Aradığınızı Bulacaksınız...

Baruch Spinoza

Baruch Spinoza

24 Kasım 1632′de Amsterdam’da doğan Spinoza 21 Şubat 1677′de Lahey’de vefat etmiştir. Benedictius de Spinoza veya Bento d’Espinoza olarak da bilinmektedir. René Descartes ve Gottfried Leibniz’le birlikte 17. yüzyıl felsefesinin en önde gelen rasyonalistlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Zamanında anlaşılmayan pek çok filozof gibi Spinoza’da yanlış anlaşılmanın muhatabı olmuş, tuhaf bir çelişkiyle hem en büyük din düşmanlarından biri sayılmış hem de eserinin temel kaynağının Tanrı sevgisi olduğu söylenmiştir. bunlarla birlikte Spinoza’nın tam bir bilge yaşamı yaşadığı belirtilebilir. en büyük eseri Ethica isimli kitaptır.
Spinoza, Hollanda’da ticaretle uğraşan bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Ailesi Yahudi’yi ve Portekiz’den engizisyonunun baskıları dolayısıyla kaçıp önce Nantes’a sonra da Amsterdam’a gelmişlerdi. Bilimsel buluşların, dinsel bölünme ve çatışmaların, siyasal değişikliklerin ve felsefi gelişmelerin yoğun olduğu bir sırada Hollanda’da yaşadı. Spinoza’nın babası ticaretin yanı sıra sosyal alanda da gelişme kaydetmiş ve amsterdam’daki Sinagog’un ve Yahudi okulunun müdürü olmuştu. Ailesi spinoza’nın Yahudi hahamı olarak yetişmesini istemiş ve bu yönde gelişmesi için her türlü eğitim olanaklarını sağlamıştı. Spinoza bu sebeple erken yaşta gittiği Yahudi okullarında ve Sinagoglarda İbranice öğrenmiş, Yahudi ve Arap teologların çalışmalarını öğrenme imkanı bulmuştur.
Spinoza’nın laik ve sorgulayıcı düşünceyle güçlü bağlantısının başlangıcında eğitim sürecinin başlarında yer alan öğretmeni liberal haham olarak bilinen Manasseh ben Israel’in atkisi olduğu söylenebilir.
1650 yılında Franciscus van den Enden’in okulunda Latince, doğa bilimleri ve felsefe okumaya başalmıştır. 1651′de spinoza’nın Descartes’in eserlerini okumaya başladığı söyleniyor. 1652′de babasının tüm karşı çıkışına rağmen Spinoza mercek yontma işine başlar. 1653′de Jan de Witt Hollanda bölgesi konsey yönetimine atanır. 1654′de Spinoza’nın babası Micheal vefat eder. 1655′de Spinoza, Cemaat Mahkemesi tarafından din dışılıkla suçlanır. Bu sorgulamada Tanrı’nın bir bedene sahip olduğunu savunan Spinoza, sonunda hahamlar tarafından din düşmanı olmakla suçlanır ve pişman olması için zorlanır. bu yıl içinde spinoza Tanrı, İnsan ve İnsanın Refahı Üzerine Kısa Bir İnceleme adındaki eserini tamamlar. bu kitap çok güçlü olmakla birlikte spinoza’nın felsefesini tüm temel tezlerini barındıran bir yapıt olarak değerlendirilir.
1656′da 24 yaşındaki genç Spinoza amsterdam Sinagog’u tarafından, her ikisi de Dekartçılığın bir formuna dayanan, Tanrı’nın evren ve doğanın işleyişi olduğu, bir kişiliği olmadığı ve İncil’in Tanrı’nın doğasını öğretmek için mecazi ve simgesel bir kitap olduğu iddialarını savunduğu için Yahudi cemaatinden kovulur. Kovulmasının ardından, ismini Benedictus’a çevirdi. Cherem’in şartları çok kesindi, ceza asla geri alınmazdı. 1660′da Amsterdam Sinagog’u yerel yetkililere Spinoza için her türlü din ve ahlak için bir tehdit diyerek şikayette bulunur.
1661′de spinoza Amsterdam’ı terk eder, yakınlarındaki Rjinsburg’a yerleşir. Etika’sını yazmaya başlar ve hayatının sonuna kadar mektuplaşacağı Henry Oldenburg ile tanışır. 1662′de Tractatus de intellectus emendatione isimli eserini bitirdiği tahmin edilmektedir. 1663′de Lahey yakınlarındaki Voorburg’a ressam Daniel Tydemann ile birlikte yerleşir. 1664 yılında Lahey’de Descartes Felsefesi’nin İlkeleri isimli kitabını yayınlar. Bu kitabın Metafizik Düşünceler adlı çalışması yer almaktadır. Aralık 1664′den Haziran 1665′e kadar amatör bir Kalvinist teolog olan ve spinoza’ya şeytan konusunda sorular soran Blyenbergh ile mektuplaşır. 1665′in son aylarında Oldenburg’a, 1670′te basılacak olan yeni kitabı Teolojik Politik İnceleme’ye çalışmaya başladığını yazar.
Bazı arkadaşları nedeniyle politik kamplaşmalarda taraf olmak durumunda kalmış, yazdığı ve isimsiz olarak yayınladığı Teolojik- Politik İncelemeler kitabı bu kamplaşmalar dolayısıyla tepkiyle karşılanmıştır. Spinoza bu kitabından sonra yazmamaya karar verir. 1670′de Teolojik-Politik İncelemeler amsterdam Kilise Konseyi tarafından dininden dönen bir Yahudi ve Şeytan tarafından cehennemde uydurlmuş ve sayın jan de witt’in bilgisi dahilinde yayınlanmıştır ifadesiyle eleştirilmiştir. Spinoza Lahey’de Stille Veerkade’de yaşamaya başlar.
1671′de Leibniz ona Notita opticae promoteae isimli eserini oda Leibniz’e Teolojik-Politik İncelemeler eserini yollar. 1673′te kendisine teklif edilen Heidelberg Üniversitesi’ndeki felsefe kürsüsünü de reddeder, çünkü din adamlarını rahatsız etmeme koşulu vardır bu önerinin. Etika isimli eserini 1675′te tamamlar. Bu eser belirli bir çevrede dolaşır, tartışılıp, değerlendirilir; fakat Spinoza yaşadığı sırada izin vermediğinden basılmaz. Ölümünden bir yıl önce 1676′da Leibniz ile görüşür. Aynı yıl Lahey Sinodu Teolojik-Politik İncelemeler’in yazarı hakkında takip kararı alır. 21 Şubat 1677′de ölen Spinoza’nın eserleri, Amsterdam’da, arkadaşları tarafından Opera Posthuma politicus, Tractatus de intellectus emendatione, Epistoale, Compendium Grammatices Linguae Hebrae adıyla yayınlanır. 1678′de Spinoza’nın eserleri Flemenkçe, yani kendi dilinde yayınlanır.

Felsefesi
Spinoza’nın düşünce kaynaklarında farklı etkilerin olduğu söylenebilir. Onun zor anlaşılan ya da tamamen zıt yönlerde anlaşılan felsefesinin oluşumunda bir yanda Yahudi mistiklerini, İslam düşünürlerini, skolastikleri, 17. yüzyılda çok önemli gelişmeler kaydeden doğabilimlerini, Girdano Bruno ve özellikle onu panteizmini ve bütün bunların ötesinde Descartes’i ve Kartezyen felsefeyi buluruz. Bir anlamda bunlara bağlı olarak onun felsefi sorununun töz sorunu olduğunu, bu eksende varlık problemine yöneldiğini söyleyebiliriz.
Beden ve ruhun birbirlerine olan üstünlükleri yerine paralelliklerini savunan Spinoza ereksel bir nedenselliğe de karşı çıkmıştır. Bununla birlikte aşkın bir tanrı anlayışı yerine içkin bir doğa anlayışı getirmiştir. Böylece ruhun bedeni yönettiği insanbiçimli tanrı fikri yerine bütün çeşitlilikleri barındıran ereksel olmayan bir tek doğadan bahsetmekle beraber insandaki temel üç yanılsamayı tasfir etmiştir. Ereklilik çerçevesinde, Bilinç, özgürlük ve tanrıbilimsel yanılsama.
Spinoza’nın misalinde, yeni materyalist felsefenin yahudiliğin bağrında veya yahudi ananesinin kaynaklarında doğuşu gayet iyi takip edebilirler. Bu ananede dini öz, milli, siyasi ve dünyevi muhtevaya nispeten çok ince sığ kalıyor, yani Hristiyanlığa tamamen ters bir durum.

Spinoza’nın felsefi çalışmalarının anlaşılmak ve değerlendirilmek bakımından özel zorlukları olduğu bilinen bir gerçektir. Kullandığı kavramlar, bunlara getirdiği tanım ve açıklamalar birçok farklı yollardan yeniden sorgulanabilir ya da değerlendirilebilir. Bu yalnızca Spinoza’nın bir yanda Tanrı sarhoşu, diğer yanda din ve tanrı düşmanı olarak değerlendirilmesi meselesinde ortaya çıkmaz, bir bütün felsefi sisteminin anlaşılmasında özel bir sorun yaratır. Felsefenin bildik terimlerini kullanmakla birlikte, Spinoza’nın kendi metafiziğini kurarken bu terimlere sağladığı anlam katmanları ve terimleri birbiriyle ilintilendirme tarzı onun sisteminin anlaşılmasını güçleştirmiş ve bunun yanı sıra pek çok farklı şekillerde yorumlanmasına yol açmıştır.
Temel yapıtı Etika ilginç özelliklere sahiptir. İlkin burada Spinoza’nın felsefi çalışmasına bilimsel bir konum kazandırmaya çalıştığı söylenebilir. Rasyonalist filozofların matematikten etkilenmeleri ya da onu model almaları spinoza içinde geçerlidir, ancak spinoza matematikten çok geometriyi benimser ve yapıtlarında geometri yöntemi kullanır. Etika’nın altbaşlığı bu bakımdan örnektir. Geometrik yönteme göre kanıtlanmış olan ahlak. Yorumcuları, çalışmanın ağır yapısının buradan kaynaklandığında hemfikirdirler. Etika’nın hem biçimsel yapısını hem de içeriğini geometrik yöntem şekillendirir.
Etika’nın temel kavramları olan töz, nitelik, görünüm, nedensellik bunlara örnek olarak verilebilir. spinozacı metafiziğin nasıl bir ontolojiye sahip olduğu, Tanrı ya da doğa dediğinde ne demek istediği, insanın doğadaki yerinin nasıl ele alındığı, özgürlük ve zorunluluk ilişkisinin nasıl değerlendirildiği önemli boyutlar ve sorunlar içerir. Spinoza bu bakımdan etkisi geç anlaşılmış ve anlaşıldığı andan itibaren sürekli yeniden değerlendirilir bir filozof olmuştur.
Spinoza Tanrı ya da Doğa
Spinoza’nın yazılarından her yere tanrı yerine tabiat kelimesi konulabilir. Bu konuda kendisi bile sarih olarak yol gösteriyor. Tanrı mefhumundan şahsi, irade ve hatta şuurla ilgili her şeyi çıkarmak suretiyle, Spinoza, bu iki mefhumu birbirine yaklaştırır.
Spinoza’nın panteist bir düşünce yönünde uçlara vardığı ve monist bir tanrı-doğa düşüncesine ulaştığı ilk olarak belirtilmesi gereken noktadır. Bununla birlikte Spinoza’nın felsefi sisteminde Tanrı kavramının merkezi bir yeri olduğunu söylemek gerekir. Tanrı, bu felsefi sistemin hem başlangıç noktası hem de son noktasıdır. Var olan her şey Tanrı içinde vardır ve Tanrı olmaksızın hiçbir şey ne varolabilir ne de kavranabilir.
Ancak yine de açık olmayan spinoza’nın Tanrı’sının felsefesi açısından nasıl bir şey olduğudur. Kendinde bir neden, nedeni kendinde olmak anlamında Tanrı ve özellikle bu alıntıda kullanılan içinde terimi spinoza üzerine yapılan sonu gelmez yorum denemelerinde sürekli bir tartışma konusudur. Bilimsel bir düşünceye de dinsel bir düşünceye de bağlantılandıran spinozacı felsefenin Tanrı kavramı, hem ontolojik kanıtlamanın hem de bilgi bilimsel yapının anahtarı olarak görünmektedir. Çünkü tanrının varlığı için öne sürülen ontolojik veri, bir gerçekliğin varlığını o gerçekliğin kavranışından hareketle kanıtlamaya yönelen yaklaşımdan hareket eder görünmektedir.
Aynı zamanda Spinoza’nın monist bir dizgiye yöneldiği söylenebilir; onun hem bir ateist hem de bir pantesit olarak görünmesini sağlayan ise bu monist tutumun özgüllüğüdür. Ünlü sav sözünde Spinoza ‘Tanrı ya da doğa’ demektedir. İlk alıntı ile bu sav söz karşılaştırıldığında Spinoza’nın güç anlaşılır tezleri belirginleşmektedir. Bu formülasyonda Spinoza, bir yanda fiziksel dünyanın özünde teolojik olmasını ve öte yandan teolojinin kişisel olmaması sağlamaya çalışır. Burada varsayım sonradan üzerinde çok konuşulacak olan, gerçeklik ile kavrayışın örtüşmesi, daha düşünce dünyasındaki bağıntıların birebir gerçeklikteki bağıntılara tekabül etmesidir.
Bu yaklaşımları geliştirmekte nedensellik kavramı da ayrı bir öneme sahiptir. Spinoza’nın gizli varsayımının kuramsal dayanağı bir anlamda bu nedensellik fikridir; fakat spinoza’nın nedensellik fikri amprizim felsefesi için kabul edilemez bir nedensellik yaklaşımıdır. Spinoza burada rasyonalist yönelime uygun bir yol izler ve nedenselliği bir bakıma dünyadan kopartarak zihnimize, yani dünyayı kendi kavrayışımıza bağlar. Çünkü ona göre, eğer aklı mümkün kılan çıkış noktaları ya da öncüller gerçeklik için bir güvence sağlayamıyorsa başka hiçbir şey sağlayamaz. Böylece apaçık gerçeklik, düşünceden gerçekliğe geçişin sağladığı bir gerçeklik olarak belirir. Buna göre, fiziksel dünyanın, düşüncenin onu temsil ettiği gibi olduğunu, bizzat bu düşüncenin kendisinden anlarız ki, spinoza bu yolla argümanlarında kavrayış nosyonunu özel bir ilgiyle kullanmakta ve bunun aracılığıyla dünyaya bir tanım getirmektedir.
Spinoza Töz, Nitelik ve Görünüm
Bu noktada Spinozacı töz, nitelik ve görünüm kavramlarına bakmak gerekir. Töz, kısacası, nedeni kendi içinde olan, kendisi kendi aracılığıyla kavranandır. Görünüm ise kendi aracılığıyla ve kendinde kavranan değil, aksine tözün görünümü olarak tanımlanır. Bizim ya da başka bireysel şeylerin varoluşlarının açıklanması kendimiz dışındaki başka bir şeye dayanır. Hepimiz kutsal ve mutlak bir tözün görünümleriyiz. Bu anlamda Tanrı bir tözdür, yani kendinde bir nedenle ve zorunlu olarak Tanrı vardır. Ancak böyle ise, töz aynı zamanda herhangi bir şeydirde, yani varolduğu ontolojik bir veri tarafından kanıtlanan herhangi bir şey töz olabilir. Ancak Spinozacı sistem böyle bir çıkarsamaya olanak vermemektedir. Spinoza, birci anlayışıyla ve düşündüğü metafizik sisteme varabilmek için bunu kabul edemez ve rasyonalizmin örtük varsayımlarından yararlanarak Tanrı dışında bir tözün olabilirliğini yadsır.
Nitelik, Tanrı’yı özünde ne ise o olarak gösteren şeydir. Düşünce ve uzam Spinoza’ya göre, Tanrı’nın iki temel niteliğidir. Böylece o, Kartezyen felsefedeki soruna kendince bir çözüm getirir. Düşüncelerin ve fizik nesnelerin tek bir tözün değişimleri olduğunu öne sürer ve Tanrı’yı her biri ebedi ve sonsuz özü ifade eden sonsuz nitelilerden oluşan bir töz olarak tanımlar.
Bütün bunlar Spinoza felsefesinin metafizik gücünü ve anlaşılmaktaki zorluklarını göstermektedir. Spinoza felsefesinin gücü de güçsüzlüğü de başlangıç öncüllerinde ve kavramlara kattığı özel içeriklerdedir. Spinoza felsefesinde çıkan sonuç ise daha da çarpıcıdır. Tanrı ile doğa özdeştir. Bu sonuç, mantıksal neden ile gerçek nedenin özdeş sayılmasına paraleldir. Dolayısıyla da Tanrı bilgisi ya da Tanrı’yı bilmek, entelektüel Tanrı sevgisi Spinozacı metafiziğin çıkış noktası ve varış noktasıdır.
Spinoza İnsan
Spinoza’daki insan anlayışının felsefi sistemiyle, kurduğu geometrik metafizik bütünlükle doğrudan bağlantılı zorunlu bağlamları vardır. Töz anlayışı, evreni bir zorunlu bağlantılar sistemi olarak tekçi anlayışla açıklamak üzere kurulur ve bütün varlıklar Tanrı’dan başka bir şey olmayan bu tözün zorunlu görünümleri olarak açıklanır. Tanrı, sonsuzluk boyutunda her şeyin özüdür. İnsan ise zaman ya da süre boyutunda kendinin kendinde nedeni ve bu temelde her şeyin varoluşunun nedeni olan Tanrı, Spinoza’nın beden-ruh ikilemini çözmesinde de yardım eder.
Bu çözümü şu şekilde ifade etmek mümkündür. Beden ve ruh, Tanrı’nın sonsuz özünden gelen görünümlerdedirler ve dolayısıyla gerçek dünyanın düzeniyle ruhun düzeni birlik oluşturur. Böylece geleneksel anlamda bilinen birey-özne ve dolayısıyla insan Spinozacı sistemde ortadan kaldırılmıştır. Bu sistemde bireysel anlamda akıl ve irade sahibi, kendi kararlarını veren ve verdiği kararlarda özgür olan bir insan anlayışına yer kalmaz; aksine ruh ve madde, zihin ve gerçeklik tek ve sonsuz bir özün görünümleri olarak aynı derecede zorunlulukla belirlenen varlıklar olarak belirirler. İnsan iradesini irade olarak tanımayan Spinozacı metafizik, ilginç bir etik anlayışına yol açar, ilginçlik etik bilinen anlamda irade ve insan kararları üzerine kurulu olmasından kaynaklanır. Varlığı ve varoluşu bütünlükle nedensellikler içinde açıklayan bir felsefe sistemi, aynıksal sistemin içine zorunlu olarak etiği oturtmak durumundadır. Spinoza, buna bağlı olarak, insan ruhuna yönelik doğalcı ve maknist kabul edilen bir düşünce şekillendirir.
Spinoza için soyut etik yasaların ve değer yargıları belirlemenin hiçbir anlamı yoktur. Önemli olan gerçeği tanımaktır, ki bunun nasıl bir şey olduğunu sistem dahilinde açıklar. Güç ve erden insanı açıklamakta önemlidir, ancak her ikisi de Tanrı bilgisinde temellenir. Spinoza’nın felsefi sistemi Tanrı düşüncesiyle başlayıp Tanrı düşüncesiyle sonlandığı için insanın doğru konumlanışı bu sistemin belirlediği gereklere göre bilgiye yönelmesi ve kendi zorunluluklarını kavramasıdır. Spinoza insan-toplum-devlet düşüncelerini bu felsefi düşünüş doğrultusunda temellendirmekte, insan tanımlamasını teolojik-politik düşüncesinde oluşturmaktadır. Ona göre geometri önemlidir.
Spinoza Özgürlük
Spinoza, her türlü tasarım ve iradeye dayalı kararın zorunlulukla kendisinden önce gelen bir olaya dayandığı fikrinden hareket eder. Bu şekilde yaklaşılınca istenç ve irade özgürlüğü olarak adlandırılan özgürlüğün reddedilmesi ortaya çıkar. Felsefe tarihi içinde Spinoza kadar katı bir kuramsal yargıyla bu anlamdaki özgürlüğün reddedilmesi sözkonusu değildir. Daha sonra yapısalcılık’ın belirli bir yorumunda, örneğin Althusser’in özneyi yapının bir türevi olarak ortaya koyan çalışmalarında bu tür bir yaklaşım görülür. Spinoza özgürlüğü bir yanılsama dahası bir fantazi sayar. Buna sebep olanın, eylemlerimizin ve etkinliklerimizin nedenlerini bilmememiz olduğunu söyler.
Spinoza’ya göre, eğer aşağı doğru akan bir su düşünebilen bir varlık olsaydı, kendi özgür istenci ve iradesiyle aşağı doğru akmakta olduğunu düşünürdü. Karar verme durumumuzu başka bir açıdanda özgürlük olarak kabul edemeyiz, çünkü kararlarımızı çoğunluk hafıza denilen yapının etkileriyle oluşur ve Spinoza’ya göre hafızaya hakim olabildiğimiz söylenemez.
Sonuç olarak Spinoza’nın elbette bir özgürlük anlayışı sözkonusudur ve bu anlayış şaşırtıcı olmayacak kadar kesin bir nitelikle onun mantıksal sistemine derinden bağlıdır. Spinoza için özgürlük, insanın kendi doğasında mevcut olan zorunluluklara uyması durumudur. Özgürlük, zorunluluğun tanınmasıdır. Bu argüman, zorunlu olarak her tür özneyi ve öznelliği dışta bırakan Spinozacı sistemden ileri gelmektedir. İnsan teki, Tanrı’nın görünümlerinden biri olduğu için, her şeyi yöneten yasalar bu insan tekini de yönetir ve onun kararı bu durumda olsa olsa bu yasalara uymak durumudur ki, burada bir özgürlükten söz edilemez.
Spinoza’nın tüm sistemini kurarken saf ve tarafsız bir mantıkçının konumuna çekilmeye çalıştığını söyleyebiliriz ve tutumu özellikle özgürlük konusunda belirgindir. eylemleri yalnızca kendisi tarafından belirlenen şey özgürdür ve bu insan olamaz, olsa olsa Tanrı olabilir. İnsan eylemliliği ise zorunlu olarak belirlenmiştir. Buna bağlı olarak özgür insan, Spinoza’ya göre, içinde bulunduğu ve kendisini belirleyen zorunlulukların farkında olan, bunların bilgisine sahip olan insandır. Bu anlamıyla felsefi sisteminde Spinoza daha yüksek bir algı düzeyine çıkmış, duygularını denetim altına alabilen, kendisinin ve dünyanın kavrayışına sahip olmayı özgür insan olarak tanımlar.
Spinoza’nın Etkileri
Spinoza’nın güçlü mantıksal metafizik sistemi, gerek Leibniz’in eleştirileri gerekse diğer ampirik felsefenin gelişmesiyle kısmen unutulur. Kant’a gelindiğinde ise önemli bir kuramsal müdahele ile karşılaşır. Kant bu sistemin örtük ve açık varsayımlarını sorunsallaştıran bir yol izler, ontolojik alan ile epistemolojik alanı kategorik bir ayrıma tabi tutarak, gerçekliğin bizim düşüncelerimize tekabül ettiği ya da edebileceği varsayımını geçersizleştirmeye çalışır. Saf aklın perspektifine ulaşılamaz, sonsuzluk boyutuna dair bir bakışa ya da bilgiye erişilemez. Ateist ya da Tanrı sevdalısı filozof şeklindeki kısır ya da tek yönlü değerlendirmelerin dışında spinoza 18. yüzyıldan itibaren birçok filozofu müttefik ya da rakip olarak etkilemiştir.
Novalis, Sckleirmacher, Jacobi, Mandelssohn, Goethe, Schelling, Hegel bu etki alanının içindeki önemli isimler olarak belirtilebilir. Hegel’in spinozacı felsefi sistemi dönüştürerek kullandığı söylenebilir. Spinoza’daki töz Hegel’de Mutlak idea olarak anılır bir anlamda. Ayrıca Marx’ın Hegel’i ayakları üzerine oturtma girişiminde de Spinoza etkisi olduğu öne sürülmektedir. Çünkü, marksist felsefe, insanın etkinliklerini onun maddi koşullarından bağımsız görmemekte, özgürlüğün zorunluluklarını bilinci olduğu tezini olumlamakta, bunlara bağlı olarak doğa yasalarının belirleyiciliğini öne sürmektedir ki, Spinozacı sistemle bunlar arasında paralellikler kurmak kaçınılmazdır.
Nietzsche ise tam bir Spinoza karşıtı olarak konuşur, çünkü Spinoza’nın temel savlarını kabul edilemez bulunur. Örneğin, gerçeğin ona yönelik yaklaşımlardan koparılabileceği yönündeki düşünce kabul edilemez bir yanlıştır. Nietzsche, Spinoza’nın matematiksel hokus pokuslarla felsefi sistemini kurduğunu söyler ve onu hasta münzevi olarak tanımlar. Nietzscheci düşünceyle önemli ilgileri olan postmodern felsefenin önemli isimlerinden Gilles Deleuze ise Spinoza’ya çok önem veren düşünürlerden biridir. spinoza üzerine dersler ve konferanslar vermiş olan Deleuze, daha sonra bu notlarını Spinoza/Pratik felsefe başlığında yayınlamıştır. Bu kitap Etika üzerine bir tür sözlük ve açımlama metnidir. Özgürlüğün zorunlulukların bilgisine ulaşma olarak tanımlayan Etika’yı, bir özgürleşme etiği olarak değerlendirir Deleuze. Deleuze’dan önce Louis Althusser’in ismini de anmak gerekir. Yapısalcılık’ın ve kuramsal Marksizmin önemli ismi Althusser, öznenin yokluğu ve yapının belirleyiciliği konularında Spinozacı sistemden referanslar bulmuş ve onun üzerinde önemle durmuş bir düşünürdür.
Share on Google Plus

About İbrahim Can Gezer

This is a short description in the author block about the author. You edit it by entering text in the "Biographical Info" field in the user admin panel.
    Blogger Comment

0 yorum:

Yorum Gönder