8 Kasım 2014 Cumartesi

Edip Ahmet Yükneki

Edip Ahmet Yükneki


Karahanlılar zamanında yetişen büyük Türk edibi. Türkistan’da Yüknek’te doğdu. Hayatı hakkında kaynaklarda fazla bir bilgi yoktur. On birinci asrın sonlarıyla on ikinci asrın başlarında yaşamıştır. Arabî ve Farisiyi öğrenmiş, tefsir, hadis, fıkıh gibi İslami ilimleri tahsil etmiş, takva sahibi, alim, fazıl bir zattır. Eski kaynaklar, Edip Ahmet’e dâir menkıbevî bilgiler vermektedir.

Ali Şîr Nevâî, Nesâim-ül Mehabbe’sinde; “Edib Ahmet, aslen Türktür, Türkler arasında bir çok menkıbesi anlatılır. Edib Ahmet’in doğuştan kör olup, çok zeki, dindar ve kabiliyetli bir insan olduğu rivayet edilir.” demektedir.

Atabet-ül-Hakâyık’ın sonunda; “Adım, Edib Ahmet’tir.Sözüm, edep ve öğüttür. Bu kitabı; kendim gidersem, sözüm kalsın diye yazdım. Ey benden sonra gelen! Bunu okursan beni duâdan unatma!” diyerek, kendinden bahsetmiştir.

Edip Ahmet’in, zamanımıza birkaç yazma nüshası ulaşan tek eserinin adı Atabet-ül-Hakâyık’tır. Hakikatlerin eşiği manasına gelen bu eser, Türk ve Acem ülkeleri meliği Dâd Sipehsalar Muhammed Bey'e sunulmuştur. 

Eser, Kutadgu Bilig gibi, Şehname vezniyle, yani aruzun, “Feûlun feûlün feûlün feûl’” kalıbıyla yazılmıştır. Eserin başında bir tahmîd, bir nât manzumesi, dört halifenin medhi hakında üçüncü bir manzume vardır. Bunlar aynı vezinle ve gazel şeklinde söylenmiştir. Bunlardan sonra, Dad Sipehsâlar Muhammed Bey hakkında bir medhiye vardır. On dört bölümlük bir manzumenin arkasında, eserin yazılış sebebini anlatan yine gazel şeklinde altı beyitlik ayrı bir manzume bulunmaktadır. Bunlardan sonra, eserin baştan sona dörtlüklerle söylenmiş, esas metni yer alır. Esas metinde yüz iki dörtlük bulunmaktadır. Bunlarda ilmin faydası ve bilgisizliğin zararı, dilin muhâfazası, dünyânın kötülüğü, tevazu ve kibir, cömertlik ve hasislik, harislik, kerem, hilm ve diğer iyilikler anlatılmış ayrıca, zamanın bozukluğundan şikayet ve kendi özrüne yer vermiştir.

Atabet-ül-Hakâyık’ın tamâmı 512 mısradır. Bu bakımdan Kutadgu Bilig’den bir hayli küçüktür. Fakat İslamî Türk edebiyatında elde bulunan ikinci eser olması bakımından dil tarihi ve edebiyat açısından kıymeti fazladır. 

Kutadgu Bilig, beyitler halinde ve mesnevi tarzında yazılmasına rağmen, Atâbet-ül-Hakâyık dörtlüklerle yazılmıştır. Vezin ve kafiye yönünden pek sağlam değildir. Yer yer aksaklıklara rastlanır. Tam ve yarım kafiyelerin yanında, bazen redifle yetinildiği de görülür.

Atabet-ül-Hakâyık, bir ahlâk ve öğüt kitabı olduğu için, tamâmen hikmet tarzında yazılmıştır. Eserden, Edip Ahmet’in İslâmî ilimlere hakkıyla vâkıf olduğu anlaşılmaktadır.

Atabet-ül-Hakâyık’ın sonunda, Edip Ahmet’e âit olmayan üç bölüm vardır. Birincisinin, kim tarafından yazıldığı belli değildir. İkinci ek, Seyfî mahlası ile şiirler yazan Seyfeddin Barlas’a âittir. Üçüncüsü ise, Timur Han zamanında yaşamış, edebiyatla ilgilenen devlet adamlarından olan Arslan Hoca tarafından yapılmıştır.

Eser 1906 senesinde, İstanbul Dârülfünûn lisaniyat tarihi müderrisi Necib Asım Bey tarafından Ayasofya Kütüphanesinde bulunmuş ve 1918 senesinde Hibetü’l-Hakâyık adıyla, İstanbul’da neşredilmiştir. Atabet-ül-Hakâyık’ın, mukâyeseli ve en mükemmel neşrini, Reşîd Rahmetî Arat yapmıştır. Arat; Semerkand, Ayasofya, Topkapı Sarayı nüshaları başta olmak üzere, eserle ilgili bulduğu parçaları zikretmiş ve tenkidli neşrini yapmıştır. 1951 yılında Türk Dil Kurumu yayınları arasında çıkan eserde, uzun ve geniş bir araştırmanın yanı sıra, eser üzerinde inceleme, tenkitli metin ve günümüz Türkçesine çevrilmiş şeklini neşreden Arat, eserin indeksini yapmış ve Uygur harfi nüshalarının basımını da vermiştir.
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder