Aradığınızı Bulacaksınız...

Agatha Christie

Agatha Christie


15 Eylül 1890 tarihinde, Torquay, Devon'da, Frederick Alvah Millerand Clarissa Miller'ın kızları olarak dünyaya gelen Christie, evde eğitim gördü. Çok küçük yaşta annesi tarafından yazmak için cesaretlendirilen Christie, on altı yaşındayken, Paris'e, şan ve piyano dersleri alacağı bir okula gönderildi.

1914'de, bir Flying Royal Corps çalışanı olan Archibald Christie ile evlendi. 1919'da kızları Rosalind, dünyaya geldi.

Christie'nin ilk dedektif romanı, The Mysterious Affair at Styles(Styles'daki Esrarengiz Olay), daha kırkı aşkın romanda karşımıza çıkacak, ünlü Belçikalı dedektif karakteri, Hercule Poirot'u ilk kez kullandığı kitabıydı. Kitap, çeşitli yayınevinlerince geri çevrildikten sonra, 1920'de, Bodley Head Yayınevi tarafından kabul edildi.

Christie’nin, diğer ünlü dedektifi, sevimli bir yaşlı kız olan, amatör dedektif, Miss Jane Marple, tipik bir İngiliz karakateridir. Poirot, esrarengiz olayları, mantığını ve akılcı methodlarını ve “küçük gri hücreler”ini kullanarak çözerken, Marple, kadınlık içgüdülerine ve empati yeteneğine güvenirdi. Marple’ın adı, içlerinde ilk olarak, Christie’nin 1930'da yazdığı, Murder At The Vicarage (Ölüm Çığlığı) ve son olarak da, 1977’de yazdığı, Sleeping Murder (Uyuyan Ölüm)’ın bulunduğu, on yedi eserde geçmekteydi. Poirot ve Miss Marple karakterlerinin ikisi de sinema ve televizyona uyarlandı.

56 yılda 66 detektif romanının altına imzasını atan Christie’nin en iyi kitaplarından bazıları, 1934'de yazdığı, The Murder of Roger Ackroyd (Roger Ackroyd Cinayeti) ve Murder On The Orient Express (Doğu Ekspresinde Cinayet), 1937’de yazdığı Death On The Nile (Nil’de Ölüm) ve 1939’da yazdığı Ten Little Niggers (On Küçük Zenci)’dır. 1977’de otobiyografisini yazan Christie, The Mousetrap(Fare Kapanı) gibi, Londra’da, 30 yılı aşkın süre devamlı olarak sahnelerde oynanan, birçok oyununun da yazarıdır.

Archie Christie’nin, Nancy Neele adında, daha genç bir kadına aşık olduğunu açıklaması üzerine, 1926’da, Christie’nin evliliği noktalandı. Aynı sene Christie, annesini kaybetti.

1978’de, Michael Apted’in yönetmenliğini yaptığı ve Christie’yi, Vanessa Redgrave’in canlandırdığı, Christie’nin gerçek hayat öyküsünü konu alan, Agatha filmi, 1926’da, Christie’nin boşanmasından sonra bir süreliğine ortadan kaybolup, Harrowgate Oteli’nde, Mrs. Neele adı altında yaşamasını konu alır.

1928’de sonuçlanan boşanma sürecinin iki yıl sonrasında, Christie, 1927’de, Ortadoğu’ya yaptığı ziyaretler sırasında tanıştığı, arkeologMax Mallowan’a, Suriye ve Irak’daki kazı alanlarına yaptığı yolculuklarda eşlik etti. Daha sonra Mallowan ile evlenen Christie, 1936’daMurder in Mesopotaima (Mezapotamya Cinayeti) ve 1937’de, Death on the Nile (Nil’de Ölüm), romanlarını yazdı.1946’da yazdığı,Come, Tell Me How You Live kitabında, Christie, kendi arkeolojik maceralarını anlatmıştır.

En verimli dönemi 1920’lerin sonu olan Chiristie’nin, 1930’larda, farklı esrarengiz olayları konu alan dört, Dedektif Hercule Poirot’un hikayelerini yazdığı on dört, Miss Marple ve Müfettiş Battle’ın hikayelerini yazdığı dört kitabı basıldı. Aynı sene, Harley Quin ve Mr. Marker Pyne hikayelerinin anlatıldığı, iki kitap daha yazan Christie, iki tane de sahne oyunu yazdı.

1936’da, Mary Westmacott takma adı altında yazdığı, ilk altı psikolojik romantizm romanı basılan Chiristie, 1937’de Howard Carter’la tanıştığı, Luxor ziyaretinden sonra, 1973 yılına kadar basılmayan, Akhanaton adlı sahne oyununu yazdı. Bu oyun 1979’da New York’da takip eden sene de Londra’da, Akhanaton and Nefertiti adıyla sahnelendi.

İkinci dünya savaşı sırasında, Londra’da Univesity College Hospital dispanserinde görev yapan Christie, savaş sonrasında, roman çalışmalarına devam etmesinin yanı sıra, sahnede ve sinemada da başarı kazandı. Witness for the Prosecution (Beklenmeyen Şahit),New York Drama Critics Circle tarafından, 1954-55 sezonunun en iyi yabancı sahne oyunu seçildi.

1967’de Christie, İngiliz Araştırma Klübü’nün başkanı oldu. 1971 yılında İngiltere’nin en yüksek onur ünvanı olan "Britanya İmparatorluğu Kadın Komutanı" nişanını alan Christie, 12 Ocak 1976’da, Wallingford, İngiltere’ de öldü.


©Copyright 2005. Agatha Christie Ltd., a Chorion Company. All rights reserved. - Profil Fotoğrafının aslı Agatha Christie Ltd., a Chorion Company ürünüdür.

PERA PALAS ESRARI

Pera Palas Oteli, İngiliz polisiye yazarı Agatha Christie’nin adıyla adeta özdeşleşti. Otel, tanıtımlarında yıllardır onun adını kullanır. Bu imaja uygun olarak önceki gün de Christie’nin kaldığı söylenen 411 numaralı odanın karşısındaki 410 numara da, Türkiyeli polisiye yazarı Ahmet Ümit’e verildi. Ümit’in yeni romanını bu odada hazırlayacağı açıklandı. Ne var ki, ortada pek de dillendirilmeyen bir muamma var: Christie, gerçekten Pera Palas’ta kaldı mı?

Sherlock Holmes: Evet kaldı


Madem polisiyeden bahsediyoruz, bu soruyu tam da konuya uygun bir yöntemle çözmeye çalışalım. Ve 411 numaranın esrarının izini sürmeyi iki ünlü dedektife, Sherlock Holmes ile Hercule Poirot’ya bırakalım... Pera Palas yetkilileri olaya, Conan Doyle’un kahramanı Holmes gibi yaklaşır. Holmes için önemli olan anlatılan hikâyeden ziyade bulunan kanıttır. Otel de önümüze türlü türlü kanıtlar sürüyor. Gerçekten de rezervasyon defterinde, Şark Ekspresi’nin konuk listesinde ve o dönem hem tren yolunu hem oteli işleten Cook şirketinin kayıtlarında Christie’nin imzası vardır. Hatta 1979’da Christie’nin kayıp 11 gününü filme almak isteyen Warner Brothers Şirketi’nin tuttuğu bir medyum, Christie’nin bu 11 günlük kayıp dönemine ışık tutacak bir anahtarın, Pera Palas’taki odada bulunduğunu iddia eder. 



O dönem otelin Yönetim Kurulu Başkanı olan Hasan Süzer de odada bir anahtar bulunduğunu açıklar. Pera Palas, 2010’da topladığı tüm bu kanıtların eşliğinde Christie’nin 120. doğum gününü yazarın akrabalarının da davetli olduğu bir partiyle kutlar. Ama bu meşum esrara Christie’nin ünlü dedektifi Poirot’nun açısından yaklaşınca sonuç bambaşka çıkıyor. Holmes’ün aksine Poirot, güçlü sezgilerine ve zekâsına güvenir. Nobran dedektifimiz için kanıt bir şey ifade etmez. Sanki Holmes’e bir gönderme yapar gibi, “Ben köpek miyim ki, yerde kanıt arayayım” der. O hikâyeye bakar, boşlukları keşfeder, parçaları birleştirir...

Şark Ekspresi’ndeki rivayet


Poirot olsaydı eğer, öncelikle bu muammanın nereden çıktığıyla işe başlardı. Christie’nin en ünlü romanı Şark Ekspresi’nde Cinayet’i 411 numaralı odada yazmaya başladığına dair üzun süredir bir rivayet dolanır durur. İnternetteki basit bir tarama sonucunda en ciddi yazılardan en basit Wikipedia maddesine kadar her yerde bu malumatın kesin bir bilgi olarak kullanıldığına rastlamak mümkün. Üstelik gerçek açık bir şekilde gözünün önünde durmasına rağmen... Şark Ekspresi’nde Cinayet, İstanbul ’da başlar. 1930’lu yıllarda Şam’da görevini başarı ile tamamlayan Poirot, Toros Ekspresi ile İstanbul’a gelir. 


Haydarpaşa Garı’nda iner, vapurla Sirkeci’ye geçer, Galata Köprüsü’nden doğruca Pera Palas’a değil, Tokatlıyan Oteli’ne gider. Kitabın orijinalinde bu bölümünün adı da zaten Tokatlıyan Oteli’dir. Böylece Poirot, rivayetin ilk kaynağına ulaşır. Sıra asıl kahramanın ağzından gerçek hikâyeyi dinlemeye gelir. O da bizzat Christie’nin kendisidir. Bunun için de pek fazla çabaya gerek yok aslında. Zira, Christie; 2009’da Türkiye ’de Altın Kitaplar Yayınları’nın, Azize Bergin’in çevirisi ile yayımladığı ‘Hayatım’ adlı otobiyografisinde İstanbul macerasını detaylarıyla paylaşır. Biyografiye bakılırsa Christie, Şark Ekspresi ile 1926’da İstanbul’a gelir. Trende genç bir Hollandalı mühendisle tanışır. Mühendis, sık sık İstanbul’a seyahat etmesinden dolayı kenti iyi bildiğinden bahseder. 


Christie, genç mühendisten etkilenmiştir. Bu tanışıklığı şöyle aktarır: “Hollandalı mühendis benim İstanbul’da nerede kalacağımı öğrenmek istedi ve benimle ciddi ciddi ilgilendi. Kentteki tehlikelere karşı beni uyardı. Adam, ‘Dikkatli olmalısınız. İnsanların size söylediklerine inanmamalısınız. Nereye götürüldüğünüzü bilmeden çeşitli eğlence yerlerine gitmekten de sakınmalısınız’ dedi. Adam beni tehlikelerden korumak için İstanbul’a vardığımız zaman yemeğe davet etti. ‘Tokatlıyan Oteli çok iyi bir oteldir. Orada güvende olacaksınız. Ben sizi saat dokuza doğru arayacağım ve güzel ve iyi bir lokantaya götüreceğim’ dedi. Ertesi gün mühendis söylediği saatte beni aradı ve İstanbul’un bazı görülmeye değer yerlerini gezdirdi. Güzel bir akşam geçirdikten sonra mühendis beni tekrar Tokatlıyan Oteli’ne getirdi. Mühendis kapının eşiğinde , ‘Acaba’ dedi. Soran gözlerle bana baktı. ‘Acaba şimdi.’ Sorunun niteliği daha da belirginleşmişti. Sonra adam içini çekti. ‘Hayır bu soruyu sormamak daha akıllıca olur’ dedi.” (sf. 444-445)

Poirot: Hayır kalmadı


Otobiyografisinde Christie, mühendis ile geçirdikleri iki günü ayrıntılarıyla anlatır. Hatta mühendisin Şark Ekspresi ile Pera Palas’ın seyahat acentesi olan Cook şirketi konusunda kendisini uyardığını, bu şirketin yetkililerinin ayarladıkları rehberlerin pek de götürdükleri yerlerin de güvenilir olmadıklarından bahsettiğini yazar. Muhtemelen Christie de etkilendiği mühendisin öğütlerini dinlemiş ve şirketin ayarladığı otel yerine onun tavsiye ettiği Tokatlıyan’da kalmıştır. Nitekim Christie, ertesi günü Cook şirketinin kendisini aradığını ve doğrudan Haydarpaşa Garı’na gittiğini söyler. Kitabında Haydarpaşa’yı, yolları, insanları bütün detaylarıyla tarif eder lakin, Pera Palas’tan yine tek kelime bahsetmez.



İşin doğrusu Christie için Cook şirketi Pera Palas’ta 411 numaralı odayı ayırtmış, yazarın neleri istediğini yönetime bildirmiştir. Yazar ise küçük bir kaçamak yapıp kimseye haber vermeden Tokatlıyan’da vaktini geçirmiştir. Dolayısıyla Holmes’ün bulguları resmi olarak polisiyenin kraliçesinin Pera Palas’ta kaldığını gösterse de yazarın kendi kayıtları 411 numaralı odaya adımını dahi atmadığına işaret ediyor. Polisiye meraklılarına da hangi dedektifi daha çok seviyorlarsa onun hikâyesine inanmak kalıyor. Zaten polisiyenin heyecanı da bu değil mi?


TOKATLIYAN OTELİ


Tokatlıyan Oteli, Üç Horan Ermeni Vakfı’nca 1884’te yapılan ve 1892’de yanan tiyatro binasının yerine Mıgırdıç Tokatlıyan Efendi tarafından inşa edildi. Lokantasıyla ünlü bu otel Pera Palas ile sıkı bir rekabet içindeydi. Daha sonra Türk bir yatırımcı oteli satın aldı ve adını Konak olarak değiştirdi. 1954’teki yangınla da yok olup gitti. İstiklal Caddesi’ndeki bina harabe bir işhanı olarak kullanılıyor. Troçki’ye kadar pek çok ünlü ismin de bu otelde kaldığı biliniyor.

PERA PALAS

Orient Express, 1888 yılında Paris-İstanbul seferlerine başladığında, İstanbul’da Orient Express yolcularının alışkın oldukları yüksek standartları sunabilecek bir otel yoktu. Bu boşluğu, kısa süre sonra kuruluş çalışmalarına 1892 yılında başlanan, 1895’te ise açılış balosu yapılan Pera Palace Hotel doldurdu. Levanten mimar Alexandre Vallaury’nin tasarladığı otel, Haliç’in manzarasına hâkim Pera’nın Tepebaşı bölgesindedir ve halen faaliyetini sürdürüyor.

Share on Google Plus

About İbrahim Can Gezer

This is a short description in the author block about the author. You edit it by entering text in the "Biographical Info" field in the user admin panel.
    Blogger Comment

0 yorum:

Yorum Gönder