üniversitesi’ne konuk olarak gelen Maximillian Wagner’i karşılama ve onunla ilgilenme görevi  İngilizcesi çok iyi olan  Maya’ya verilir. Maya, Daha önce de rektörün yabancı misafirlerini karşılayan ve ağırlayan Maya  için bu durum olağandır. Ancak  bu misafir , Prof. Maximillian Wagner (87) olunca iş olağanlıktan çıkar.
 
(Kitabın bu bölümünde Livaneli, yurdumuza gelen yabancıların giysilerimiz ve yaşam tarzımızla Türkler hakkında yanlış bilgilere sahip olduğunu vurguluyor.  Ayrıca yurdumuzdaki sığınma evlerinin dolup taşması, doğuda kadınlara değer verilmemesi, kızlarımızın aile meclisi kararı ile hala idam ediliyor olmasının yüz kızartıcılığı ve boşanmış kadının sorunları üzerinde duruyor...)
Maya profösörün Türkiye’ye ilk kez geldiğini ve Türkçe bilmediğini düşünmektedir. Oysa Alman asıllı bir Amerikalı olan Prof. Maximillian Wagner, daha önce 1930′lu yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde hocalık yapmış, uzun yıllar İstanbul’da kalmıştır. Oldukça iyi de bir Türkçesi vardır.
Profesörün İstanbul’da olmasından İngiliz istihbaratından Türk İstihbaratına kadar pek çok kimse memnun değildir. Türk istihbarat görevlileri onu izlemeye almışlardır. Maya Maximillian Wagner’ın gerçekte kim olduğunu merak eder , öğrenmeye karar verir . Bir ajan mı, yoksa bir katil mi? Araştırma yapabilmek için hep bilgisayarın başında olan oğlundan yardım ister. Duydukları ile çok heyecanlanan Kerem hemen çalışmalara başar. Bu olay anne ile oğlunun arasındaki buzları eritir.
Prof. Maximillian Wagner  Üniversitedeki işlerini bitirdikten sonra Türkiye’den ayrılmadan önce Şile’ye gitmek için  Maya’dan yardım ister. Maya çok istekli olmasa da bu isteği geri çeviremez.
Max ile Şile’ye gittikleri gün Türk istihbaratçıları Maya’nın evini ziyaret edip, oğlunu kullanarak Maya'ya göz dağı verirler. Maya bu durumdan üst düzey asker olan abisi tarafından kurtarılır. Daha sonrasında Maya ile iletişime geçen İngiliz istihbarat birimleri de Maya’dan Wagner hakkında bilgi isterler. Kerem de Wagner ile ilgili araştırmalar yapar  ve pek çok bilgi bularak annesine verir.
Profesör ile Maya’nın ilk yakınlaşması Profesörün gitmesine az bir süre kaldığında yaptıkları Şile ziyaretinde başlar. Maya, Profesör ve Şoför Süleyman Şile’ye doğru yılın en soğuk gününde yol alırlar. Şile’yi yazın bile sevmeyen Maya , bu gezintiye bir anlam veremez.
Şile yakınlarına geldiklerinde Profesör  onlardan ayrılır üzerinde “Für Nadia (Nadia için)”  yazan küçük çelenk ve kemanıyla   tek başına deniz kenarına iner . Çelengi denize atar ve kemanını çalmaya başlar.  Uzaktan arabanın içinden profesörü izleyen Maya ve şoförü  yaşlı adam soğuğa dayanamayarak bayıldığını görürler. 
Max, donmak üzeredir. Maya ve Süleyman’ın yardımıyla yakındaki bir otele götürülür. Otel mevsim nedeniyle boş ve soğuktur. Sadece bir görevli vardır. Buz gibi olan ve sayıklayan profesörü yatağa yatırılar. Maya onunla ilgilenirken arabası  bozulunca Süleyman yardım çağırmaya gider.  Vücut sıcaklığı giderek düşen ve baygın olan Profesör’e yardım etmek isteyen Maya  soyunarak onunla aynı yatağa girer. Ve vücut ısısını ona bu şekilde aktarmaya çalışır, ancak Süleyman döndüğünde olanları yanlış anlar. Önceleri olaydan kimseye bahsetmemesine rağmen sonradan anlattıkları  sorun yaratacaktır.
İstanbul’a döndüklerinde Profesör’ü  hastaneye götüren Maya,  doktor olan arkadaşı Filiz’den yardım ister. Yapılan tetkiklerde, onun kanser olduğunu ve az ömrü kaldığını öğrenir. Maya, yaşlı, hüzünlü ve şimdi de kanser olduğunu öğrendiği adamın Şile’de deniz kıyısında ne işi olduğunu ve baygınken sayıkladığı ismin kime ait olduğunu çok merak eder. Ziyaretinde bunu profesöre sorar. Maya’ya bir hayat borçlu olan Profesör hayat hikayesini anlatmaya başlar.  Anlattıkları Maya’yı derinden etkiler.
Profesör’ün kemanı Şilede kaybolmuştur. Maya her yerde arar kemanı. Süleymen’a da sorar ama bulamaz.
MAXİMİLLİAN İLE NADİA'NIN HİKAYESİ
 
 
Nazi Almanya’sında, Hitler döneminde bir üniversite öğretim üyesi olarak çalışan ari Alman olan Wagner, “ Nadia” adında Yahudi bir genç kıza aşık olmuştur.  Max ve Nadia evlendikten sonra Nadia “Deborah” ismini alır,  Yahudi kimliğini saklamaya çalışır. Hitler’in dayattıkları, artık dayanılmaz hale gelip de Scurla Raporu ile Deborah’ın gerçek kimliğinin ortaya çıkma korkusundan dolayı Max ve Deborah Paris’e gitmeye ve orada özgürce yaşamaya karar verirler. 
Ancak olaylar istedikleri gibi gelişmez. Max’ın bir anlığına Nadia’nın yanında olmadığı sırada Nadia’nın Yahudi geçmişi anlaşılarak, trenden indirilmiştir.  Max mecburen Nadia’sız Fransa’ya gelmiş, oradan da pek çok Yahudi arkadaşlarının bulunduğu İstanbul’a geçmiştir.
İstanbul’a geldikten sonra Max aynı zamanda hamile olan karısının izini çok zor bulur. Hitler’in işkencelerinden kurtarmak için pek çok yola başvurduysa da sonuç alamaz. Daha sonra kisedeki bir papazdan yardım alarak karısına ulaşır ve “Struma”  adlı gemiye binmesini sağlar. Nadia’nın yanında Katolik olduğunu gösteren Max’ın temin ettiği belgeler de vardır. Gemi arıza yapması nedeniyle İstanbul’da demir atar. Ancak gemiden kimsenin inmesine izin verilmez. Gemi iki buçuk ay İstanbul açıklarında kaldıktan sonra Ruslar tarafından havaya uçurulur. Gemideki Nadia da hayatını kaybeder.  
 
                                                        STRUMA Gemisi 
 
Max’ın Şile sahilinde kemanla çaldığı parça, Nadia için bestelediği ve evlenme teklif ederken çaldığı parçadır. Wagner bu parçayı Schubert’in Serenad’ından esinlenerek büyük aşkı Nadia’ya yazmıştır.Şile’ye gittikleri gün olan 24 Şubat ise Nadia’nın ölüm yıldönümüdür. Dinlediği bu gerçek hayat hikayesi Maya’yı derinden etkiler.
Maya, Nadia ile birlikte ailesini de düşünür. Babaannesi Semahat (Mari) hanım bir Ermeni, anneannesi Ayşe (Maya) ise Mavi Alay‘dan canını zor kurtarmış bir Türk kadınıdır. Maya  bu şanssız üç kadın içinde dinini değiştirmek zorunda olmadığı için anneannesini şanslı sayar.
Max’ın Amerika’ya geri dönüşünden sonra Maya şoför Süleyman’ın anlattıklarından dolayı zor günler geçirir. İşinden istifa eder. Yaptığı yolculuk ve ziyaretlerle Max’la ilgili bir çok bilgiye daha ulaşır. Ulaştıklarının en önemlisi de arşivde saklanan “SERENAD FÜR NADİA” nın orjinalidir.  Maya Amerika’ya giderek elindeki notaları Max’a ulaştırır. Hastanede olan Max çok geçmeden ölür. Max’ın vasiyeti üzeine külleri Maya tarafından Şile sahiline getirilerek, denize serpiştirilir. Bu şekilde iki sevgili Max ve Nadia kavuşmuş olur.
 





 
KİTAPTA DİKKAT ÇEKEN CÜMLELER
* “ İktidar zulüm demektir. Hele denetlenemeyen iktidar.”… 
*“…halk ancak örgütlü olduğu zaman etkili olabilir. Yoksa tek tek insanlar, zorbalık karşısında sinerler. Genel kuraldır bu.” 
*”Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama. Kendini koru kızım, insanlara karşı kendini koru.” 
* İstanbul vefasız bir sevgiliye benzer. Sana ihanet eder ama sen yine de onu sevmeye devam edersin.
Alıntı sözler de etkileyiciydi; 
*” İnsan ancak acı çekerek olgunlaşır.”
   (Fyord Dostoyevski)
*”Senden çalınabilen bilgi, senin bilgin değildir.”
( Gazali’ye Haramibaşının söylediği bir söz. ) 
*”Coğrafya kaderdir.” ( İbni Haldun) 
*”Adalet tartışmaya açıktır. Güç ise ilk bakışta tartışılmaz biçimde anlaşılır. Bu nedenle gücü adalete veremedik, çünkü güç adalete karşı çıkıp kendisinin adil olduğunu söylemişti. Haklı olanı güçlü kılamadığımız için de güçlü olanı haklı kıldık.”
( Pascal) 
Aslında kitabın tüm özeti Livaneli’nin, şu cümleleriyle örtüşüyor; “İnsanların kendi milletini veya kendi inancını diğerlerinden daha üstün görmesi, ne korkunç olaylara, ne büyük acılara neden oluyordu bu dünyada.” 
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder