13 Eylül 2014 Cumartesi

İslam dini

Maksad, herkese İslâm dîninin yüceliğini anlatmaktır..
Büyük İslâm âlimi İmâm-ı Gazâlî hazretleri insanları dört kısma ayırmaktadır:
 Bunlardan birinci kısımdakiler, dünyada yemek içmek ve zevk etmekten başka bir şey bilmeyenlerdir.
 
İkinci kısımdakiler, cebir, şiddet, zulüm ile hareket edenlerdir.

 
Üçüncü kısımdakiler, hîlekârlık ve mürâîlikle etrâfındakileri aldatanlardır.

 
Ancak dördüncü kısımdakiler dinimizin bildirdiği güzel ahlâk ile ahlâklanan hakîkî Müslümanlardır. 
Unutmamak lâzımdır ki, her insanın kalbinden Allahü teâlâya giden bir yol vardır. Bütün mesele, bu yoldan İslâm nûrunun insanlara ulaştırılmasıdır. O nûru kalbinde hisseden bir insan, hangi kısımdan olursa olsun, yaptığı fenâlıklara pişmân olur ve doğru yolu bulur. 


Eğer bütün insanlar, İslâm dînini kabûl etseler, dünyada ne fenâlık, ne hîlekârlık, ne harb, ne şiddet ve ne de zulüm kalırdı. Bunun için, tam ve mükemmel bir Müslüman olmaya gayret etmek ve Müslümanlığın esâsını ve inceliklerini ve güzel ahlâkını îzâh ederek, bütün dünyaya yaymak, hepimizin boynuna düşen bir borçdur. 
Bunu yapmak cihâd olur. 
Maksad, herkese İslâm dîninin yüceliğini anlatmaktır. Bu cihâd da, ancak tatlı dille, sabır, ilim ve imanla olur. Bir kimseyi bir şeye inandırmak isteyenin evvelâ kendisinin ona inanması şarttır. Mümin ise, hiçbir zaman sabrını kaybetmez ve inandığını anlatmakta müşkilât çekmez. İslâm dîni kadar, açık ve mantıkî hiçbir din yoktur. Bu dînin esâsını anlayan bir kimse, herkese bu dînin biricik hak din olduğunu kolaylıkla isbât edebilir. 
Hülâsa, hakîkî Müslüman, bütün iyi huylara sâhib, vakarlı, seciyeli, bedenen ve rûhen tertemiz, her türlü i’timâda lâyık, mükemmel bir insandır.

 Hadis-i şerifte buyuruldu ki: 
“Din kardeşine karşı güler yüzlü olmak, ona iyi şeyleri öğretmek, kötülük yapmasını önlemek, yabancı kimselere aradığı yeri göstermek, sokaktan, taş, diken, kemik ve benzerleri gibi çirkin, pis ve zararlı şeyleri temizlemek, başkalarına su vermek hep sadakadır.”


Emr-i ma’rûf ve nehy-i anil-münker yani, iyi, faydalı şeyleri emretmek, zararlı şeylerden uzaklaştırmak dinimizin önemli bir kuralıdır.
Emr-i ma’rûf ve nehy-i anil-münker, Cihâddır. Bu cihâd ikiye ayrılır: 
Birincisi, kâfirlere İslâmiyeti tanıtmak, onları küfür felâketinden kurtarmak demektir. İkincisi, Müslümanlara ilm-i hâllerini öğretmek, onların haram işlemelerine mâni olmaktır. 

İslâm dîninde, cihâd demek, memleketleri yıkmak, insanları öldürmek demek değildir.
İnsanlara İslâmiyeti tanıtarak, kendiliklerinden seve seve Müslüman olmalarına çalışmak demektir.
Peygamberimiz ve Eshâb-ı kirâm ve hakîkî Müslüman olan İslâm devletleri, meselâ Osmânlılar, hep böyle cihâd ettiler. Güçsüz, savunmasız insanlara saldırmadılar...
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder