10 Ekim 2014 Cuma

bir şiir...

Daha henüz fidandı su beklerdi, güneş umardı.
Hepsi bir yana, sevgi beklerdi; İnsan olarak
yaratılmış şanslı varlıklardan.
Kaderi belliydi,ya koparılacak ya üstüne basılacak
ya da duygu taşıyacaktı. Kırmızıysa aşk, sarıysa ölüm…
Bir adamın bahçesinde yaşardı,fidanın farkında olmayan
kocaman evi, kocaman bahçesi olan ancak duygusuz
adamın biriydi sahibi…. Umutları vardı hayal kurardı,
etrafında cıvıl cıvıl çocukların oynadığı, sevenlerin
el ele dolaştığı…. Varsın evi bahçesi küçük olsundu ama
kocaman gönlü olsundu…. Hayaldi işte,
ama hayaller de birgün gerçek olmazmıydı?
İnanırsan, can-ı gönülden istersen; neden olmasındı.
Gün geçiyordu; Ama her gün aynıydı fidan için…
Bir tek bahçıvan vardı kendisini seven…
Bahçenin sahibi onları da sevmezdi bağırır
çağırırdı. Her akşam dertleşirler, ağlaşırlar
koklaşırlardı bahçıvanla.
Zaman geçti fidan büyümeye başladı,yüreğinde umutları
içinde sarmal sarmal kıpkırmızı yaprakları oldu.
Tomurcuk oldu, gonca oldu, yaprak açtı ay yüzlü kan
kırmızı yapraklı ,ask kokulu narin bir gül oldu..
Çiçekler hayrandı,her sabah yapraklarını okşayan
saba rüzgarı, ona gıda veren güneş, her gece ona
gülümseyen ay bile aşık oldu ona. Cefakar, fedakar
toprak ana gururlandı yavrusuyla. Bülbüller
şarkılar besteledi, name name şakıdı gül üstüne,
umut üstüne, sevda üstüne, aşk üstüne…
O gün hava kapkaraydı ne güneş vardı ne ay çıkmıştı,
ne rüzgar esmiş ne bülbül ötmüştü. Dostu bahçıvan da
ortalarda yoktu. Bahçede matem havası vardı.
Fırtına öncesi sessizlik kaplamıştı her yeri,
gece de baykuş feryat etmişti. Bu hal uzun
sürmedi haber bahçeye bomba gibi düştü.
Bahçe sahibi ölmüştü ve onun cenazesine gönderilmek
üzere bahçedeki tüm çiçekler kesilecekti.
Çiçekler ağlamaya feryat etmeye başladılar,
herkes birbirini teselli etmeye çalıştı ama elden
ne gelirdi ki, kader… Hele gül çok üzgündü
böyle mi olacaktı hayalleri umutları vardı. Sevenlere
aracı olacak, aşk nameleri duyacaktı onlardan..
Buseler konduracaklardı, kıpkırmızı ateşli dudaklardan,
kan kırmızısı yapraklarına…Allahım diyordu
şebnem şebnem gözyaşıyla ağlayarak..
Ve zaman geldi çattı bahçıvan dostu ağlayarak teker
teker kesmeye başladı yıllardır elleriyle suladığı,
gözü gibi baktığı, sevgiyle büyüttüğü kuzucuklarını…
Sıra güle gelmişti, öptü kokladı. Kolay şeymiydi
canından parçayı koparıp atmak .. Ağlaştılar veda
ettiler. Adamın gözünden düşen damlalar,
gülün yapraklarına düştü. Ağladı ağladı ağladı.
Bülbül acı acı öttü, rüzgar son defa okşadı. Gül gözlerini
kapattı ve celladının darbesini beklemeye başladı….
Bahçıvan bıçağı kaldırdı, Gül boynunu uzattı.
Vur! dedi; vur! dost elinden ölüm bile olsa
kabulümdür vur.. Hayır hayır yapamam
dedi bahçıvan .. O anda kararını verdi.
Gülü toprak anası ile aldı ve saksıya yerleştirdi.
Hızla evine götürdü. Karısı çok sevindi. Çünkü o gün
evlilik yıldönümleriydi. Gül Allaha şükür etti, hayalleri
gerçek olmuş, duaları kabul olmuştu. Artık bir
ailesi vardı sevgi dolu çocuk seslerinin ve aşk namelerinin
var olduğu. Sahibi fakirdi ve gülün bir karış toprağı vardı,
ama ne önemi vardı ki…. Sahibinin, sonsuz
ve sınırsız sevgi dolu gönül bahçeleri vardı.
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder