18 Ekim 2014 Cumartesi

Farabi

Farabi

870 yılında Türkistan’da Siderya (Seyhun) nehri ile Aris’in birleştiği yerde kurulmuş olan eski bir yerleşim merkezi Farab’da doğmuştur. Babası Mehmed bir kale komutanıydı. Farabi hakkında sağlam ve detaylı bilgi pek yoktur ne yazık ki. Zaten filozof, bilgin ve sanatkar olarak yaşadığı yıllarda bugün tanındığı kadar tanınmıyordu. Hakkında bilgi veren kaynaklar kendisinden 150-200 yıl sonra yazıldığı için, güvenilir değiller. Efsanelerle süslenerek anlatılan bir ilim ve sanat adamıdır. Ebu Nasrı Farabi, Aristo’nun bütün eserlerini açıkladığı ve incelediği için Ustad-ı Sani, Hace-i Sani, Muallim-i Sani gibi sıfatlar almıştır. Bunlardan başka Ebu Nasri Farabi-i Türki, Hakim Farabi gibi isimlerle de anılır. Asıl adı Ebu Nasr Muhammed bin Muhammed bin Turhan bin Uzlug’dır. Batı kaynaklarında adı ‘Alpharbius ya da Alphartabi’ olarak geçmiştir.
İlk öğrenimini doğduğu yerde yapan Farabi, gençliğinde Türkistan’dan göç ederek bir süre İran’da dolaştı. Daha sonra o zamanın ilim ve sanat merkezi olan Bağdat’a gelerek yüksek öğrenimini burada tamamladı. Böylece anadili olan Türkçe’den başka Farsça ve Arapça’yı hristiyan hocalardan ilim dili olan Latince ve Eski Yunanca’yı öğrendi. Çağının ünlü bilginlerinden Ebu Bişr bin Yunus’tan Mantık, Ebu Bekr Ibn el Sarrac’dan dilbilgisi dersleri aldı. Bundan sonra Harran Üniversitesi’ne giderek felsefe çalışmaları yaptı ve burada Yuhna bin Haylan’dan Mantık bilgisini ilerletti. Aristo üzerindeki çalışmalarını burada yaptı. Bağdat’a döndükten bir süre sonra Mısır’a gitti. 941 yılında Mısır’dan Halep’e gelerek Emir SeyfüddevIe Hemedani’nin sarayında bulundu. Zamanının devlet adamlarından saygı gördü. Mütevazi bir hayat süren Farabi, Emir’in teklif ettiği yüksek maaşı kabul etmeyerek, Dört Dirhem’lik küçük bir ücretle yaşamayı yeğledi. Mısır’da kaldığı sürece Türk kıyafeti ile dolaşırdı ve Türkçe konuşurdu.
Eski Yunanlı filozof ve bilim adamlarının eserlerinin Arapça’ya çevrilerek öğrenilmesi Farabi ile başlamıştır. Önce Abbasiler, sonra endülüs medeniyeti içinde yetişen islam bilginleri bunları batıya tanıtmıştır. Ortaçağ avrupası bu filozofu Arap dilinden, özellikle Kurtuba’lı İbn-i rüşd’den öğrendi. Batılı bilginler İbn-i Rüşd’ü öğrenmek isterken Farabi’yi okumak zorunda kaldılar.

Farabi’nin eserlerinin yüzyıllarca Avrupa’da tanınmasının nedeni budur. Bütün ortaçağ boyunca Avrupa’da böylesine tanınan, hatta XX. yüzyılda bile hakkında araştırmalar yapılan, eserleri yayınlanan Farabi, 950 yılında Şam’da öldü ve Babüssagir’e gömüldü. Cenaze namazını Emir Seyfüddevle’nin kıldığı biliniyor.

Felsefesi
Doktor ve filozof olmasına rağmen, onun bütün sıfatları felsefeyle ilgili yönü için kullanılmaktadır. Felsefeyi öğrendikten sonra, görüşlerini Aristo felsefesi doğrultusunda geliştirdi ve bunları bir temele oturtarak kendine özgü bir okul kurdu. Olgun eserler yazmaya koyuldu. Psikoloji, metafizik, mantık, zeka, madde, zaman, vahdet, boşluk, mesafe ve sayı gibi kavramlarla ilgili görüşler ileri sürdü. İyi bir matematikçi oluşuyla da ünlüdür.
Felsefeye mantık yolundan girerek metafizik üzerinde durdu. Din ile felsefenin ayrılmaz bir bütün olduğunu gördükten sonra islam felsefesinin kurucusu oldu. Farabi’ye göre din ile felsefe arasındaki uyuşmazlık temelde değil, dışta kalan yorumlarla düşüncelerin değerlendirilmesindeki farklılıktan ileri gelir. Böylece mantık ve kavramcılığı geliştirdiğinden, bu etki ile Kelam gibi İslami bilim dalları kanıtlarını mantıktan almaya başlamıştır. Bu yoldan hareket eden Farabi, o zamanki ilim dallarını ikiye ayırır. Ona göre mantık, metafizik gibi ilimler teorik; ahlak, siyaset, matematik, musiki ise ameli yani pratik ilimdir.
Eserlerinin sayısı yetmişe yakındır. Yazılarını tenha yerlerde, su kıyılarında, ağaç altında yazdığı, eserlerindeki boşlukların, defterlere yazmayıp kağıtlara not etmesinden, daha sonra bunların bir bölümünün kaybolmasından ileri geldiği söylenir. En tanınmış alanları Ed-Talimü’s Sani ile İhsanü’l-Ulüm’dur. Sonuncusu ise Doğu dünyasında yazılmış ilk ansiklopedik eserdir.
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder