18 Ekim 2014 Cumartesi

İbn-i Tufeyl

İbn-i Tufeyl

Endülüs’te yapmış olduğu girişimlerle Aristotelesçiliğin yeniden canlandırılmasında önemli bir rol oynamış olan İbn Tufeyl 12. yüzyılın önde gelen düşünürlerinden ve devlet adamlarından biridir. Hayy ibn Yakzan adlı felsefi romanında, ıssız bir adada büyümüş olan Hayy ibn Yakzan adındaki bir çocuğun büyüyüp düşünmeye alıştıktan sonra, akıl ve sezgi yoluyla Tanrı’ya ulaşabileceğini göstermek istemiştir.
Roma’nın bir yerinde, Hayy ibn Yakzan komşu adaların birinden gelen, yani medeniyetten gelen Asal adındaki birine buluşlarını anlatır ve akıl ve sezgi yoluyla Tanrı’ya nasıl ulaştığını gösterir. Sonra birlikte Asal’ın geldiği adaya giderler ve Salaman’la görüşürler. Bu görüşmenin sonucunda yerleşik olan töresel dinin halk için daha faydalı olduğuna ve buluşlarını kendilerine saklamanın daha doğru olacağına karar vererek ıssız adaya geri dönerler. Çünkü filozofların bilgi konusunda halk ile uyuşmalarının olanaksız olduğunu görmüşlerdir.
Batı’da 16. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan ve Aydınlanma Çağı’nda güçlenen deist (yaradancı) yaklaşımın, yani vahyin bildirdiği tanrı ve din anlayışını bir yana bırakarak aklın ve sezginin bildirdiği Tanrı ve din anlayışını benimseyen yaklaşımın hakim olduğu bu hikaye aslında yeni değildir; daha önce İbn Sina tarafından da işlenmiştir, ama kökleri Yeni Platoncu felsefenin biçimlendirdiği dönemlere kadar uzanmaktadır.
Pocock’un Philosophus Autodidactus adıyla Latinceye çevirmiş olduğu bu yapıt, daha sonra bütün Batı dillerine aktarılacak ve ilgiye okunacaktır. Jean-Jacques Rousseau’nun Emile’inde ve İngiliz romancı Danile Defoe2nun Robinson Crusoe’sinde Hayy ibn Yakzan’ın zilerini görmek olanaklıdır. Bacon ve Leibniz’e kadar Tufeyl’in bu eserinin etkisi vardır.
İbn Tufeyl Hayy ibn Yakzan’da, Aristoteles kozmolojisine geri döndüğü görülmektedir. Bu dönüş, 12. yüzyıl Endülüs düşüncesinde Aristotelesçiliğin yeniden güçlenmesiyle açıklanabilir.
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder