18 Ekim 2014 Cumartesi

TARİHİ DEĞİŞTİREN LİDERLER-Adolf Hitler

Adolf Hitler

image001551[1]

Adolf Hitler (d. 20 Nisan 1889, Braunau am Inn – ö. 30 Nisan 1945, Berlin), Avusturya asıllı Alman politikacı, siyasî önder ve devlet adamıydı. 1919 senesinde Alman İşçi Partisi’ne (Deutsche Arbeiterpartei; DAP) üye olmasıyla başlayan politik yaşamı, bu partinin 1920 senesinde Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’ne (Nationalsozialistische Deutsche Arbeiterpartei; NSDAP) dönüşmesiyle devam etti ve 1921 senesinde ise Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin lideri oldu. Uzun süreli bir siyasal mücadelenin sonucunda, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin 1933′te iktidara gelmesiyle Almanya şansölyesi (başbakan) ve 1934′den ölümüne kadar Almanya devlet başkanı olarak görev yaptı. Devlet başkanı olduğu dönemde şansölyelik ve cumhurbaşkanlığı makamlarını birleştirerek Führer und Reichskanzler unvanını kullanmıştır. Nasyonal sosyalizmin kurucusu olup, Almanya’yı 12 yıl boyunca bu doktrinle yönetmiştir. Politikacı kimliği dışında bir ressam, yazar ve askerdi.
imagesCAQAU84QHitler, Almanya’da I. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan Büyük Buhran’dan güç kazandı. Propaganda ve karizmatik bir dille, alt ve orta tabakanın ekonomik istemlerine ümit veriyordu; bunun yanında da belli bir seviyede milliyetçilik, sosyalizm, antisemitizm, anti-komünizm ve anti-kapitalizm de sunuyordu. Ekonominin tekrar kurulması, yeniden silahlandırılmış bir ordu ve totaliter ve faşist bir rejimle; Hitler saldırgan bir dış politika izleyerek Alman “yaşam alanı”nı (Lebensraum) genişletmek amacıyla Polonya’ya saldırdı. Yıldırım savaşı (Blitzkrieg) taktikleri ve Mihver Devletleri ittifakı ile birlikte Avrupa’nın büyük bölümünü ve Asya’nın bir kısmını işgal etti.
ABD’nin II. Dünya Savaşı’na Müttefiklerin tarafına katılması ve Kızıl Ordu’nun ilerlemesi ile Alman ordusu gerilemeye başladı. Sovyet güçlerinin 23 Nisan 1945′te Berlin’e girmesi ile Almanya’nın yenilgisi kesinleşmişti. Hitler; işgal altındaki Berlin’de, eşi Eva Hitler (Eva Braun) ile Führer yeraltı sığınağında (Führerbunker) 30 Nisan 1945 günü intihar etti. Cesedi -vasiyeti üzerine- takipçileri tarafından yakıldı. 8 Mayıs 1945′te Alfred Jodl’ın imzaladığı teslim belgesiyle Büyük Alman İmparatorluğu yıkıldı.adolf_hitler_for-Palestine[1]
Hitler’in saldırgan dış politikası, Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesinin ana nedeni olarak kabul edilir. Onun Yahudi karşıtı politikaları ve ırkçı ideolojisi, aşağı ırk olarak gördüğü en az 5,5 milyon Yahudi ve milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanmıştır.

250px-Bundesarchiv_Bild_183-S33882_Adolf_Hitler_retouched[1]

Adolf Hitler, 20 Nisan 1889 tarihinde Almanların yoğunlukta olduğu Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na bağlı Yukarı Avusturya’nın Braunau am Inn kasabasında o sıralarda gümrük memuru olan Alois Hitler (1837–1903) ve Alois’in üçüncü eşi (aynı zamanda ikinci dereceden kuzenidir ve evlenmek için kiliseden izin alınmıştır.) Klara Poelzl[7] (1860 – 1907)’ün oğlu olarak doğmuştur. Alois’in altı çocuğundan dördüncüsüdür. Avusturya vatandaşı  olarak doğan Adolf daha sonra 1925′te Avusturya vatandaşlığından çıkmıştır.
ABD’li gazeteci William L. Shirer, Nazi İmparatorluğu adlı kitabında, Hitler’in soyağacı konusunda şunları yazmaktadır: “Hitler’in büyükbabası, Johann Georg Heiedler, gezici bir değirmenciydi. Aşağı Avusturya’da köy köy gezerdi.
1824’de ilk evlenmesinden beş ay sonra bir oğlu oldu. Ama ne çocuk ne annesi yaşadı. On sekiz yıl sonra Duerrenthal’da çalışırken, Strones köyünden kırk yedi yaşında bir köylü kadın olan Maria Anna Schicklgruber ile evlendi. Bu evlenmeden beş yıl önce, 7 Haziran 1837’de Maria’nın gayrimeşru bir çocuğu olmuş, adını Alois koymuştu. Bu çocuk sonradan Adolf Hitler’in babası oldu. Alois’in babasının, her ne kadar kesin kanıtlar yoksa da Johann Hiedler olması ihtimali çoktu. Ne olursa olsun, Johann kadınla evlenmiş, ama bu gibi olaylara uygulanan geleneğe aykırı olarak, çocuğu meşrulaştırmak zahmetine katlanmamıştı. Çocuk, Alois Schicklgruber olarak büyüdü. Anna 1847’de öldü, Johann Hiedler bu ölümden sonra otuz yıl ortalıktan yok oldu. Seksen dört yaşında Waldviertel’de Weitra kasabasında yeniden ortaya çıktı. Bu sefer adını Hitler diye yazıyordu. Bir noterle üç şahit huzurunda kendisini Alois Schicklgruber’in babası olarak kaydettirdi.”

Linz dönemi

2163985-adolf-hitler[1]İlk tahsilini doğduğu kasabada yaptı. Orta tahsiline Linz şehrinde başladı. O sıralarda, ilerde memur olmasını isteyen babasıyla zıtlaşıyor, ressam olmak istediğini söylüyordu. Sevmediği dersleri asıyor, hiç ilgilenmiyordu (ileride öğretmenlerini çok sert biçimde eleştirmiş, sadece tarih öğretmenini çok sevdiğini ve ona çok şey borçlu olduğunu belirtmiştir).
On dört yaşında tüberkülozdan babasını kaybetti (3 Ocak 1904). Daha sonra ağır bir ciğer hastalığı geçirmiş, doktorun tavsiyesiyle bir yıl kadar okuldan ayrı kalmış, sonra da maddi sorunlar nedeniyle okula geri dönememiştir. Annesine bakma sorumluluğuyla inşaatta işçi olarak çalışmaya başladı.
Okuduğu kitaplar içindeki antisemitizm (Yahudi düşmanlığı) ise o zamanlar başlamıştır. İlk başlarda bu fikre karşı çıksa da Yahudilerin birbirlerini kültür, sanat, politika, iş hayatı gibi bütün alanlarda kayırdıklarını düşünmeye başlayınca, Yahudileri sevmemeye başlamıştır.
 Kendisi bu konuyu şöyle der:
“Ne zaman bir tiyatro gösterisi, bir müzik abartılırsa Yahudi yapımı bir şey olduğunu görüyordum. Bunu abartanlar da Yahudilerdi. Birçok alanı ele geçirdikleri için tüm alanlarda birbirlerini kayırıyorlardı. Güzel bir Alman yapıtı 10 üzerinden 5 alamazken Yahudi yapıtları 10 alıyordu. Bu yüzden bir anti-semitist olmaya karar verdim.”
On dokuz yaşına geldiğinde annesini kaybetti (21 Aralık 1907). Annesiyle hep ayrı bir bağı olduğundan söz eder ve o öldüğünde babasının ölümünden daha fazla üzüldüğünü anlatır.

Viyana dönemiimagesCACN0JAF

Annesi ölmeden hemen önce 1907 yılının Ekim ayında ressam olma ümidiyle Viyana Güzel Sanatlar Akademisi sınavına girmiş ancak başarısız olmuştu. Annesi öldükten sonra da 1908 yılının Eylül ayında tekrar başvurdu ancak yine başarısız oldu. Bir süre, yapıp sattığı resimlerden kazandığı parayla yaşadı. Bu yılları Hitler sefalet olarak tanımlasa da annesinden kalan miras ve babasının ölümü sebebiyle verilen yetim maaşı o günlerde bir yargıç yardımcısının aldığı paraya denkti. 1912′de Viyana’dan Münih’e geldi.

Askerlik

1914′te I. Dünya Savaşı çıkınca Hitler, Bavyera ordusuna gönüllü olarak girmiş ve Batı Cephesi’nde Albay Julius List komutasındaki Bavyera 16. Redif Piyade Alayı’na (“List Alayı”) verilmiştir. Birinci Ypres Muharebesi, Somme Muharebesi, Arras Muharebesi ve Passchendaele Muharebesi’ne katılarak gösterdiği üstün gayretler sayesinde 1914′de İkinci Sınıf Demir Haç ve Ağustos 1918′de Birinci Sınıf Demir Haç madalyasını almıştır. Almanya’da onbaşı (gefreiter) rütbesine sahip olan Hitler dışında hiçbir asker bu kadar yüksek dereceli iki madalyayı kazanamamıştır. Askerlik arkadaşları tarafından cesur, çalışkan ve son derece vatansever biri olarak tanınmıştır.

Siyasi hayatıadolf-hitler1[1]

Alman İşçi Partisi’ne katılması
Münih Devrimi’ne katılmış ve bir ara sosyalist bir aktivist olmuştur. Daha sonra Yüzbaşı Karl Mair başkanlığındaki Bayerische Reichswehr Gruppennkommando Nr.4′te, yani Bavyera Ordusu’nun İstihbarat Şubesi’nde eğitim alıp karşı devrim eylemlerinde bulunmuştur.
I. Dünya Savaşı’ndan ve Alman mağlubiyetinden sonra Hitler, hiçbir resmî eğitimi ve iş kariyeri olmadığı için mümkün olduğunca uzun süre için ordu içinde kalmaya çalıştı. Kış mevsimini Avusturya sınırı yakınlarında Traunstein’daki esir kampında gardiyanlık yaparak geçirdi. 1919′un ilkbaharında Münih’e döndü. Münih’te kısa süren Sovyet rejiminin sorumlularını incelemek amacıyla, 2. Piyade Alayı tarafından kurulmuş olan tahkikat komisyonuna bilgi topluyordu. Hizmetlerinden dolayı Ordu bölge komutanlığındaki Siyasi Şube Basın ve Haberler Bürosu’nda kendisine yeni bir iş verildi. Ordu, tutucu görüşlerini yaymak amacıyla askerler için siyasi eğitim kursları açtı. Hitler bu kurslardan birinin dikkatli bir öğrencisiydi. Birgün derste Yahudiler için iyi bir kelime kullanılınca hemen derse müdahale etti ve tam tersine Yahudileri kötüleyen uzun bir nutuk çekti. Bu sırada Yahudiler üzerine çektiği nutuktan üstleri çok memnun kaldılar ve onu Münih alayına Bildungsoffizier (eğitim subayı) tayin ettiler. Başlıca görevi, tehlikeli fikirlerle, tani barışçılıkla, sosyalizmle ve demokrasi ile savaşmaktı. Böylece Hitler, söz söyleme yeteneğini denemek fırsatını elde etti. Çünkü söz söylemek, kendi görüşüne göre, başarılı politikacılığın ilk şartıydı.
1919 yılının Eylül ayında bir gün Ordu Siyasi Şubesi’nden bir emir aldı: Münih’te Alman İşçi Partisi adında küçük bir siyasi grubu inceleyecekti. Hitler, incelemeye memur edildiği partinin toplantısındaki konuşmacılardan birini tanıyordu. Bir hafta önce, ordu eğitim kurslarının birinde, Gottfried Feder adında bir inşaat mühendisinin konferansını dinlemişti ve bu konferanstan çok memnun kalmıştı.  Feder’in bu parti toplantısında ki konuşması bittikten sonra Hitler kalkıp gidecekti. Bu sırada bir profesör ayağa kalktı ve Feder’in ileri sürdüğü fikirlerin doğru olup olmadığını ele aldı. Bavyera’nın Prusya’dan ayrılmasını, Avusturya ile birlikte bir Güney Alman ulusunu teşkil etmesini teklif etti. Bu fikir o sıralarda Münih’te çok yaygındı. Ama bu fikrin burada açıklanması Hitler’i çok kızdırdı ve ayağa kalkarak verdiği cevap o kadar sert oldu ki dinleyiciler şaşkın yüzleriyle bu bilinmeyen genç konuşmacıya bakarken, profesör salondan çıkıp gitmişti. Dinleyicilerden biri Hitler’in yanına koştu ve eline küçük bir broşür sıkıştırdı. Bu kişi demircilik işi ile uğraşan Anton Drexler’di. Drexler’e nasyonal sosyalizmin gerçek kurucusu denilebilir.
430px-Hitler_Paris[1]Hitler, ertesi gün kendisine gönderilen Alman İşçi Partisi’ne kabul edildiğini bildiren bir kartı alınca çok şaşırdı. Hitler aslında kendi partisini kurmak istiyordu. Bu yüzden bu fikrini bir mektup ile bildirmek üzereyken içinde bir merak uyandı ve çağrıldığı komite toplantısına gitmeye ve kendilerine neden partilerine katılmak istemediğini şahsen anlatmaya karar verdi. Toplantıya gitti ve iyi karşılandı fakat katılmama isteğini söyleyemedi. Toplantıdan sonra kışlasına döndü. İki gün boyunca uzun uzadıya düşündü ve sonra bu tanınmamış partiye katılmaya karar verdi. Adolf Hitler böylece mühendis Gottfried Feder ve altı kişi tarafından kurulmuş olan Alman İşçi Partisi (Deutsche Arbeiterpartei, DAP) isimli bir partiye yedinci üye olarak katıldı.
Hitler 1920 yılının başlangıcında partinin propagandasını eline aldı. Kısa sürede bu oluşumun üst basamaklarına kadar ilerleyip lider koltuğuna oturdu. 24 Şubat 1920′de Alman İşçi Partisi’nin adı Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (Nationalsozialistische Deutsche Arbeiter Partei, NSDAP) olarak değiştirildi. Hitler ise 29 Temmuz 1921′de partinin lideri oldu. NSDAP’nin taraftarlarına komünistler ve sosyal demokratlar tarafından kısaca “Nazi” ismi verildi.
Parti 25 maddelik bir program hazırladı. Bu programın ilk maddesi Almanya’yı Versay Antlaşması’nın getirdiği güçsüzlükten kurtarmaktı. Sonra da Hitler 1926′da taktik nedenlerden ötürü, bu maddeleri değişmez ilan etti. Alman vatandaşlığının yalnız Alman kanını taşıyanlarda olması gerektiği önemli başlıklardan biriydi. Völkischer Beobachter adlı gazeteyi yandaşları çıkarıyordu. Joseph Goebbels bu gazetenin tamamen parti bülteni halini almasını sağladı. Gazetede partisinin fikirlerini açıklayan makaleler yayınladı.

Birahane Darbesi ve Mein Kampf

Benito Mussolini’nin “Roma Yürüyüşü”nü taklit ederek 9 Kasım 1923′de Münih’te hükümeti devirmek için teşebbüslerde (Birahane darbesi) bulunmuş ve ordu ve polisin desteklerini almayınca Erich Ludendorff’u lideri olarak göstermiştir. Fakat darbe Bavyera hükûmeti tarafından bastırılmış ve bunun üzerine 5 yıl hapis cezasına çarptırılmış ve Landsberg Hapishanesi’ne girmiştir. Ancak 20 Ekim 1924′de tahliye edilmiştir.
Hapisteyken “Mein Kampf” (Kavgam) isimli bir kitapta fikirlerini yazdırdı. Bu kitap, partinin bundan sonraki faaliyetlerine yön verdi. 1924 ve 1929 yılları arasında partisi başarısız oldu. Ancak Dünya Ekonomik Krizinden sonra daha fazla oy kazanabildi (1929). 1930 seçimlerinde yüzde 18 oy ile SPD’den sonra ikinci büyük parti oldu. Hitler’in oyları Katoliklerden daha fazla Protestanlardan, şehirlerden daha fazla kırsal bölge ve kasabalardan, işçilerden daha fazla orta ve üst kesimden geldi.

İktidara doğrulkjhg

1925′te kendi isteği ile Avusturya vatandaşlığından çıkan Hitler halen Alman vatandaşı değildi ve seçimlere adaylığını bile koyamaması tehlikesi ile karşı karşıyaydı. Bu onun için büyük bir sorundu. 25 Şubat 1932′de Brunswick Devletinin nasyonal sosyalist olan İçişleri Bakanı Hitler’i Berlin’deki Brunswick temsilciliğine Ataşe tayin ettiğini açıkladı. Bu komik manevra ile Hitler otomatik olarak bir
Brunswick ve dolayısıyla Alman vatandaşı oldu ve Almanya Cumhurbaşkanlığına adaylığını koymaya hak kazandı. Bu engeli kolaylıkla atlatan Hitler kendisini büyük bir enerjiyle seçim kampanyasına attı. 31 Temmuz 1932′de parti üçüncü kez genel seçime katılmıştır. Seçim sonuçlarından yine parlamentoda çoğunluğu sağlayabilen bir parti çıkmamıştır. Toplam oyların yüzde 37’sini alan Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi, parlamentoda çoğunluğu sağlayamamakla birlikte en çok sandalye sayısına sahip partiydi.
1933 yılının Ocak ayında, komünistlerin bir genel grevle tüm ekonomiyi işlemez hale getirerek bir “devrimci durum” yaratacakları ya da ülkede iç savaş çıkacağı konusundaki endişeler o derece derinleşmişti ki, Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg Hitler’i, Katolik Merkez Partisi’yle bir koalisyon kurarak istikrarlı bir hükümet kuracağı umuduyla başbakan atadı.
Ancak Katolik Katolik Merkez Partisi’yle bir anlaşma sağlanamadı. Alman Ulusal Halk Partisi’nin de desteğini alan Hitler, ülkeyi yeniden bir genel seçime götürdü. Hükümette oldukları için devletin tüm olanaklarını kullanan bir seçim kampanyası yürütülmüştür. Öte yandan Hitler, hiçbir şekilde ulusalcı bir sosyalist olmadığını, gerçekte ne olduğunu çok net bir şekilde, gereken yerlere anlatabilmişti. Bu seçim kampanyası sırasında endüstri, finans ve sigorta devlerinden büyük miktarda mali destek sağladılar.

 II. Dünya Savaşı

imagesCAQAU84Q

Hitler, Wehrmacht’ı güçlendirdikten sonra ideolojisi gereği Alman milleti için oluşturması gereken “Lebensraum”un temellerini atmaya başladı. Öncelikle Avusturya ile birleşimi (Anschluss) gerçekleştirdi. Hemen ardından Münih Anlaşması ile Südet bölgesini elde etti. Daha sonra anlaşmaya uymayarak Çekoslavakya’nın geri kalanını müttefiki Macaristan ile işgal etti. Litvanya’dan Memel bölgesini istedi ve aldı. En son yapılması gereken Doğu Prusya ile ana toprakların birleştirilerek Prusya’nın toprak bütünlüğünün garanti altına alınması idi. 24 Ağustos 1939 tarihinde Sovyetler ile anlaşarak ortak bir şekilde Polonya’nın ve Doğu Avrupa’nın bölüşülmesini sağladı. 1 Eylül akşamı Danzig şehrinin Almanya’ya ilhakı için Polonya’ya bir nota verdi ve nota reddedildi. Bunun üzerine Hitler Polonya’ya askerî müdahalede bulundu. İlerleyen süreçte Birleşik Krallık ve Fransa da Almanya’ya savaş ilan etti, böylece II. Dünya Savaşı fiilen başlamış oldu.

Polonya

Almanya, 1 Eylül sabahı herhangi bir savaş ilanı olmaksızın Polonya’ya saldırdı. Alman planına göre Batı Cephesi’nden kaydırılan birlikler sayesinde 1 ay içinde Polonya işgal edilecek ve hemen ardından ordu bütün gücünü batıya çevirecekti. Savaş boyunca Wehrmacht generallerinin kullandığı Blitzkrieg taktiklerinin ilk örnekleri Polonya’da görülmüştür. Kısa sürede Alman birlikleri Varşova’yı ele geçirmiştir. Ülkenin doğusunu ise Almanlar ile anlaşan Sovyetler ele geçirmiştir.

“Sarı durum” ve “Kırmızı durum”adolf_hitler_for-Palestine[1]

Almanya Polonya’yı ele geçirdikten sonra askeri güç ve yığınağını batıya kaydırdı. Ancak Müttefik generalleri arasında Almanya’nın saldırıp saldırmayacağı veya Fransa’ya saldırırsa nereden saldıracağı tam olarak kestirilemiyordu. Almanlar ise ikinci bir Marne Bozgunu yaşamamak için deniz kıyısından saldırmayı öngören Schlieffen Planı’nı tekrar kullanmayacaktı. Alman Genel Kurmayı müttefiklere kendilerinin yenileştirilmiş bir Schlieffen Planı’nı kullandıklarını düşündürmek için Hollanda’yı da işgal bölgesine kattı. Ancak esas vurucu darbe Ardennes bölgesinden saldıracak zırhlılardı. Nitekim Müttefikler Ardennes bölgesindeki ormanlık alanın herhangi bir zırhlı saldırısını engelleyeceğini veya kısıtlayacağını düşünüyordu. Ancak planlar boşa çıktı. BEF ve Fransız ordusu 20 günde Almanlara yenildi. BEF ve Fransa’ya ait 1.400.000 kadar askeri İngiltere’ye esir olmaktan Dunkirk Boşaltması’yla kurtardı. Bunun üzerine zaten bir çıkartmaya sert bir şekilde direnecek olan Birleşik Krallık ana topraklarının güvenini sağladı. Kısa bir süre sonra Fransız ordusu teslim oldu ve işbirlikçi Vichy Fransası kuruldu.

Barbarossa Harekâtı

Ana madde: Barbarossa Harekâtı

Almanya, sırası ile Polonya, Danimarka-Norveç, Fransa cephelerinde galip geldikten sonra Çelik Paktı’ndan askeri bir darbe ile ayrılan Yugoslavya’ya bir cezalandırma saldırısı uyguladı, ardından işgal etti. Daha sonra müttefiği İtalya Krallığı ile savaşta olan Yunanistan’ı Bulgaristan ile birlikte işgal etti. Hitler, I. Dünya Savaşı’nın kaybedilmesinde Alman komünistlerin büyük etkisi olduğunu düşünüyor ve Sovyetler’in ise esas kışkırtıcı olduğunu ima eden hareketlerde ve konuşmalarda bulunuyordu. Başarısız Birahane Darbesi sonrasında cezaevinde iken yazdığı politik görüşlerini öne süren Kavgamda açık açık Alman ırkının yaşayabilmesi için “Lebensraum”unu doğuya doğru genişletmesi gerektiğini söylemiştir. Stalin ise pek çok sorunu görmezden gelerek müttefiklerin de kibirli davranışları sonucu Molotov-Ribbentrop Paktı’nı imzalamış ve Nazi Almanyası ile birlikte Doğu Avrupa’yı işgal etmişti. Ancak Hitler tarafından Kızıl Ordu’nun bazı sorunları Kış Savaşı sırasında ortaya çıkmıştı.
Viyana Diktası ile Romanya’da faşist bir yönetim kurulmuş olan Bulgaristan ise Yunan Makedonyası ile Dobruca’nın bir kısmı karşılığı Mihver Devletleri safında savaşa girmişti. Finlandiya ise Kış Savaşı ile aksak bir barışa sahip ve kaybettiği toprakları geri almak ister bir durumda idi. Ayrıca Kızıl Ordu’nun agresif hareketleri sürekli sınır ülkelerinde daha radikal hükümetlere yol açıyordu. Alman Ordusu kısa sürede Doğu Cephesi’ne bütün gücünü yığdı. 1941 yazı sonunda bir savaş ilanı olmaksızın ilk Alman birlikleri Sovyetler’e saldırdı ve dört sene sürecek olan Doğu Cephesi Savaşları başladı.

Afrikakorps ve İtalya Cephesi

imagesCAVE5BKM

Almanya’nın müttefiği İtalya, Libya’da başlarda İngilizler’e karşı başarı alıyormuş gibi gözüksede daha sonradan Libya’nın çok önemli mevkilerinden birini kaybetmiş ve başarısızlığa uğramıştı. Bunun üzerine Alman Genelkurmayı İtalya’ya yardım etme kararı aldı. Esasen Afrikakorps efsanevi komutan Erwin Rommel ile başarılı olsa da sürekli desteklenen İngiliz Ordusu -ki Afrikakorps öncelikli bir cephede değildi, öncelik doğu cephesindeydi- ve Japonya ile imzaladığı anlaşma gereği Almanya’nın Pearl Harbor baskınından sonra ABD’ye savaş ilan etmiş olmasıyla ve bunun sonucu ABD’nin Vichy Fransası’na saldırmasıyla sıkıştı. Ayrıca İngilizlerin, Almanların Enigma şifreleme sistemini çözmesi ile Afrika’ya göndereceği yardımların güzergahı ve saati önceden biliniyor ve Kuzey Afrika limanlarına ulaşamadan Akdenizdeki hakim konumdaki İngiliz donanmasınca imha ediliyordu. Belli bir süre sonra ise Tunus üzerinden Sicilya ve Güney İtalya’nın savunmasına atandı. Ancak Müttefikler başarılı Sardinya, Anzio ve Sicilya çıkartmalarından sonra Roma’ya doğru ilerlemeye başlayınca İtalyan Hükûmeti kayıtsız şartsız teslim oldu. Buna rağmen yenilen İtalyan Ordusu’nun artıkları Roma’nın kuzeyinde bazı savunma hatları kurdular. Savaş burada durgun bir şekilde geçti.

Normandiya

Amerika’nın savaşa girmesi güç dengelerini değiştirmişti. Müttefikler İtalya’da savaşı kazanmış, ancak Almanya’ya karşı gerçekçi bir ilerleme kazanmamış hatta durdurulmuştu. Kara Avrupası’na farklı noktalardan saldırılması gerekiyordu. Başlarda yaklaşan Sovyet işgaline karşı Balkanlar’a bir çıkarma düşünüldüysede daha sonra Fransa’da karar kılınmıştır. 1944 yılı yazında Müttefikler Normandiya Kıyıları’ndan dört sahilden çıkarma yapmış, Caen ve Cherbourg gibi bölgelere ise hava indirme tümenleri ile saldırmışlardı. Kanlı mücadelelerden Sonra Alman Ordusu Müttefik ordusunu Alsas-Loren ve Belçika sınırlarında durdurabildi. Belli başlı Ardennes gibi karşı taarruzlarda bulunabilse de tam anlamıyla bir yenilgi aldı ve Almanya’nın insan ve kaynak gücü tükendi. Müttefikler yavaş yavaş Almanya’yı batıdan işgal etmeye başladı.

Sovyet ilerleyişi ve Berlin Muharebesi

oıuyt


Doğu Cephesi’nde dengeler, Almanya’nın İtalya’da ve Fransa’da savaşa girmesi ile değişti. Değişen dengeler sonucunda Sovyetler hızlı bir ilerlemeye başladı. Stalingrad’da esir düşen asker sayısınında fazla olması nedeniyle Alman Ordusu güçsüz bir konuma geldi. Sırasıyla Romanya, Bulgaristan, Macaristan ve Finlandiya taraf değiştirdi. Yugoslavya topraklarında ise partizan gruplar belli başlı bölgelerde yönetimi ele geçirdiler. 1945 baharında ise Sovyet birlikleri Polonya’yı ele geçirdi ve Pomeranya’da ilerlemeye başladı. 16 Nisan’da başlayan Berlin Muharebesi 2 Mayıs’ta sonuçlandı. Reichstag’da Sovyet bayrağı dalgalanıyordu. Hitler 30 Nisan 1945′te intihar ederek yaşamına son vermişti.

Vatikan ile Hitler arasındaki işbirliği

 Papa’nın elçisi (nuntius) Başpiskopos Cesare Orsenigo ve Adolf Hitler (1 Ocak 1935)
Adolf Hitler Katolik bir ailede dünyaya gelerek hayatı boyunca Katolikliğini hiçbir zaman resmen inkar etmemiştir. Aksine Hitler iktidara geldiği zaman Vatikan’la yaptığı anlaşmalar ve Vatikan’ın Almanya’daki eğitim sisteminde tekel olması karşılığında nasyonal sosyalistlerin Katolik Kilisesi ile yakın ilişkiler kurmuştur.
Kişisel özellikleri
 Hitler’in Nürnberg’te çekilmiş bu resmi, vücut dilini kullanmasına örnektir. Mitinglerde halkı etkilemek için bu yolu sürekli kullanıyordu.
Hitler’in genel olarak ele alınan en önemli özelliği insanları çabuk etkileyebiliyor olmasıydı. Bu nasyonal sosyalizm propagandasıyla birleştirilerek halka sunuluyordu. Hitler’in üstün bir insan olduğu lanse ediliyor, konuşmalarındaki tavırlarıyla bunu, onu dinleyen kitleye hissettirmeye çalışıyordu. Çoğu NSDAP yöneticisinin onu saplantılı bir biçimde benimsemesi ve bu yöneticilerin halkla bir araya geldiklerinde kendi iç yapılarının Hitler’e bağımlı olduğunu bariz şekilde göstermesi yapılan propagandanın etkilerindedir. Nazi Almanyası Hava Kuvvetleri Komutanı olan Hermann Göring, Hitler için şöyle demiştir: Vicdansızım ben. Benim vicdanım Adolf Hitler’dir.
 Mimik ve jestlerini ustaca kullanan Hitler, yapacağı konuşmalarda hangi hareketleri yapacağına saatlerce çalışır ve bunları fotoğraflarla kayıt altına alırdı
Hitler, mücadeleci bir kişilik sergilemeye çalışıyor ve üstün niteliklere sahipmiş izlenimi vermek için vücut dilini etkin bir biçimde kullanıyordu. Sert bakışlar, ani hareketler ve uzun konuşmalar propaganda amacı ile yapılan ayrıntılardı. Kendisini yanılmaz, hata yapmaz bir lider olarak göstermeye çalışıyor eskiden savunduğu görüşleri halen sıkı sıkıya savunduğunu belirtiyordu. Goebbels onun için şöyle demiştir: Führer hiç değişmez. Çocukken nasılsa şimdi de öyledir.
Saplantılarla dolu hayatında sanata çok önem vermiş, özellikle resim konusunda kendisini otorite olarak kabul etmiştir. Annesinin ölümünden sonra sulu boya resimler yaparak otel odalarında yaşadığı biliniyor, kazandığı parayla müzeleri geziyor, umarsızca parasını tüketiyordu.
Ölümsüzlük hissi Hitler’in başka bir saplantısıdır. Bu fikre, ondan önce doğan kardeşlerinin ölmüş olması yüzünden kapılmış olabilir. Diğerleri ölürken kendisinin hayatta kalması özel olduğu hissini uyandırmıştır. Kendisini ilahi koruma altında görmesini sağlayan dayanaklardan biri de I. Dünya Savaşı’nda cephedeyken içinden bir sesin yerinden kalkıp başka bir yere gitmesini söylemesidir. Bu içsel sesten sonra bir bombanın terk ettiği cepheye düşmesi ve oradaki arkadaşlarının ölmesi inandığı düşünceyi saplantılı hale getirmesine sebep olmuştur. Hitler’e 42 kez suikast girişiminde bulunulmuştur.

Ölümüadolfhitlera-1[1]

 ABD’de bir gazetede çıkan Hitler’in ölüm haberi
Savaş sonucunda Almanya’nın yenilgisinin kesinleşmesi ve ümitsizliğin iyice artması üzerine 30 Nisan 1945′te Berlin’de eşi Eva Braun’la birlikte intihar etmeye karar verirler. Kendilerini bir odaya kaparlar ve önce Eva Braun içinde siyanür bulunan bir kapsülü ısırır ve zehir saniyeler içinde etkisini gösterir, hemen ardından ise Hitler bir siyanür kapsülünü ısırır ve eş zamanlı olarak tabancayla sağ şakağına ateş eder. Kendi isteğiyle Führerbunker bahçesinde benzinle cesetleri bombaların neden olduğu bir çukura yerleştirilip yakılmıştır. Hitler’in bunu istemesinin sebebinin Sovyet ordusu tarafından yakalanıp teşhir edilmek istememesi olduğu iddia edilmektedir.
Rus güçleri içeri girip cesetleri bulduğunda ise diş kayıtlarıyla yapılan otopside teşhis edilen Hitler’in ve Eva Braun’un cesetleri, bir çeşit türbe haline gelmelerini önlemek için bir süre dolaştırıldıktan sonra, gizli Sovyet departmanı SMERSH tarafından Magdeburg’daki yeni başmerkezlerinde gömüldü. 4 Nisan 1970′de bir Sovyet KGB ekibi tarafından, Magdeburg’da bulunan SMERSH’in tesisinde bulunan mezardan Hitler ve Braun’un kalıntılarını çıkarılarak tamamen yakıldı ve külleri Elbe Nehri’nin bir kolu olan Biederitz nehrine döküldü.
Hitler’in ölümün ardından yıkıma devam etmeleri için emirler bırakmış ve vasiyetnamesinde diğer NSDAP liderlerini görmezden gelerek Karl Dönitz’i Almanya Cumhurbaşkanı, Joseph Goebbels’i de Başbakan olarak göstermişti. Buna rağmen Joseph Goebbels ve eşi Magda Goebbels de 1 Mayıs 1945′de intihar etti.

769px-Bundesarchiv_Bild_102-10460,_Adolf_Hitler,_Rednerposen[1]Vasiyeti

Hitler, iki vasiyetnamesinden ilki olan siyasi vasiyetnamesinde “Almanya’nın bütün milletler ve Alman ulusu için zehir gibi tehlikeli olan Yahudileri ve Bolşevizm’i kovalamaktan asla vazgeçmemesi” gerektiğini belirtmekteydi. Hitler’e göre Almanya’nın geleceğini tartışmasız bu olgu belirleyecektir. Hitler, savaşa girmekte haklı olduğunu savunuyor ve yenilgiden korkak yalancı generalleri sorumlu tutuyordu. İkinci vasiyeti olan özel vasiyetnamesinde ise tüm hayatı boyunca topladığı sanat eserleriyle doğduğu şehir olan Linz’de bir müze kurulmasını istedi. Tüm şahsi mallarını partiye, eğer parti kalmamışsa devlete bıraktığını ifade etmiştir.
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder