16 Ekim 2014 Perşembe

Gezegenlerin Oluşumu

Gezegenlerin Oluşumu


Güneş Sistemini oluşturan bireyler, bir bulutsunun çocuklarıdır. Ancak bu bulutsu, ilkel evrende olduğu gibi yalnız hidrojen ve helyumdan oluşmuyordu. Ağır elementler de içeriyordu. Gezegenler ve yeryüzündeki yaşamın oluşması bu sayede mümkün oldu. Bu elementlerden demir ve ondan daha hafif olanları yıldızların içinde; demirden ağır olanlarıysa süpernova patlamaları sırasında oluştu.
Gezegenler, merkezde oluşan Güneş’in çevresinde artakalan gaz ve tozdan meydana geldi. Bu toz ve gaz bulutu, başlangıçta Güneş’in çevresinde dönen, bir disk biçimini aldı.
Gezegenlerin Oluşumu
İlkel Güneş Sistemi’nde, toz parçaları bir araya gelerek “kondrül” denen küçük göktaşlarını oluşturdular. Kondrüller birbirleriyle ve çevrelerindeki toz parçalarıyla birleşerek “kondrit” denen göktaşlarını oluşturdu. Günümüzdeki göktaşlarının büyük bölümü de kondritlerdir. Kondritler birleşerek son aşamada “gezegencik” denen ilkel gezegenlere dönüştüler. Gezegencikler oluştuğunda artık ortada fazla gaz ve toz kalmamıştı.
Sıcak ve küresek yapıda olan gezegenciklerin büyüklükleri Ay’ınkinden çok daha küçüktü. Bir zamanlar gaz ve toz diskinin yer aldığı düzlemde çok sayıda gezegencik oluştu.
Gezegenciklerin çoğunun yörüngesi birbiriyle kesiştiğinden, zamanla birleşerek daha büyük cisimleri oluşturdular. İlk gezegenciklerin oluşumundan sonra, yaklaşık 10 milyon yıllık bir süreçte, geriye kalan gezegencikler de “gezegen” denen bu büyük kütleli gökcisimlerince yakalandı. Geriye, az sayıda gezegen ve belli yörüngelerde dolanan göktaşları kaldı.
Gaz devlerinin oluşumu, kayasal gezegenlerinkine benzer olmakla birlikte, Güneş’e uzaklıkları nedeniyle biraz daha farklı gelişti. Sistemi oluşturan bulutsunun iç katmanları, Güneş’in yaydığı ısının ve ışınım basıncının etkisiyle gazlardan arındırılmıştı.
Soğuk olan dış bölgelerdeyse su ve katı halde bulunabilen gazlar buz halinde bulunuyordu. Bu bölgelerde bulunan ve büyük oranda buz içeren gezegencikler, bir araya gelerek dev gezegenlere dönüştüler. Bu gezegenler büyüklükleri ve güçlü kütleçekimleri sayesinde çevrelerindeki gazı kendilerine çektiler. İşte bu nedenle dış bölgelerde bulunan gezegenler büyük oranda gaz içerir.
Neptün’ün de ötesindeki soğuk bölgede kalan ve Güneş sistemini oluşturan diskten artakalan maddenin bir bölümü Kuiper Kuşağı’nda bulunuyor. Bu kuşak, toplam kütlesi yaklaşık Dünya kütlesi kadar olan çok sayıda gökcismini içeriyor. Plüton, Eris ve kuyrukluyıldızlar gibi gökcisimleri de bu bölgede bulunuyor. Kuiper Kuşağı, Güneş’ten 30 ile 50 astronomi birimi arasında uzaklıkta yer alıyor. Kısa dönemli kuyrukluyıldızlar bu bölgeden geliyor.
Daha da ötede, Güneş sistemini küresel olarak çevreleyen, Oort Bulutu yer alıyor. Uzun dönemli kuyrukluyıldızlar, zamanlarının büyük bölümünü burada geçiriyorlar.
Güneş Sistemi’nin Üyeleri - Gezegenin Tanımı
Gökyüzündeki bazı nesnelerin yıldızlara göre hareketli olduğu binlerce yıldır biliniyor. Eski Yunanlılar, gökyüzünde dolaşan bu nesnelere “asteres planetai” (gezen yıldızlar) demişler. Ancak, o zamanlar her şeyin Dünya çevresinde dolandığı sanıldığından, bir gökcisminin gezegen olması için gökyüzünün yıldızlardan oluşan fonunda hareketli olmasının yeterli olduğu düşünülüyordu.
1800’lerin ortalarından sonra, Güneş Sistemi, 9 gezegen ve çok sayıda küçük gezegenden oluşan bir sistem olarak kabul ediliyordu. Bunların yanı sıra, kuyrukluyıldızların da Kuiper Kuşağı olarak adlandırılan ve Neptün’ün yörüngesinin ötesinde bulunan bir kuşakta yoğunlaştığı düşünülüyordu. Kuiper Kuşağı, 1992 yılına kadar yalnız kuramsal olarak öngörülüyordu. 1992’den sonra, Plüton’un yörüngesini de içine alan bu bölgede birtakım buzlu gökcisimleri keşfedilmeye başlandı.
İşte bu kuşağın keşfinden sonra, Plüton’un durumu sorgulanmaya başlandı. Ardı ardına keşfedilen, Sedna ve Quaoar gibi büyüklükleri Plüton’unkine yaklaşan Neptün-ötesi cisimler, tartışmaları iyice alevlendirdi.
29 Temmuz 2005’te keşfi duyurulan ve adı Eris konan gökcismi, bardağı taşıran damla oldu. Çünkü Eris, Plüton’dan büyüktü. Gökbilimciler, gelişen teleskoplar ve görüntüleme teknikleri sayesinde benzer gökcisimlerinden daha yüzlercesinin keşfedilebileceğini düşünüyorlar.
Bu gelişmeler üzerine, Uluslararası Astronomi Birliği (IAU), Ağustos 2006’da gezegenin yeni bir tanımını yaptı. Buna göre bir gökcisminin gezegen sayılabilmesi için, başlıca üç koşulu yerine getirmesi gerekiyor. Birinci koşul, gezegenin bir yıldızın çevresinde dolanması. İkinci koşul, gezegenin kütlesinin onun yuvarlak bir biçim alması için yeterli olması. Üçüncü koşulsa “komşuluğunu temizlemiş olması” yani, yörüngesi civarında kendine benzer başka gökcisimlerinin bulunmaması.
Bu tanıma göre daha önce bir gezegen sayılan Plüton, şimdi bu tanımının dışında kalıyor. Çünkü komşuluğunu temizlemiş durumda değil. Yörüngesi civarında kendisine benzeyen çok sayıda gökcismi bulunuyor.
Birinci ve ikinci koşulu yerine getiren, ancak üçüncü koşulu yerine getiremeyen, yani komşuluğunu temizleyememiş olan gökcisimlerine “cüce gezegen” deniyor. Bu tanıma göre Plüton, Eris ve eskiden bir küçük gezegen olan Ceres “cüce gezegen” sınıfına giriyor.
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder