14 Ekim 2014 Salı

VİRÜSLER


VİRÜSLER


 Head yani baş bölgesi, karmaşık yapılı proteinlerden oluşmaktadır. Bu protein kılıfın içerisinde ise virüse ait RNA (bazen DNA olabilir) molekül zinciri bulunmakadır. İngilizce "Neck" adı verilen bölge ise boyun kısmıdır. Sırasıyla Collar: bilezik, Sheath: gövde, Tail Fiber: Kuyruk iplikçikleri ve son olarak Base Plate yani taban plakası görülmektedir.
 Görüldüğü gibi virüslerin anatomisi yalnızca bu moleküler yapılardan ibarettir. Fakat buradaki en büyük soru işareti ise bu moleküllerin neden kendilerini çoğaltmak istedikleridir.
 Moleküller atomlardan oluşan maddelerdir. Maddenin ise şuuru ve aklı yoktur. Fakat gördüğünüz gibi yalnızca bir molekül yığını olan virüsler doğada kendilerini çoğaltmak için sürekli bir canlı hücre arayışı içerisine girmişlerdir. Bu esrarengiz yapılar üreseler bile ne beslenebilirler nede soluk alıp verebilirler.   Bir bakteri bile dışarıdan aldığı molekülleri işleyerek hayatını sürdürür, solunum yapar ve vücudunda oluşan artık maddeleri dışarı atabilir, fakat virüslerin buna benzer fonksiyonları da yoktur.
 Bakteriler besin ve diğer hayati moleküllerin yokluğunda hayatlarını kaybederken virüslerin ölmesi diye bir durum söz konusu değildir.
 Virüslerin hem cansız hem de canlı özellik gösterdiklerinden bahsetmiştik. Virüsü canlı yapan özellik üreyebilmesidir. Fakat cansız olarak görünmesinin sebebi ise, içine yerleşip onu üreme amacıyla kullanacağı bir hücre bulamadığı zaman "Kristal" bir yapıya dönüşmeleridir. Bu şekilde virüs tıpkı havada süzülen bir toz zerreciği gibi bir partikül halinde doğada serbest olarak dolanır. Ta ki canlı bir hücreye rast gelip onu üreme amacıyla kullanıncaya kadar.

 Şekilde görüldüğü gibi virüs kristal halinde doğada serbest olarak dolaşırken bir bakteri yada başa bir canlı hücresine rast geldiğinde (Burada bakteri hücresi örnek gösterilmiştir) kuyruk kısmı bakterinin duvarına temas edecek şekilde konumlanır.
 Şekilde virüsün sahip olduğu genetik şifresi yani RNA sı kırmızı olarak gösterilmiştir. Virüs RNA'sını bakterinin sitoplazmasına zerk edebilmek için kuyruk kısmından bakteri duvarına bir tür enzim enjekte eder. Bu enzim bakterinin duvarını tıpkı bir asit gibi delmeye başlar. Bakterinin duvarı delindikten sonra virüs RNA'sını bakterinin vücudunun içerisine gönderir.
 Bakterinin içerisinde dolanan RNA molekülü bakteriye ait DNA molekülünün belli bir bölgesine yerleşir. Bu yerleşme belirli genler arasında konumlanarak gerçekleşir. Örneğin bakteride A geni ile B geni yan yana ise virüs RNA sı bu iki genin arasına yerleşir. Yani A geninin içerisinde yada B geninin içerisinde herhangi bir yere yerleşmez. Bakterinin virüs RNA'sını içeren şekline ise "Lizogen bakteri" adı verilir.
 Bakteri, üremek için DNA'sını replike ederken farkında olmadan virüsün RNA'sını da replike eder. Bakteri çoğalmaya devam ederken bir yandan da virüsün RNA sının bir kopyasını üretir. Bu kopyalanan RNA'nın içerisinde ise virüsün tüm genetik bilgileri saklıdır. Mesela virüsün üzerini örten kılıf proteinin aminoasit şifreleri bu RNA da bulunur. Bakteri replikasyonla ürettiği virüs RNA'sından aynı zamanda virüsün örtüsü için gerekli proteinleri de translasyon yoluyla yani protein üretim mekanizmaları yoluyla üretir.
 İnsanın karşılaştığı mühim problem ise, yalnızca bir RNA ve proteinden oluşan virüslerin ne amaçla üredikleri ve bu zekice tasarlanmış üreme planını nasıl uygulamaya koyduklarıdır. Bir molekül grubundan oluşan virüslerin bu planı düşünüp uygulamaya koyması mümkün değildir, ancak üstün gücün emri doğrultusunda hareket edebilirler.

 Virüslerin ortak yönü, bir canlı grubuna rastlamasıyla kendini çoğaltmaya başlamasıdır. Bir virüsün canlı bir hücre olmaksızın kendini çoğaltması ise mümkün değildir. Yani virüs ancak ve ancak canlı bir hücre vasıtasıyla kendini çoğaltabilir. Çünkü virüsün sahip olduğu RNA'sını kopyalayıp deşifre edecek bir mekanizması yoktur.
 Sitemizin "Genlerin dünyası" bölümünde hücrenin kendini üretmek için kullandığı mekanizmalar üzerinde durmuştuk. Bu mekanizmaların parçaları ise DNA kopyalayıcı enzimler, tamir edici enzimler, protein üretiminden sorumlu olan ribozomlar, transfer RNA (tRNA)lar, aminoasitler vs. dir. Fakat bir virüste RNA ve bazı eritici enzimler dışında bu mekanizmaların parçalarından hiçbirisi yoktur.
 Dolayısıyla virüs kendini çoğaltamaz fakat bu mekanizmalara sahip bir hücreyi kullanma gibi bir kurnazlık gösterir.
 Virüsün kullandığı hücreler yalnızca bakteri hücreleri değildir. Bunun yanında insan ve diğer birçok canlının hücrelerine girerek bu hücreleri kendi doğrultusunda çalıştırmaya başlar. Bazı virüsler vardır ki yalnızca belirli hücreler içerisinde çoğalabilir.
 Buna en iyi örnek "Kuduz" virüsüdür. Kuduz virüsü bir köpek veya bir kedinin vücudunun içerisine girdiği zaman hemen ilk rastladığı hücreye girmez. Kuduz virüsünün çoğalabileceği hücre "Beyin" hücreleridir. Bu yüzden bu virüsün beyine kadar ulaşması gerekmektedir. Dolayısıyla virüs bulaştığı hayvanı derhal öldürmez. Beyine ulaşan virüs beynin belirli bir bölgesindeki hücrelerin içine yerleşerek derhal kendini üretmeye başlar.
 Bu üreme zamanına kuluçka zamanı denir. Ve zamanı geldiğinde köpek veya kedinin beyninde ağır bir tahribat meydana gelir ki buda hayvanın ölümüne sebep olur.
 Bunun yanında doğada binlerce tip virüs vardır ve her biri kendine has özelliklerde olup değişik tiplerde hastalıklara neden olurlar. Yazımızın ilerleyen bölümlerinde AIDS virüsüne de deyineceğiz.
 Örneğin salatalık ve marul gibi bir çok ihtiyacı sebze ve meyve türleri virüsler tarafından belirli bölgelerinden tahribatlara uğratılırlar. Tabii bu virüslerin hastalık yapıcı etkilerini ortadan kaldıran kimyasalların üretimi de yapılmaktadır.
 Bir virüsün bulaştığı insan ve hayvanlarda hastalık meydana gelmemesi için kullanılan biyokimyasal ilaçlar temelde virüslerin çoğalmasını engelleyecek şekilde tasarlanırlar.
 Örneğin Kuduz virüsü bir insan veya hayvanın vücuduna girdiği zaman derhal beyine ulaşır. Fakat alınan ilaçlar vasıtasıyla beyine ulaşan kimyasallar, ya virüsün protein kılıfını parçalayarak virüsü yok eder, yada virüsün çoğalmasını engelleyecek mekanizmaları durdurur.



AIDS:
 Buna karşılık doğada henüz çaresi bulunamamış hastalıklara yol açan virüslerde bulunmaktadır. Bunların başını ise AIDS (Kazanılmış bağışıklık sendromu) virüsü almaktadır.
 Bu virüsün önemli bir özelliği ise ters transkripsiyon yani "Reverse transkriptaz" adı verilen bir enzim taşıyor olmasıdır. Virüs bu enzimi kullanarak akıllara durgunluk veren bir şekilde kendisinin çoğaltmaya başlar.
 Virüs, bulaştığı insanın kan hücrelerine ulaştıktan sonra ters transkriptaz enzimini virüsün RNA'sıyla birlikte hücre içerisine bırakır. Bu enzim ilk önce virüsün RNA'sını kalıp olarak kullanarak bir DNA sentezler. Daha sonra virüsün orijinal RNA'sını yıkarak ortaya çıplak bir DNA molekülü çıkmasını sağlar. Enzim yeni ürettiği bu DNA'yı kalıp olarak kullanarak virüsün orijinal RNA'larını tekrar üretmeye başlar.
 Son derece mükemmel düşünülmüş bu sistem ile virüs, saldırdığı hücre içerisinde süratle çoğalarak benzerlerini üretir. Önemli olan nokta ise virüsün önce RNA dan DNA daha sonra bu DNA'dan gene virüsün kendi orijinal RNA'sını üretmesidir. Bunu yapmasının sebebi, RNA'dan direk olarak sentezlenecek RNA'nın orijinal RNA'nın aynısı olmayacağından dolayıdır. Örneğin A bazına karşılık T bazı gelecektir. Fakat üretilen DNA ayna gibi görev görerek tekrar aynı RNA'yı üretmesi sağlanmıştır.
 Yani üretilen DNA'nın A bazına, önce T bazı gelecek daha sonra bu DNA'dan RNA sentezlenirken T bazına A bazı karşılık gelecektir. Bu şekilde ilk RNA'nın aynısı sentez edilecektir.
 Virüsün saldırdığı T - lenfosit hücreleri kısa sürede yeni üretilen virüsler tarafında işgal edilecek ve en sonunda yıkıma uğrayacaktır.


 

 Bu hücre daha sonra tamamen yıkılarak içerisinde bulunan tüm virüsler, kanda serbest hale geçecektir.
 Bu virüslerde önüne gelen her savunma hücresine saldırarak kendi istekleri doğrultusunda onları kullanacak ve çoğalacaktır. Tabii her virüsün saldırdığı hücreden yüzlerce binlerce virüs kana geçtikçe virüs sayısı korkunç bir şekilde artacaktır.

Share:

0 yorum:

Yorum Gönder