10 Eylül 2014 Çarşamba

Feyzü'l-Furkan Açıklamalı Kur'ân-ı Kerîm Meali (Ahkâf Sûresi)

46. Ahkâf Sûresi

Mekke döneminde nâzil olmuştur. 35 âyettir. 10, 15 ve 35. âyetleri Medine dönemindeinmiştir. 21. âyette geçen Ahkâf kelimesi, “rüzgarların yaptığı kum tepeleri” anlamına gelmektedir. Sûre adını buradan almıştır. Burası, Yemen’de Âd kavminin yaşadığı bölgedir.[1]
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1. Hâ, Mîm.
2. (Bu) Kitab’ın indirilmesi mutlak galip, tek hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.
3Biz gökleri, yeri ve bunların arasındaki şeyleri ancak, hak (ve hikmet gayesi) ile ve belli bir vakit için yarattık. İnkâr edenler ise, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.
4. (Resûlüm!) De ki: “Allah’ı bırakıp taptıklarınıza/yalvardıklarınıza hiç dikkatle baktınız mı? Yeryüzünde ne yarattıklarını bana gösterin. Yoksa onların gökler(in yaratılışın)da bir ortaklığı mı var? Doğru söyleyenlerseniz, haydi bana (varsa) bundan evvel indirilmiş bir kitap veya bir bilgi kalıntısı getirin!”
5. Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendilerine cevap veremeyecek olan(lar)a tapınan (ondan güç alıp ona sığınan) kimseden daha sapık kim olabilir? Halbuki onlar, bunların tapmalarından (bile) habersizdirler.
(Mekkeli müşriklerden her kabile kendi heykel putlarında birliktelik ve dayanışma sağlıyorlardı. Buna karşılık Kur’an’da bildirildi ki bütün izzet, şeref ve güç Allah’a imanda buluşmada ve tevhidde birleşmededir.) [bk. 3/64; 35/10]
6. Ve insanlar (mahşerde Allah’ın emriyle) toplanınca (putları veya Allah’a karşılık yüceltip bağlandıkları varlıklar) kendilerine düşman olacaklar ve onların kendilerine taptıklarını da inkâr edeceklerdir. [bk. 2/166167; 18/52; 25/17-19; 29/25]
7. O (inkâr ede)nlere açık açık âyetlerimiz okunduğu zaman, kendilerine gelen hak (Kur’an) için: “Bu apaçık bir sihirdir.” dediler.
8. Yoksa: “Onu kendisi uydurdu.” mu diyorlar? (Resûlüm!) De ki: “Eğer onu ben uydurduysam, siz beni Allah’tan (gelecek azaptan kurtaracak) bir şeye sahip olamazsınız. (Kaldı ki) O, sizin kendi (kitabı) hakkında yaptığınız taşkınlıkları çok iyi bilir. Benimle sizin aranızda şâhit olarak O kâfîdir. O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” [bk. 42/24; 69/44-47; 72/22-23]
9. (Resûlüm!) De ki: “Ben Peygamberlerden türedi (ortaya ilk çıkan) biri değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben, bana vahyedilen (Kur’an’)dan başkasına da uymuyorum. Ve ben (Allah için) apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim.”
10. De ki: “Bana haber verin, eğer bu (Kur’an) Allah tarafından ise ve siz de onu inkâr ederseniz, İsrâiloğulları’ndan bir şahit de, onun benzeri olan (Tevrat’)a göre (Kur’an’a) şehadet edip inandığı halde, siz büyüklük taslarsanız (artık zalimler olmuş olmaz mısınız?) Şüphesiz Allah zalim bir topluluğu doğru yola iletmez.”
11. Küfre sapanlar, inananlar için: “Eğer o, (Muhammed’in getirdiği) iyi bir şey olsaydı, onlar buna inanmada bizi geçemezlerdi.” dedi(ler). Fakat onlar, bu (Kur’an) ile doğru yola girmedikleri için: “Bu eski bir yalandır.” diyecekler.[2]
12. Ondan önce de bir rehber ve rahmet olarak Musa’nın Kitab’ı vardır. (Bu Kur’an) da zalimleri korkutmak ve iyi hareket eden (mü’min)lere müjde vermek için Arapça bir dille (gönderilen ve öncekilerin de aslını) tasdik eden bir Kitab’dır.
13. “Rabbimiz Allah’tır.”[3] deyip de sonra (kulluk görevlerinde ve işlerinde) dosdoğru olanlara, hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.
14. İşte onlar cennet ehlidirler. Yapmış olduklarına karşılık orada ebedî kalacaklardır.
15. Biz insana, anne ve babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Annesi onu (karnında) zahmetle taşıdı ve onu zahmetle doğurdu. Onun (ana karnında) taşınması ile sütten kesilmesi otuz aydır.[4] Nihayet o (bedenî) yiğitlik yaşına gelip (bir) de (aklî ve rûhî kemal çağı olan) kırk yaşına eriştiği zaman: “Yâ Rabbi! Gerek bana, gerek anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi, razı olacağın iyi işler yapmamı bana ilham et (ve beni muvaffak kıl). Neslimi de benim için ıslah et (onları iyi insanlar yap). Şüphesiz ben, tevbe edip sana yöneldim ve hakikat ben, (sana) teslim olanlardanım.” der.[5] [krş. 17/23; 31/14]
16. İşte bunlar, yaptıkları (hayırlı amellerin hepsi)ni en güzeline göre kendilerinden kabul edeceğiz. (Bu sayede) kötülüklerinden geçeceğimiz kimselerdir ki (onlar) cennet ehli içindedirler. (Bu da) onlara vaadedilen dosdoğru sözden dolayıdır. [krş. 4/40; 9/21; 16/96; 28/24; 29/7; 39/35]
17. Fakat bir kimse ki (kendisini imana davet eden) anne ve babasına: “Öf be size (bıktım sizden)! Benden önce nice nesiller gelip geçtiği (geri dönmediği) halde, beni, (kabirden dirilip) çıkarılmamla mı tehdit ediyorsunuz?” dedi. Onlar da Allah’a sığınarak: “Yazık sana, (gel) iman et. Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir.” (dediler). O ise: “Bu (dedikleriniz), evvelkilerin (uydurma) masallarından başkası değildir.” dedi.
18. İşte bunlar, kendilerinden önce cinden ve insandan gelip geçmiş ümmetlerle beraber, üzerlerine (azap) sözü hak olmuş kimselerdir. Gerçekten onlar (aldanıp) ziyana uğrayanlardır.
19. Herkesin, yaptıklarına (iyilik ve kötülüğe) göre dereceleri vardır. (Bu da) haksızlığa uğratılmayarak, yaptıklarının karşılığının kendilerine tastamam verilmesi içindir.
20. Küfre sapanlar/inkâr edenler, ateşe sunulacakları gün (onlara): “Siz iyi ve güzel şeylerinizi dünya hayatında harcayıp tükettiniz ve bunlarla safâ sürdünüz (buraya bir şey bırakmadınız). Yeryüzünde haksızlıkla büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan dolayı artık bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız.” denilir.[6]
21. (Resûlüm!) Âd’ın kardeşi (Hûd’u) da hatırla! Hani o, Ahkâf’ta[7] kavmini uyarmıştı. Onun önünden ve ardından gelip geçen nice uyarıcı (peygamber)ler (gibi, o da demişti) ki: “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Çünkü ben, üzerinize (gelecek) büyük bir günün azabından korkuyorum.”
22. Dediler ki: “Sen bizi ilâhlarımızdan[8] vazgeçirmek için mi geldin? Madem ki doğru söylüyorsun, (o halde) bizi tehdit ettiğin şeyi getir.”
23. (Hûd) dedi ki: “(Bu azaba dair) bilgi, ancak Allah’ın katındadır. Ben size kendisiyle (görevli) gönderildiğim şeyi tebliğ ediyorum; fakat ben sizi cahillik eden bir toplum olarak görüyorum.” dedi.
24. Nihayet (onlar) onu (o azabı, ufuktan) vadilerine doğru gelen bir bulut halinde gördüklerinde: “Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur.” dediler. (Hûd ise:) “Hayır! O acele ed(ip gel)mesini istediğiniz şeydir; içinde elem verici azap bulunan bir rüzgardır.”
25. “(O) Rabbinin emriyle her şeyi yok edecektir.” (dedi). Derken öyle savrulup parçalandılar ki kumların içinde evlerinden başkası görünmez oldu. İşte biz (inkâr eden) günahkârlar güruhunu böyle cezalandırırız.[9]
26. (Ey Mekkeli putperestler!) Andolsun ki biz, size vermediğimiz iktidarı, (kuvvet ve serveti) onlara vermiştik. Onlara kulak(lar), gözler ve gönüller de vermiştik. Fakat ne kulakları, ne gözleri, ne de gönülleri hiçbir şeyde kendilerine fayda vermedi. Çünkü onlar, Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor (hiçe sayıyor)lardı. (İşte o) alay edip durdukları şey, kendilerini kuşattı (ve helak etti).
27. Andolsun ki biz, çevrenizdeki memleketleri de yok ettik ve belki (küfürden) dönerler diye âyetleri çeşitli şekillerde açıklamıştık. [bk. 30/9; 40/21]
28. (İşte o zaman, Allah’ı bırakıp da (akıllarınca Allah yanında) yakınlık sağlamak için edindikleri (uydurma) ilâhlar kendilerine yardım etselerdi ya! Tam aksine (o ilâhlar) bunlardan kaybolup gittiler. İşte bu (ilâh saydıkları) onların yalanları ve uydurdukları şeylerdir.
29. (Resûlüm!) Hani cinlerden bir topluluğu, Kur’an dinlemek üzere sana sevketmiştik. Dinlemek için (birbirlerine): “Susun, (dinleyin).” dediler. (Kur’an’ın okunması) bitince (her biri iman ederek ve) uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler. [krş. 72/1-20]
(Resûlullah (sas.) Tâif seferinden dönerken Vadi’n-Nahle’de sabah namazı kıldırıyordu. O sırada Nusaybin cinlerinden yedi veya dokuz kişiden oluşan bir grup gelip onu dinleyip kavmine döndüklerinde:)[10]
30. Dediler ki: “Ey kavmimiz! Doğrusu biz, Musa’dan sonra indirilen, kendisinden önceki (ilâhî kitap)ları(n asıllarını) tasdik eden, hakka ve dosdoğru yola çağıran bir kitap dinledik.”
31. “Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine uyun. O’na inanın ki (Allah) sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın[11] ve acıklı bir azaptan korusun.”
32. (İşte Resûlüm, de ki:) Kim Allah’ın davetçisi (olan Peygamber Muhammed’in daveti)ne uymazsa, (bilsin ki) yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değildir. Kendisinin O’ndan başka dostları da yoktur. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.
33. Bu böyle iken o inkâra sapanlar gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah’ın, ölüleri de diriltmeye kâdir olduğunu görmezler mi? Evet, O, elbette her şeye kâdirdir. [krş. 17/99; 36/81-82; 40/ 57; 50/38]
34. Kâfir olanlar/inkâr edenler ateşe sunulacakları gün, (Allah onlara): “Bu (azap) gerçek değil miymiş?” (diyecek.) “Evet, Rabbimize yemin ederiz (ki gerçektir).” diyecekler. (Allah da:) “Öyleyse inkâr edegeldiğinizden dolayı, tadın azabı!” buyuracak.
35. O halde (Resûlüm! Şeriatın tesisinde, eziyetlere diğer) peygamberlerin azim (sabır) sahibi olup[12] sabrettikleri gibi sen de sabret. Onlar için (azap konusunda) acele etme! Onlar tehdit edildikleri (azapları)nı gördükleri gün, (dünyada) sanki gündüzün bir saatinden başka kalmamış gibi olurlar. Bu bir tebliğdir. Bundan sonra artık yoldan çıkan (fâsık)lar topluluğundan başkası helak edilir mi?

[1] [bk. Harita]
[2] Onların bu iddiaları, müşrik/putlu sistemin kendilerinden yana avantajlarının yok olması karşısında, içine girdikleri savunma psikolojisini yansıtmaktadır. Çünkü onların güç kaynakları, tanrılaştırılmış başka varlıklardı. [bk. 19/81]
[3] “Rab edinilenler” çoktur. Allah’ı bırakıp O’nun yerine insanın gönlünü doldurup taparcasına bağlandığı şeyler rab, ilâh olur. Kimi ilâhını, bazı insanlardan, kimi para, mevki, maddî zevk ve eğlencelerden, kimi bazı güç ve kuvvetlerden, kimi de bazı hayvanlardan seçer. Mü’minlerin Rabbi ise ancak Allah’tır. Tevhid toplumu da ancak böyle mü’minlerden oluşur. [bk. 6/102; 41/30]
[4] Gebeliğin en az müddeti altı aydır ve sütten kesilme iki yıldır (bk. 31/14). Böylece âyette geçtiği üzere hepsi 30 aydır. Eğer hamilelik dokuz ay olursa, emzirme süresi 21 ay kadardır. Anne sütü, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlarına göre ilâhî bir mucize olarak, aylara göre, tek başına gıda, vitamin ve eczâ deposudur. Hem de helal yiyeceklerden oluşan sütler mânevî güçlülük ve güven duygusu verir. İlk süt de ilk aşı gibidir.
[5] Âyet-i kerîmede “eşüdde” (yiğitlik/erginlik çağı) ifadesinden sonra bir de 40 yaş ifadesi kullanılmakla bunların ayrı devreler olduğu iyice anlaşılmaktadır. Biz de bunları parantez içinde göstermiş olduk (bk. 28/15; Râzî, XX, 31). Hz. Ebû Bekir, Resûlullah’a peygamberlik geldiği zaman 38 yaşında idi. 40 yaşına geldiği zaman Allah’a tam teslimiyet ve ihlasla yaptığı bu duası kabul edilmiş, babası, çocukları ve torununun İslâm ile ve Hz. Peygamber’e hizmetle müşerref olmalarının sevincini yaşamıştır. Onlar İslâm’ı istediler, yüceldikçe yüceldiler. Bu âyet-i kerîme ile Hz. Ebû Bekir (ra.) mü’minlere örnek gösterilmektedir.
[6] Bunlar, Allah’ı tanımayıp bencil çıkarlarını, arzularını, ideolojilerini ve geçici “ben”lerini ilâhlaştırmışlar ve böylece kendi azaplarını hazırlamışlardır. Hz. Ömer bu âyetten çok korkar ve “Âhirette bu âyete muhatap olmayasınız.” derdi (Kâsımî, s. 71).
[7] Ahkâf, Yemen sahillerinde, “Şahr” denilen kumluk bir vadidir. Âd kavmi, Yemen’de denize nâzır kum tepelerinin arasında su ve yeşillik bulunan bir yerde yaşamışlardır. [bk. Mevdûdî, V, 336; Buhârî (Tecrîd), II, 760; ve bk. meâlin sonundaki harita]
[8] Allah’tan başka edinilen ilâhlar; putlar, putlaştırılmış ve tabulaştırılmış insanlar ve diğer varlıklar.
[9] Bu kasırga yedi gün sekiz gece devam etmiştir. [bk. 11/50-60; 41/15-16; 69/6-7]
[10] Buhârî (Tecrid), II, 756-763, hadis no: 431; Bûtî, s. 101.
[11] Bağışlanmayan günahlardan bir kısmı da kul hakları ile ilgili olup hak sahibini razı etmedikçe bağışlanmaz (Beyzâvî; Celâleyn).
[12] Yüce Allah’ın seçkin kulları olan peygamberler azimli, sabırlı ve metin oldukları için ben de ”minerrusülü“deki “min-i beyaniye” tercihini aldım ve tercümede, ”peygamberlerden azim sahibi olanlar” ifadesini kullanmadım. (Râzî, XX, 57)

Share:

0 yorum:

Yorum Gönder