Aradığınızı Bulacaksınız...

Feyzü'l-Furkan Açıklamalı Kur'ân-ı Kerîm Meali (Ankebût Sûresi)

29. Ankebût Sûresi

Mekke döneminde nâzil olmuştur. 69 âyettir. Ankebût, “örümcek” demektir. Adını 41. âyette kâfirlerin işinin örümcek ağına benzetilmesinden almıştır. 1-10. âyetler Medine döneminde inmiştir.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1. Elif, Lâm, Mîm.
2. İnsanlar (dünyada Allah’a ibadet ve itaat etmeden, çeşitli çile ve güçlüklerle, bazen de verilen bol mal ve refah ile) imtihan edilmeden (sadece) “inandık” demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar? [bk. 2/214; 21/35]
(Kul için ilk derece, onun müslüman olmasıdır. Çünkü bunun altında küfür dereceleri bulunur. Bir kimse İslâm’a girmekle güzel bir başlangıç yapmıştır; artık pay almaya başlar. Bir kısmı gayret eder, imanı kalbine işler ve hareketlerine yansır. Allah’a kulluk görevlerini tam olarak yerine getirir, infak ve cihad ederek cennette yüksek dereceler kazanır. Bir kısmı da küfre girmez, ama görevlerini yerine getirmeyerek, nefsine düşkün olarak günahkârlar ve âsîler derecesine düşer.) [bk. Râzî, XVII, 586]
3. Andolsun ki biz, onlardan öncekileri de (sıkıntılarla) imtihan ettik. Allah elbette (iman yönüyle) doğru olanları da bilir, yalancıları da bilir.
4. Yoksa (gizli de olsa) kötülükleri yapanlar bizi geçip savuşacak (yakalanmayacak)larını mı sandılar? Ne kötü/fena hükmediyorlar!
5. Kim Allah’a kavuşmayı arzuluyorsa, bilsin ki (bunun için) Allah’ın tayin ettiği vakit elbette gelecektir. O, (her şeyi) işitendir, bilendir.
6. Kim (nefsini düzeltmede veya Allah yolunda) cihad eder/çaba gösterirse, ancak kendi (faydası) için cihad etmiş/çaba göstermiş olur. Çünkü Allah, elbette âlemlerden müstağnîdir. (Kimsenin ibadet ve cihadına ihtiyacı yoktur. Ancak O mükâfat vericidir.) [bk. 45/15]
7. İman edip de sâlih (sevaplı) işler yapanların günahlarını elbette örteceğiz ve mutlaka onlara yaptıklarının daha güzeliyle karşılık vereceğiz. [bk. 4/40; 16/96]
8. Biz insana anne ve babasına güzel davranmasını (ve iyilik yapmasını) tavsiye ettik. Bununla beraber eğer onlar, hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara (bu hususta) itaat etme! (krş. 31/15) Dönüşünüz ancak banadır. O zaman size yaptıklarınızı (ve karşılığını) haber vereceğim. [krş. 17/23-24; 31/15]
9. İman edip de sâlih (sevaplı) işler yapanları ise, elbette onları iyiler içine koyacağız.
10. Kimi insanlar da var ki: “Allah’a inandık.” der, fakat Allah uğrunda eziyet gördüğü zaman, insanların eziyetini, Allah’ın azabı gibi sayar (da hemen dininde gevşemeye başlar). Andolsun ki (mü’minlere) Rabbinden bir yardım gelirse (münâfıklar): “Biz de hakikaten sizinle beraberdik.” derler. (Halbuki) Allah, âlemlerin sînelerinde olan (iman ve nifak)ı en iyi bilen değil midir? [bk. 22/11]
11. Allah, elbette (gönülden/samimi) iman edenleri de bilir, (samimi olmayan) münâfıkları da bilir.
12. Küfre sapanlar/inkâr edenler, iman edenlere: “Bizim yolumuza uyun, (dediğimizi yapın, eğer yanlışsa) günahlarınızı biz yüklenelim.” derler. Oysa kendileri, onların günahlarından hiçbir şey yüklenip taşıyacak değillerdir. Şüphesiz ki onlar yalancıdırlar.
13. Ve hiç kuşkusuz onlar, hem kendi (günah) yüklerini, hem de kendi yükleriyle beraber (saptırdıkları kimselerden veya üzerlerinde kalan başkalarının haklarından dolayı) daha nice yükleri yüklenecekler ve uydurdukları şeylerden elbette hesaba çekileceklerdir.[1]
14. Andolsun ki biz, Nuh’u kavmine (peygamber) gönderdik de içlerinde bin seneden elli yıl eksik (950 yıl) kaldı. Nihayet onlar (yola gelmeyip) zulme devam ederlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi.
15. Biz onu da, gemide bulunanları da kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık. [bk. 36/41-44; 54/15; 69/11-12]
16. İbrahim’i de (gönderdik). Hani o, kavmine demişti ki:[2] “Allah’a kulluk edin. O’nun emrine uygun yaşayın/karşı gelmekten sakının; eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.”
17. “Siz ancak, Allah’ı bırakıp birtakım putlara/heykellere tapıyorsunuz (onlara bağlılık gösterileri yapıyorsunuz). Bunun için de birtakım yalan (ve bahaneler) uyduruyorsunuz. Şüphesiz Allah’tan başka taptıklarınızın size rızık vermeye güçleri yetmez. O halde rızkı Allah katında arayın, (ibadet ve itaatle ancak)[3] O’na kulluk edin ve O’na şükredin. Siz ancak O’na döndürüleceksiniz.”
18. “Eğer (beni) yalanlarsanız, (bilesiniz ki) sizden önceki ümmetler de (peygamberlerini) yalanlamış (ve helak olmuş)lardı. Peygamberin üzerine düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir.”
19. Allah, varlıkları yaratmaya nasıl başlıyor, görmediler mi? Sonra onu (Mahşerdeaynen diriltip) iade edecektir. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır. [bk. 30/17]
20. De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın, (Allah’ın) yaratmaya nasıl başladığına bakın. Sonra, Allah (tıpkı bunun gibi, kıyamette) son yaratmayı da yapacaktır. Çünkü Allah her şeye kâdirdir.”
21. (Allah) dilediğine azap eder, dilediğine de merhamet eder. (Hepiniz) ancak O’na döndürüleceksiniz.
22. Siz ne yerde ne gökte (Allah’ı) aciz bırakacak değilsiniz. Sizin Allah’tan başka hiçbir dostunuz ve yardımcınız da yoktur.
23. Allah’ın âyetlerini ve O’na kavuşmayı (ve aynen dirilip hesabın görüleceğini) inkâr edenlere gelince; işte onlar, benim rahmetimden ümit kesmişlerdir. Üstelik onlar için acıklı bir azap vardır.
24. Kavminin (İbrahim’e) cevabı: “Onu öldürün veya onu yakın!” demelerinden başka bir şey olmadı. (Kavmi onu ateşe atınca) Allah da onu ateşten koru(yup kurtar)dı. Şüphesiz bunda iman eden bir toplum için ibretler vardır. [bk. 37/97-98]
25. (İbrahim kavmine) dedi ki: “Siz dünya hayatında, aranızda sevgi (ve dostluk) olsun diye Allah’ı bırakıp birtakım heykel putlar edindiniz. (Putların ve putlaştırdıklarınızın etrafında birleşip sevgi ve dostluk kurdunuz.)” (Oysa) sonra, kıyamet gününde (küfürle) birbirinizden uzaklaşacak[4] (putlara saygı ve tapınmada önderlik edenler ve onlara tâbi olanlar) birbirinize lanet edeceksiniz. Artık sizin barınağınız ateştir. Sizin için yardımcılar da yoktur. [krş. 7/138; 71/23]
(Dünyada Allah’ın rızasına uygun olmayan sevgi ve bağlılıklar âhirette kişinin aleyhine dönecektir.) [bk. 2/165-167; 43/67. Çağdaş putlar için bk. 22/30]
26. Bunun üzerine ona (İbrahim’e, önce yeğeni) Lût iman etti ve (İbrahim) dedi ki: “Ben, Rabbim(in emrettiği yer)e hicret edeceğim. Şüphesiz O, mutlak galip, hüküm ve hikmet sahibidir.” [bk. 21/71]
27. Biz ona (İsmail’den sonra) İshak’ı da, (torunu) Yakub’u da bağışladık. Peygamberliği ve kitapları da onun nesline verdik. Dünyada ona mükâfatını verdik. Şüphesiz o, âhirette de iyilerdendir. [bk. 19/49; 21/72]
28. Lût’a da (peygamberlik verdik), o kavmine dedi ki: “Gerçekten siz, sizden önce geçen milletlerden hiçbirinin yapmadığı bir hayasızlığı (çirkin işi) yapıyorsunuz.”
29. “Siz yine (kadınları bırakıp) erkeklere gidecek, (çocukların doğma) yolu(nu) kesecek[5] ve toplantılarınızda meşru davranmayacak (edepsizlik yoluna gidecek) misiniz?” Kavminin ona cevabı: “(Tehdidinde) doğru söyleyenlerden isen, Allah’ın azabını bize getir.” demelerinden başkası olmadı.
30. (Lût:) “Ey Rabbim! (Senin emrine uymayıp) bozgunculuk yapan[6] kavme karşı bana yardım et.” dedi.
31. Elçilerimiz (melekler), İbrahim’e (oğlu olacağına dair) müjdeyi getirince dediler ki: “Biz şu memleketin (Sodom’un) halkını helak edeceğiz. Çünkü oranın halkı (büsbütün) zalim kimselerdir.”
32. (İbrahim) dedi ki: “Ama içlerinde Lût vardır.” (Onlar:) “Biz orada kim olduğunu daha iyi biliyoruz. Onu ve ailesini elbette (Rabbimizin emriyle) kurtaracağız. Yalnız karısı geride (azapta) kalanlardan olacaktır.” dediler.
33. Elçilerimiz Lût’a gelince, (Lût) onlar hakkında (tecavüze uğrayacakları korkusundan dolayı) fenalaştı ve onlar yüzünden (içi) pek daraldı.[7] Dediler ki: “(Bizden yana) korkma ve üzülme. Doğrusu biz, geride (azapta) kalacaklardan olan karın hariç, (Rabbimizin emriyle) seni ve aileni kurtaracağız.”
34. “Muhakkak ki bu şehir (halkının) üzerine, yoldan çıkmış olmaları yüzünden, gökten bir azap indireceğiz.”
35. Andolsun ki biz, aklını kullanacak bir toplum için ondan (o helak ettiğimiz ülkeden ibret alınacak) apaçık bir işaret bırakmışızdır. [bk. 37/137-138]
36. Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik): “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Âhiret günü(nün mükâfatı)na umut bağlayın. Yeryüzünde (Allah’ın hükümlerine karşı) bozgunculuk yaparak kargaşa çıkarmayın.” dedi.
37. Ama onu yalanladılar (Allah’tan gelen emirlere itibar etmediler). Derken kendilerini şiddetli bir sarsıntı yakaladı da yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar.
38. Âd ve Semûd’u da (yok ettik). Bu, onların (harap olmuş) evlerinden siz (Mekkeliler’)e belli olmaktadır. Şeytan kendilerine (kötü) işlerini süslü gösterip onları doğru yoldan çevirdi. Halbuki onlar ileriyi görebilirlerdi (ama görmediler; başlarına gelen felaketleri, günahlarına değil başka sebeplere bağladılar).
(Âyet-i kerîmede toplumların, Allah (cc.) ile ilgilerini kesip yaratılış gayelerinin dışına çıkarak, O’na isyan halinde yaşadıkları takdirde, bir gün onlara ilâhî bir afetin gelmesinin kaçınılmaz olduğu vurgulanmaktadır.) [bk. 8/53; 13/11]
39. Kârun’u, Firavun’u ve (veziri) Hâmân’ı da (yok ettik). Andolsun ki Musa’nın onlara açık deliller getirmesine rağmen onlar (iman etmeyip) yeryüzünde büyüklük tasladılar. Halbuki (azabımızdan) geçip savuşacak değillerdi.
40. İşte her birini günahı sebebiyle yakaladık. Onların bir kısmının üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik, kimini korkunç bir çığlık aldı (batırıp yok etti,) kimini yere batırdık, kimini de (suda) boğduk. Allah onlara zulmetmiyordu, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı. [bk. 25/38]
(Lût kavmi taş yağmuruna tutuldu. Hz. Şuayb ile Hz. Salih’in kavmi korkunç bir çığlık ile helak edildi. Kârun ve beraberindekiler yere batırıldı. Firavun ve kavmi de suda boğuldu. Âyet ve musibetler her topluma ayrı nitelikte geldiği gibi bir topluma da ayrı zamanlarda gelebilir. Helak ise sadece kâfirlere yöneliktir ve toptandır.)
41. Allah’tan başka (sığınacak, bağlanacak) velîler edinenlerin durumu, tıpkı kendisine (ağdan) bir ev edinen örümceğe benzer. Halbuki evlerin en zayıfı, elbet örümcek ağıdır, keşke bilselerdi!
(Ne yazık ki bunun böyle olduğunu bilmeyen ve ona tutunacak kadar gaflette olanlar vardır. Şurası bilinmeli ki hevâ ve hevese dayanan her şey -zulüm dahil- örümcek ağı gibi kolay ve çabukça yok olmaya mahkumdur.)
42. Şüphesiz Allah, onların kendisinden başka neye yalvarıp taptıklarını bilir. O mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.
43. İşte biz, bu misalleri insanlar için (ibret alsınlar diye) getiriyoruz. Ancak onları, âlimlerden başkası anlamaz.
44. Allah gökleri ve yeri, hakkınca (tam yerli yerince) yarattı. Hiç şüphesiz bunda inananlar için (Allah’ın varlığına ve kudretine) elbette bir işaret vardır. [bk. 53/31]
45. (Resûlüm!) Kitab’dan sana vahyedileni oku ve namazı da dosdoğru/gereğine uygun olarak kıl. Çünkü namaz hayasızlıktan/utanmazlıktan ve kötü sayılan şey(ler)den alıkoyar. Allah’ın zikri (namaz)[8] elbette ibadetlerin en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.
46. İçlerinden zulmedenler hariç, Ehl-i Kitab ile ancak en güzel olan (usul)le mücadele edin ve deyin ki: “Bize indirilene de size indirilene de inandık. Bizim ilâhımız da sizin ilâhınız da birdir (ve aynıdır) ve biz ancak O’na teslim olanlarız.” [bk. 3/64]
47. (Resûlüm!) İşte böylece sana, (önceki kitapların asıllarını tasdik eden ve doğrularını içine alan bu) Kitab’ı indirdik. Onun için, kendilerine kitap verdiklerimiz(den bir kısmı) ona inanırlar. Şu (Araplar’dan ve diğerleri)nden de ona inanacak (nice) kimseler vardır. Âyetlerimizi kâfirlerden başkası inkâr etmez.
48. (Resûlüm!) Sen bundan önce herhangi bir kitap okumuyordun, onu elinle de yazmıyordun. Şâyet böyle olmasaydı (o zaman, bu Kur’an’ı başka yerden okudun veya yazdın diye) batıla uyanlar (hevâ ve hevesine göre düşünen ve yaşayanlar), elbet şüphelenir(ler)di. [bk. 7/157-158]
49. Hayır! O (Kur’an), kendilerine ilim verilenlerin sînelerinde (parlayan) apaçık âyetlerdir. Âyetlerimizi de zalimlerden başkası inkâr etmez.[9]
50. “Ona, Rabbinden birtakım âyetler (mucizeler) indirilmeli değil miydi?” dediler. (Onlara:) “Âyetler (mucizeler) ancak Allah’ın katındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.” de.
51. (Resûlüm!) Kendilerine okunan (bu) Kitab’ı, sana bizim indirmemiz onlara yetmiyor mu? Hiç şüphesiz bunda inanan bir toplum için elbette (büyük) bir rahmet ve (kulluğunu yerine getirmede) bir öğüt/bir hatırlatma vardır.
52. De ki: “Benimle sizin aranızda şâhit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olan (şey)leri bilir. (Gerçek ortada iken) batıla inanıp Allah’a karşı kâfir olanlar ise, ziyana uğrayanların ta kendileridir.”[10]
53. (Resûlüm!) Senden azabı hemen (getirmeni) istiyorlar. Eğer belirtilen bir vakit olmasaydı, o azap onlara çoktan gelmişti bile. (Fakat) hiç farkında olmadıkları bir sırada elbette o kendilerine gelecektir.
54. (Evet) senden azabı çabukça (getirmeni) istiyorlar; halbuki cehennem o kâfirleri zaten kuşatmıştır.
55. O gün azap, onları hem üstlerinden, hem ayaklarının altından bürüyecek ve (Allah, onlara): “İşlemiş olduğunuz (günahların cezasın)ı tadın!” diyecek. [bk. 7/41; 21/39; 39/16]
56. Ey iman eden kullarım! Şüphesiz benim arzım geniştir. O halde (İslâm’ın gereğinirahatça söylemek ve yaşamak nerede mümkünse, gidip orada) yalnız bana kulluk edin. [krş. 4/97; 39/10]
57. Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.
58-59. İman edip de sâlih (sevaplı) işler yapanlar var ya, elbette onları cennette, içinde ebedî kalacakları ve alt tarafından (su, süt, şarap ve baldan)[11] ırmaklar akan yüksek köşklere yerleştireceğiz. İşte ne güzeldir (böyle sâlih) amel işleyenlerin mükâfatı! Onlar, (sıkıntılara) sabreden ve yalnız Rablerine dayanıp güvenenlerdir.
60. Nice canlı (mahlûk) vardır ki rızkını (kendisi) taşıyamaz. Onlara da, size de Allah rızık verir. O, hakkıyla işitendir, bilendir.[12]
61. Andolsun ki eğer onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı? Güneşi ve ayı (yararlanmanız için) kim buyruğu altına aldı?” diye sorarsan; mutlaka: “Allah” derler. O halde nasıl (olup da Allah’a bağlanmaktan) çevriliyorlar. [krş. 31/25; 39/38; 43/9, 87]
62. Allah, kullarından dilediğine rızkı yayar (bol verir, dilediğine) kısar. Muhakkak ki Allah her şeyi bilendir.
63. Eğer onlara: “Gökten suyu indirip onunla, ölümünden sonra yeri kim diriltti?” diye sorsan, mutlaka “(Tabiki) Allah.” derler. (Sen de:) “Bütün hamd Allah’ındır.” de. Fakat onların çoğu düşünmezler.[13] [krş. 6/99; 7/57; 16/11; 27/60]
64. Bu dünya hayatı, bir eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Âhiret yurdu (oradaki hayat) ise, elbette (asıl yaşanacak) ebedî hayat odur; keşke bunu bilselerdi.[14]
65-66. İşte (insanlar) gemiye bindikleri (ve kendilerini bir tehlike sardığı) zaman, artık dini yalnız Allah’a has kılarak (ve dinde samimi kimseler gibi) O’na yalvarırlar. Fakat (Allah), onları karaya çıkarıp kurtarınca, bir de görürsün ki onlar, kendilerine verdiklerimizle hem faydalanmak hem de nankörlük yapmak suretiyle (yine Allah’a) ortak koşarlar (eski küfür hallerine dönerler). Ama yakında (bunun sonucunu) bilecekler. [bk. 17/67; 30/33-34; 31/32]
67. Görmüyorlar mı ki çevrelerindeki insanlar kapıl(ıp öldürülür veya esir edil)irken, biz Harem’i (Mekke’yi nasıl) emniyetli (bir yer) yaptık? Hâlâ batıla inanıyorlar da Allah’ın nimetlerine (karşı) nankörlük mü ediyorlar? [bk. 14/35; 106/1-4]
68. Allah’a yalan isnad eden veya kendisine hak (Peygamber ve Kitab) gelince onu yalanlayanlardan daha zalim kim olabilir? Kâfirler için barınılacak yer (zaten) cehennem değil midir?
69. Bizim uğrumuzda cihad eden (ve çaba gösteren)lere (gelince); biz onları elbette yollarımıza eriştiririz. Şüphesiz ki Allah iyilik (ve iyi iş) yapanlarla beraberdir.

[1] Kimse kimsenin günahını yüklenmez. Ancak, saptıran, hem kendisini hem de sapanı saptırmasının günahını yüklenir. Sapan da özrü kabul edilmeksizin, sapmasının ve işlediğinin günahını yüklenir. [bk. 16/25; 33/66-68; 38/59-61; 38/18; 70/10-11]
[2] Hz. İbrahim’in sözü 24. âyete kadar devam ediyor.
[3] Allah’a kulluk, yalnız ibadet etmekle değil, O’nun bütün emirlerine itaatle olur.
[4] Âyetteki “yekfurû”, burada “teberra’e” (uzaklaştı) anlamındadır.
[5] bk. Taberî, XX, 93; Emiroğlu, IX, 23. Râzî de “yol kesme” kelimesine, “kadınlara gitme yolunu bırakma” anlamı vermiştir. (XVIII, 9) [krş. 7/81; 27/55.]
[6] Bozguncular, Allah’ın emrine muhalefet eden ve O’nu dinlemeyenlerdir.
[7] Çünkü Lût (as.), genç kılığına bürünmüş olarak gelenlerin melek olduklarını bilmiyor ve kavminin onlara sarkıntılık yapmasından korkuyordu.
[8] Beydâvî, II, 235; Nesefî (Tefsîr), III, 259; Elmalılı, V, 3768.
[9] Bir önceki âyette, Allah’ın âyetlerini inkâr edenlere “kâfirler” denmiştir. Bu âyette, onların bir de, kendilerine zulmettiklerinden dolayı, kâfir olmakla kalmayıp aynı zamanda zalim de oldukları bildirilmektedir. Zalim olunca da hem kendilerine hem de başkalarına zulmettiklerine işaret vardır (Aydın, s. 102-103).
[10] Âyet-i kerîmede “batıla inanıp Allah’a karşı kâfir olanlar” ifadesi büyük bir uyarıdır. Allah’ı bırakıp tâğûtlara, putlara ve bunlara ait olan şeylere inanmak ve onlara bağlanmak, böylece batıla inanıp vahyi kabul etmemek küfürdür/kâfirliktir ( İbni Kesîr (Sâbûnî), III, 41; Mehmed Vehbi, XI, 4226). [krş. 2/256]
[11] krş. 47/15.
[12] Kendilerine hicret emredildiği zaman sahâbîler den bazıları, “Biz, geçimimiz bulunmayan bir yere gidiyoruz.” demişlerdi. Bunun üzerine bu âyet nâzil oldu.
[13] 61, 62 ve 63. âyetlerde görüldüğü üzere müşrikler, Allah’ın yaratıcılığını kabul ederler. Fakat hâkimiyetini, emir ve hükümlerini kabule ve onlara uymaya gelince onlardan yüz çevirip putlara gider; dilek ve şikayetlerini bunlara bildirirlerdi. [bk. 4/60]
[14] Hz. Ali’ye, “Dünya nedir?” diye sormuşlar. O da, “Seni Mevlâ’dan alıkoyan her şey.” cevâbını vermiştir.
Share on Google Plus

About İbrahim Can Gezer

This is a short description in the author block about the author. You edit it by entering text in the "Biographical Info" field in the user admin panel.
    Blogger Comment

0 yorum:

Yorum Gönder