5 Kasım 2014 Çarşamba

Kaplumbağalar çok korkar, uçamaz!

Kaplumbağalar çok korkar, uçamaz!


Yönetmen Bahman Ghobad'inin Kusi ji dikarin bifirin yani Kaplumbağalar da Uçar filmi 2004 yapımı bir Kürt filmi. Silahıyla övünen insanların fırsat eline geçtiğinde, nasıl o zamanında küfrettiği bir katile bir tecavüzcüye rahatlıkla dönüşebildiğinin koyu bir dramı olmanın yanı sıra Kürtlerin Bağdat-Ankara-Tahran üçgeninde deneylere nasıl maruz bırakıldığının da tespitlerinin barındırıyor.
Ülke sınırlarının keskin tel örgüleri tam da kalbinden geçtiği sınır bölgelerindeki Kürtlerin Irak-ABD savaşından önce zirve yaptığı yoksulluk, yalnızlık ve terkedilmişliklerini ele alan film, olaya masum çocukların gözüyle bakıyor. Bugün Şengal'de Kobanê'de yaşananların ilk olmadığı, Kürt ve Kürtler gibi ezilen ulusların haklarını elde edene kadar da son bulmayacağını anlatan gerçek bir sinema filmi. Sınırların bizi güvende tuttuğu gibi gerçeklerle bağlarımızı nasıl kopardığı, geçmişte yanıbaşımızda olanlardan nasıl habersiz bıraktığı ve şuan habersiz olduğumuz yüzlerce tecavüzün, ölümün ve cinayetin bu sınırların yarattığı yapay yaşam alanlarıyla dolaylı olarak nasıl meşrulaştırılıp gözardı edildiğini çok iyi işleyebilmiş bir film. Bu filmi izlerken rahat yutkunabiliyorsan, oturduğun o tatlı sıcak koltuğunda hiçbir şey yokmuş gibi ahkâm kesebiliyorsan, sen de o tecavüzün, cinayetin, yoksulluğun bir parçasısın. Kendini hiç ama hiç hafife alma. Sokakta yanan arabanın vandalizmi ile çocukların tecavüzünü aynı kefeye koyan "kültürel derinliğin mariana çukuru" bir ülkede yaşıyoruz. Sen ben hepimiz, bunun bir parçasıyız. Bir çocuğun yaşamına fırsat tanımayan, hayatına kasteden, "toprağım gitmesin kim nerede ne yaparsa yapsın" gibi 100 yıl öncesinin kafasıyla yönetilen bir kültürsüzlük ve onursuzluk imparatorluğunun içinde her gün, bir ülkenin insanı değil ülkesinin istediği bayağı insanlara dönüştürülüyoruz. Her yanımız, güvende olmakla, doğru ve adil olma gibi 2 seçenekten her ikisine sahip olamayacağımızı söyleyen ucuz bir ticaretin ağzıyla sarılmış durumda. Nereye gitsen aynı konuşma; ülke menfaati, ülkenin geleceği, ülkenin nihai amacı. Bir yer bulup bir kaç savaş çıkartıp tarihe adını bir "fatih" gibi yazdırma, ölmeden önce ölümsüzlüğü ve kalıcılığı bu yolla sağlama çabasında onlarca 2. sınıf tarih kitapları ile kendini zehirlemiş insanların laboratuvarına dönüştürülmüş Ortadoğu ve özellikle Kürt coğrafyası, en çok da filmlerle, eylemlerle, gösteri ve yürüyüşleriyle bu kültürsüzlük vandalizmine karşı direnmekten can vermekten ve iç çekmekten artık yoruldu. Konuşurken yırtık ayakkabısını saklamaya çalışan genç kızlarını, Urfa'da çoğunluğu kendi akrabaları veya hayırseverlerin evinde misafir olan ailelerini "karınlarını doyuruyoruz" diye rencide etmeyi büyük bir devlet olmanın propagandasına dönüştüren hükümete ve bu coğrafyamızın relik sınırlarının mağrur devletlerine sesleniyorum: Önce kendi merhametinizin karnını ve yoksulluğunu tıka basa doldurun, sonra eğer boş yer kalmazsa gelir Kürtlerin ağzına kusarsınız.
Kaplumbağalar da Uçar bir Kürt hikayesi. Uçmaya çalışan ve kuşlara özenen bir kağlumbağaya bir gün iki kuş yardım edeceğini söyler ve bir çubuğu getirip ısırmasını sağlarlar. Sonra her iki ucundan çubuğu tutarak kaldıracaklarını ve istediği yere yani gölün diğer ucuna götüreceklerini söylerler. Kuşlar kanat çırpıp yükseldikçe yükselirler sonra çok yüksekte heyecanlanıp korkan kaplumbağa bağırmak için ağzını açar ve gölün ortasına düşer. Gerçekte olması gereken yere, ait olduğu basitliğe. Kısaca Kaplumbağalar uçmaz uçamaz, onlar anca özenirler. Ortadoğu'daki bütün kanat çırpan kaplumbağalara, yeterince yükseldiklerinde bi aşağı bakma temennisiyle...
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder