18 Ekim 2014 Cumartesi

Karl Marx

Karl Marx

Alman filozof, devrimci, ekonomist ve siyasetçidir. Üniversitede okuduğu dönemlerde ünlü Alman düşünür Hegel’den etkilenmiş ve genç Hegelciler akımının içinde yer almıştır. Öğrencisi olduğu Hegelci öğretiyi keskin bir eleştiri süzgecinden geçirmiştir. Diyalektik yöntemin yaratıcısı sayılabilecek Hegel’in diyalektik yöntemi kullanış biçimini eleştirmiştir. Marx’a göre Hegel’in öğretisi başaşağı duruyordu. Çünkü Hegel’in öğretisinin temelinde idealizm vardı ve bu sebeple tez-antitez-sentez sarmalında bilinç asıl öğe idi. Dr. Karl Marx ise maddenin bilinci belirlediğini ileri sürdüğünden, sarmalın ilk aşamasında maddenin varolması gerektiğini, maddenin bilinci ortaya çıkardığını savunuyordu. Hegel’in öğretisine materyalist bir eleştiri getirerek Diyalektik Materyalizm gibi bir kavramın ortaya çıkmasında etkin bir rol oynadı. Felsefede, Diyalektik Materyalizm akımının, ekonomik-siyasi-felsefi bir sistem olarak da komünizmin teorisyenlerindendir.
Marx’ın düşüncesinin temelini klasik Alman felsefesi, Fransız sosyalist akımı ve İngiltere’nin ekonomi-politiği oluşturmaktadır. Artı-değer teorisi ile kapitalizmin sömürü sistemini bir belirsizlikten kurtarmış; kapitalizmin eleştirisine bir bilimsellik kazandırmıştır. Bu sebeple bilimsel sosyalizmin kurucuları arasında sayılır.
Günümüzde insanlığı en çok etkileyen filozoflardan biridir. Düşüncelerinden dolayı ülkesinden ayrılmak zorunda kalmış , belli bir süre Belçika ve Fransa’da yaşamış ve oralardan da sürülerek İngiltere’nin Londra kentine yerleşmek zorunda kalmıştır , orada da ölmüştür.En önemli eseri ”Daskapital ( Kapital Sermaye )” dir.
Marx’a göre gerçek var olan maddedir , evren sürekli bir değişim içinde olan maddeden başka hiçbir şey değildir .
Fakat, değişim evrimsel değil devrimseldir. Madde , sıçramalar ve niteliksel dönüşümler biçiminde değiştiği için başlangıca geri götürülemez. Var olan şey , maddenin değişmiş bir görüntüsüdür. Madde, değişik fiziksel ve kimyasal süreci başlatmıştır. (Cansız Doğa) O da sıçrama ve niteliksel değişmelerle biyokimyasal (canlı) düzeye ulaşmıştır. Canlı değişerek tekrar değişerek bilinç kazanmış, böylece zihinsel süreç başlamıştır (insan).
Tarihi ve toplumu yaratan insandır. Tarih, insanın doğayla verdiği mücadelenin bir öyküsüdür. Tarih ve düşünce üretim ilişkilerinin bir sonucudur.İnsan etkin bir varlıktır.Hem kendini hem de doğayı değiştirerek ona biçim kazandırmaktadır.
Marx her şeyin temelinde maddeyi görür. Fakat madde diyaletik bir değişim süreciyle diğer varlıklara dönüşür. Hiçbir şey durağan değildir. Her şey değişir, oluşur ve bir başka şeye dönüşmek üzere yok olur. İnsan etkin bir varlıktır. Doğayı ve kendini değiştirme gücüne sahiptir. Doğanın edilgen (pasif) bir üyesi değildir.
Marx diyalektik yöntemi geliştirirken Hegel’den etkilenmiştir. Hegel, idealist bir filozoftur. O, aklın (idenin), kendine yabancılaşarak, kendini yadsıyarak doğa haline geldiğini, sonra da insan bilincinde kendine döndüğünü söylüyordu. Hegel’de, diyalektik aklın bir değişim sürecidir. Oysa Marx, ”başının üzerinde duran” diyalektiği ayaklarının üzerine oturttuğunu söyleyerek diyalektik değişim sürecini madde ile başlatır. Yani diyalektik, Marx’ta maddesel temele oturur. Marx’a göre diyalektik hem doğanın hem de düşüncenin gelişim yasasıdır.
Diyalektik maddecilik beş ilkeye dayanır .
BÜTÜNSELLİK: Var olanların hepsi birbiriyle ilintilidir. Herhangi bir nesne tek başına diğerlerinden soyutlanamaz.
DEĞİŞME: Var olan her şey bir durumdan başka bir duruma dönüşerek değişir.
NİCEL DEĞİŞMELERİN NİTEL DEĞİŞMELERE DÖNÜŞMELERİ: Nicelik değişimleri belli bir yoğunluğa ulaştıktan sonra bir nitelik değişimi gösterir (Suyun 100 °C ‘ye kadar kaynatılınca sıvı halden buhar haline dönüşmesi gibi.)
ÇELİŞME: Değişim, karşıtların çatışmasıdır. Her varlık zıttını kendi içinde taşır. Varlık kendisi ile çelişir. Çelişme olmasaydı gelişme olmazdı. Tez kendi antiteziyle çatışarak sentez de yeni bir varlığa dönüşür. Yeni varlık, öncekinden daha yüksek bir düzeyde ve gelişmiş olarak ortaya çıkar. Diyaletiğe göre değişme sürekli olarak başladığı noktaya dönme biçiminde değil de helezonik (sarmal) bir şekilde gelişerek yükselmekte ve ilerlemektedir.
AŞMA: Aşma, varlığın çelişme ve olumsuzlanmalardan geçerek ilerleyişidir.
Toplumların en ilkel biçimlerinde mülkiyet ortaktır. Ortaklaşa mülkiyet genellikle özel mülkiyete doğru gelişmiş ve kapitalizmi doğurmuştur. Kapitalizm, kendi çelişkilerini içinde toplayarak karşıtını, yani SOSYALİZM’i ortaya çıkarmıştır.
Marx , insan varlığını açıklarken de felsefenin temeline ”yabancılaşma” kavramını koyar. İnsan, ürünleri ortaya koyarken birçok zenginlikler yaratır. Bu zenginlikler onun karşısına para olarak dikilir. Onu egemenliğine alır. O, paranın oyuncağı haline gelir. İnsanın yarattığı nesneler, kendi başına büyük bir dünya kurarak onu yönetmeye kalkarlar. İşte insanın, bu durumun bilincine varması , yabancılaşmasıdır. Marx materyalizmi diyalektik materyalizmdir Bu özelliğiyle mekanik maddecilikten ayrılır ve onu reddeder. Mekanikçilere göre, her şey maddeden meydana gelmiştir. Madde, doğada hep vardır. Değişim maddenin hareketi ve yer değiştirmesidir. Tüm varlıklar, maddenin mekaniksel yer değişmesiyle oluşur; doğanın bir parçasıdır. İnsan da doğanın edilgen bir ürünüdür.
19. Yüzyıl boyunca, en azından Kıta Avrupası’ndaki en etkileyici düşünür Karl Marx’tı. Marx, kapitalizm teorisinde insan toplumlarının gelişmelerinin tunç yasalarını keşfettiğini ileri sürdü. Marx’ın teorisine göre, tarihi safhaların birbiri peşisıra akışı sürecinde, kapitalizmin yeri, kaçınılmaz olarak, önce sosyalizm ve daha sonra tam-teşekküllü komünizm ve sınıfsız toplum tarafından alınacaktı. Marx’la sosyalizm “bilimsel” sonun peşinen bilindiği ve sürecin akışını değiştirme teşebbüslerinin başarısızlığa mahkûm olduğunu öngören bir fikirler yapısı oldu.
Bütün sosyalist partiler Marx’ın fikirlerinin etkisi altına girdi. Bugün dahi, Marksizm sol kanattaki pekçok kimsenin düşünce yapısında önemli roller oynar. Başka bir değişle Marx ölmemiştir. Marx ve izleyicileri insanlık tarihi teorileriyle öylesine meşguldüler ki, kendi konumlarının sosyalizmin etik bir sistem olma iddiasıyla bağdaşmazlığını kavramadılar. Eğer tarih kaçınılmaz olarak sınıfsız topluma doğru akış halindeyse, olayların gidişini değiştirmek veya hızlandırmak yolundaki bütün teşebbüsler anlamsız-faydasız olacaktır. Marx’ın teorisindeki kimi belirsizlik ve muğlaklılara rağmen, sosyalist filozoflar arasında tartışılan tek konu bir devrimin mi yoksa genel oy hakkı tarafından hızlandırılmış barışcıl gelişmenin mi tarihin sonuna ulaşmak için gerekli ve yeterli olduğuydu. Bu mevzu etrafındaki tartışma, Avrupa kıtasındaki sol siyasî hareketlerin bir tarafta komünist ve devrim taraftarı bir kanada ve diğer tarafta toplumun meşru amacına demokratik yollarla ulaşmanın lehinde olan sosyal demokrat gruba bölünmesinin sebeplerinden birisidir.
Bunlara karşın görüşleriyle insanlık tarihinin değişmesinde etkili olan en önemli düşünürlerden biridir.
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder