Aradığınızı Bulacaksınız...

Feyzü'l-Furkan Açıklamalı Kur'ân-ı Kerîm Meali (Kalem Sûresi)

68. Kalem Sûresi

Mekke döneminde nâzil olmuştur. 52 âyettir. Adını ilk âyette geçen “kalem” kelimesinden almıştır. 17, 33 ve 48-50. âyetleri Medine’de inmiştir.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1. Nûn. Kaleme ve (onunla) yazılanlara andolsun.
2. (Resûlüm!) Sen Rabbinin nimeti sayesinde bir mecnun değilsin.
3. Doğrusu senin için elbet kesintisiz (ve minnetsiz) bir mükâfat vardır.
4. Ve şüphesiz sen, pek evrensel/genel geçerli mükemmel bir ahlâk üzerindesin.[1]
5-6. Fitneye (deliliğe) tutulanın hanginiz olduğunu, yakında göreceksin, onlar da görecekler.
7. Şüphesiz Rabbin, O, kendi yolundan sapanı en iyi bilendir. O, doğru yolu bulanları da en iyi bilendir.
8Artık (seni ve Kur’an’ı) yalanlayan (ve bu tavırda olan)lara itaat etme!
9. (Çünkü) Onlar arzu ettiler ki sen yumuşak davranasın da, (taviz veresin, şirk düzenlerine çatmayasın, uzlaşasın ve hoşlarına gidecek işler yapasın da böylece) kendileri de (sana) yumuşak davransınlar. [krş. 109/1-6]
10. Şunların hiçbirine boyun eğ(ip yakınlık göster)me: (Doğruya eğriye) alabildiğine yemin eden aşağılığa,
11. Daima (onu bunu) ayıplayana, hep koğuculuk için gezene,
12Din adına yapılan hayrı/iyi olanı yapmaya daima engel olana, saldırgana, günaha dadanmışa, [krş. 18/ 28; 76/24]
13. Sert, kaba olana. Bundan başka (da) kötülükle (dine aykırı olanı yapmada) damgalı (ve soysuz kimse)ye,[2]
14. Malı ve oğulları vardır, (çevresi geniştir, güçlüdür) diye (boyun eğip yakınlık gösterme, izzeti ve ikbâli Allah katında ara). [bk. 35/10]
15. Çünkü ona âyetlerimiz okunduğu zaman: “(Bu) evvelkilerin masallarıdır.” der (burun kıvırır).
16Biz onun, yakında hortumu (olan burnu)nun üzerini damgalayacağız. (Rezillik nişanı ile, kibrini kıracağız).
17. (Resûlüm!) Doğrusu biz o bahçe sahiplerini belaya uğrattığımız gibi, bunları da belaya uğratırız. Hani onlar, sabah olunca (fakirler görmeden) onu mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
18. (Allah izin verirse diye) istisna da yapmıyorlardı. (Kendi kendilerini yeterli görüyorlardı.) [bk. 18/34-43]
19-20. Fakat onlar uyurlarken, hemen Rabbin tarafından dolaşan bir afet onu sardı da, (o bahçe kökünden) simsiyah kesiliverdi.
21-22. İşte sabaha karşı: “(Haydi!) Devşirecekseniz mahsulünüzün başına erkenden çıkın.” diye, birbirlerine seslendiler.
23-24. Onlar: “Aman ha, bugün hiçbir yoksul, karşınıza (çıkıp) oraya girmesin!” diye fısıldaşarak gittiler.
25. (Fakirleri) menetmeye güçleri yetecek edasıyla erkenden gittiler.
26. (Fakat) birdenbire onu (harap olmuş, kapkara) görünce: “Herhalde (yolu) şaşırdık, (yanlış geldik)!” dediler.
27. (Bahçeleri olduğunu anladıklarında ise:) “Hayır! Asıl mahrum kalmış olanlar biziz.” (dediler).
28. Onların en insaflısı: “(Ben) size demedim mi (Allah’a sığınıp, O’nu) tesbih etmeli değil miydiniz?” dedi.
29. (Onlar:) “Rabbimizi (zulümden) tenzih ederiz. Hakikaten biz zalimlermişiz.” dediler.
30. Sonra dönüp birbirlerini kınamaya başladılar.
31. Dediler ki: “Yazıklar olsun bize! Doğrusu biz azgınlarmışız.”
32. “Umulur ki Rabbimiz bize bunun yerine ondan daha hayırlısını verir. Hakikaten biz (bütün isteklerimiz için) Rabbimize yönelenleriz.”
33. İşte azap böyledir. Âhiret azabı ise daha büyüktür. Keşke (onlar bunu) bilselerdi.
34. Şüphesiz, muttakîler için, Rableri katında nimetleri tükenmez cennetler vardır.
35. Biz müslümanları hiç suçlu (kâfir)ler gibi yapar mıyız?
36. Size ne oluyor? (Bilginiz olmayan şeyler ve âhiret hakkında) nasıl hüküm ver(ebil)iyorsunuz?
37-38. Yoksa içinde, beğendiğiniz şeyler sizindir (diye yazan), size mahsus bir kitap var da ondan mı okuyorsunuz?
39. Yahut hükmettiğiniz şeyler sizindir diye üzerimizde sizin için (lehinize verilmiş) kıyamete kadar sürecek yeminler mi var?
40. (Resûlüm!) Sor kendilerine: Onlardan hangisi bunun savunucusu (olacak)tır?
41. Yoksa onların (bu sözlerini savunacak) ortakları mı var? Eğer (sözlerinde) doğru iseler (önlerinde sevinç gösterisinde, dilek ve şikâyetlerde bulunup putlaştırdıkları) ortaklarını da getirsinler.
42. O gün keşf-i sâk olacak (hakikat perdesi açılıp etekler tutuşacak) ve secdeye davet edilecekler. Fakat (namazı kılmayanlar, münâfıklar ve riyâkârlar buna)[3] güç yetiremeyecekler.
43. (Çünkü) artık gözleri (dehşetten) öne eğik bir halde, kendilerini (kımıldayamayacak) bir horluk ve aşağılık kaplar. Onlar (dünyada) sağ salim iken (ezanlarla Allah’a) secdeye çağrılırlar (fakat büyüklenerek yan çizerler)di.
44. O halde (Resûlüm!) Bu sözü (Kur’an’ı) yalanlayan kimseleri bana bırak; biz (kendilerine nimet versek bile) onları bilmeyecekleri bir yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.
45. Onlara mühlet veriyorum. (Onlar ise bunu düşünmeyip âsîliğe devam ediyorlar.) Doğrusu benim tuzağım çok sağlamdır (kurtulamazlar). [bk. 3/196-197; 6/44; 23/54-56]
46. Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mıkalıyorlar?
47. Yahut gayb(a ait bilgi) onların yanında da artık (mukadderatı) onlar mı yazıyorlar?
48. (Resûlüm!) O halde sen, Rabbinin hükmüne sabret. O balık sahibi (Yunus) gibi olma! Hani o, (kavmine karşı öfke ve) kederle dolu olarak (Allah’a) seslenmişti. [bk. 21/87-88; 37/ 143-144]
49. Şâyet Rabbinden bir nimet ona yetişmeseydi, (sabırsızlığından) mutlaka yerilmiş/kötü bir halde, çıplak (ve ıssız) bir alana atılacaktı.
50. Fakat Rabbi (duasını kabul edip tekrar) onu seçti de (yeniden vahyine devam edip) onu iyilerden yaptı. [krş. 37/139-148]
51. Doğrusu o küfre sapanlar, (Kur’ an’ı) işittikleri zaman, az kalsın seni, gözleri(nin çarpıcı bakışları) ile yıkacaklardı. Ayrıca (hasetlerinden): “O delinin biridir!” diyorlardı.
52. Oysa o (Kur’an) âlemler için ancak bir öğüt ve hatırlatmadır, başkası değildir.
(Rableri ile alâkası olanlar Kur’an’ın öğütlerini hayatları için esas kabul ederler.)

[1] Bütün asil nitelikler emsalsiz olarak O’nun karakterinde simgeleşmiştir. Mükemmel bir örnektir. [bk. 33/21]
[2] Resûlullah (sas.), “Zayıf olan ve halk tarafından zayıf görülen (mütevâzi) her mü’min cennetlik; katı yürekli, kibirli, hilekâr ve ululuk taslayanlar da cehennemliktir.” buyurmuştur (Zebîdî, XI, hadis no: 1752).
[3] Buhârî (Sofuoğlu), XI, 1753. Dünyada, şeytanın ve nefsinin aldattığı kimseler rükû ve secdeye gidemezler. Bunlar âhirette de aynı şekilde secdeye gidemeyip dikilip kalırlar.
Share on Google Plus

About İbrahim Can Gezer

This is a short description in the author block about the author. You edit it by entering text in the "Biographical Info" field in the user admin panel.
    Blogger Comment

0 yorum:

Yorum Gönder