Aradığınızı Bulacaksınız...

9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI

9. SINIF
TÜRK EDEBİYATI
DERS NOTLARI



I. ÜNİTE - GÜZEL SANATLAR VE EDEBİYAT
1. GÜZEL SANATLAR İÇİNDE EDEBİYATIN YERİ
Güzel sanatları diğer eserlerden ayıran en önemli özellik
insanda coşku ve estetik haz uyandırmasıdır. Güzel sanatlar
için yapılan en iyi sınıflama bu sanatların kullandıkları malzemelere
göre yapılan sınıflandırmadır. Bu malzemeler fonetik
ve plastik olarak ikiye ayrılır. Sesle yapılan sanatlara fonetik
sanatlar, görüntüyle yapılan sanatlara ise plastik sanatlar
denir. Güzel sanatların genelinde plastik malzeme kullanılırken
edebiyat ve müzik ise sese dayalı bir sanattır.
Edebiyatın malzemesi kelimelerdir ve edebiyat dille gerçekleştirilen
bir güzel sanatlar etkinliğidir. Edebiyatın asıl amacı
güzel sanatların en önemli öğesi olan estetik zevk duygusunu
dil aracılığıyla gerçekleştirmektir. Edebiyatta fayda sağlamak
amaç olarak her zaman ikinci plandadır.
Edebiyat; Tanımı, Konusu, Yöntemi
Duygu ve düşüncelerin söz ya da yazıyla etkili ve güzel bir
biçimde anlatılması sanatına edebiyat denir. Edebiyat, sözcüğü
Arapça ‘’edep’’ sözcüğünden türemiştir. Edebiyat sözcüğü
ilk kez Tanzimat döneminde Şinasi tarafından kullanılmıştır.
Şinasi’den önce nazım ve nesir türlerindeki eserlere
‘’şiir ve inşa’’ denilmekteydi.
Edebiyatın Konusu
Yazar ve şairlerin ortaya koydukları eserlerde ele alıp işledikleri
her şey, edebiyatın konusunu oluşturur.
Edebiyatın Yöntemi
Dil ürünlerinin tüm özelliklerinin tarihi akış içinde bilimsel
olarak incelenmesi de edebiyatın yöntemini oluşturur.
2. EDEBİYATIN DİĞER BİLİM DALLARIYLA İLİŞKİSİ
Edebiyatın temel öğesi olan dil diğer bilim dallarının da anlatım
aracıdır. Bundan dolayı felsefe, psikoloji, sosyoloji, hatta
tarih, coğrafya, ekonomi vb. diğer bilim dallarıyla yakından
ilişkisi vardır. Araştırmacılar da edebiyat araştırmalarında
yazarın biyografisini yazarken tarih biliminden, yaşadığı
ortamı yazarken sosyoloji biliminden, yazarın içinde bulunduğu
ruhsal durumu anlatırken ise psikolojiden faydalanırlar.
Yazarı etkileyen toplumsal, siyasal ve felsefî görüşleri de
diğer sosyal bilimlerin yardımıyla ortaya koyarlar.
Edebiyat Tarihi ve Önemi
Bir ulusun çağlar boyu yarattığı sözlü ve yazılı dil ürünlerini
ve onların yazarlarını bilimsel bir yöntemle tarihi akış içinde
inceleyen bilim dalına edebiyat tarihi denir. Edebiyat tarihi
bir ulusun geçmişteki düşünce yapısını, dünya anlayışını,
kültür ve uygarlık birikimini yeni kuşaklara aktarır. Böylece
kuşaklar arasında köprü kurarak yeni kuşakların daha iyiyi,
doğruyu, güzeli bulmalarına yardımcı olur. Bizde Tanzimat
dönemine kadar edebiyat tarihi tezkirelerden ibaretti.
Tezkire: Şairlerin hayat hikâyelerini anlatan biyografi türünden
eserlere denir.
Başlıca edebiyat tarihi yazarlarımız şunlardır: Ziya Paşa, M.
Fuat Köprülü, Agâh Sırrı Levend, Ahmet Hamdi Tanpınar,
Nihat Sami Banarlı
3. DİLİN İNSAN VE TOPLUM HAYATINDAKİ YERİ
Dil-Kültür-Edebiyat İlişkisi
Dil, insanların duygu düşünce ve düşlerini; özlem ve isteklerini
anlatma aracıdır. Kültür ise; dil, din, ülkü gibi ortak duygu
ve düşüncelerin bizde yarattığı değişim ve bileşimdir. Bu
nedenle dil bir ulusun temel taşıdır. Dil kültür değerlerimizi
geleceğe taşır ve edebiyatın da temel öğesidir.
Dil, edebiyatın temel öğesi; edebiyat, kültür birikiminin kendisidir.
Görüldüğü gibi dil, kültür ve edebiyat birbirinin tamamlayıcısıdır.
4. METİN
Bir yazıyı şekil, anlatım ve yazım özellikleriyle oluşturan
kelimelerin tamamına metin denir.
5. EDEBÎ METİN
İnsanın duygu ve düşüncelerini; özlem ve dileklerini estetik
ölçüler içinde anlatan ve okuyucuda güzellik duygusu yaratan
dil ürünlerine edebî eser(metin) denir.
Özellikleri
 Edebî eser okuyanı etkilemelidir.
 Anlatımı güzel düşüncesi sağlam ve özlü olmalıdır.
 Konusu; ait olduğu toplumun ve yazıldığı dönemin özelliklerini
yansıtmalıdır.
 Eser zamanın süzgecinden geçtikten sonra toplumca
anlaşılıp beğenilmelidir.
 Duygu ve düşünceler belli bir edebî türe uygun olarak
anlatılmalıdır.
 Eser estetik ölçüler içinde, belli bir sanat anlayışıyla
yazılmalıdır.
6. EDEBİYAT VE GERÇEKLİK
Dış dünyadaki tüm nesnel varlıklar, koşullar ve durumlar
gerçekliğin kapsamına girer. Edebiyat dış dünyayı, insanı ve
insana özgü özellikleri kurmaca yoluyla dile getirir. Yani sanatçı
dış dünyayı olduğu gibi değil, kendi süzgecinden geçirerek,
değiştirerek, yorumlayarak anlatır. Bu paralelde şöyle
bir tanım çıkarılabilir: Sanat ya da edebiyat, bir nevi gerçeğin
yorumlanarak anlatılmasıdır. Burada unutulmama-sı gereken
nokta ise edebiyatın bunu yaparken gerçeklikten tamamen
uzaklaşmamış olmasıdır.
II. ÜNİTE - ÇOŞKU VE HEYECAN DİLE GETİREN
METİNLER (ŞİİR)
1. ŞİİR İNCELEME YÖNTEMİ
A. ŞİİR VE ZİHNİYET
Zihniyet, bir dönemdeki sosyal, siyasî, idarî, adlî, dinî, ticarî
hayatın birlikte oluşturduğu ortamdır. Yani devrin kabul edilmiş
sanat zevki ve hâkim anlayışıdır.
Bir eser hangi dönemde verilmişse, o dönemden izler taşır.
Şairlerin şiirleri de yaşadıkları dönemden izler taşır. Şairlerin
şiirlerinde de yaşadıkları dönemin sosyal ve siyasal olaylarını,
kültürünü, ilişkilerini, inançlarını, sanat zevkini görebiliriz.
Dolayısıyla bir şiiri incelerken, o şiirin yazıldığı dönemin ve
şairin özelliklerini göz önüne almalıyız.

B. ŞİİRDE AHENK (SES VE RİTİM)
Ahenk
Ahenk kelimesi uyum anlamına gelmektedir. Edebiyatta ise
kelimelerin birbiriyle ses ve anlam bakımından etkileyici bir
bütün olması anlamındadır.
Şiirde ahenk; ustaca kullanılan ses akışı, söyleyiş, ritim, ölçü
ve her türlü ses benzerliğiyle sağlanır. Şiirde ahengi sağlamak
için ölçü, uyak, vurgu, tonlama gibi değişik unsurlar
kullanılır.
Şiirde ahengi sağlayan unsurları şöyle sıralayabiliriz:
Vurgu
Bir kelimede hecelerden birinin diğerlerine göre daha baskılı,
daha kuvvetli söylenmesidir. Vurgu hem kelimenin anlamını
güçlendiren hem de şiiri ahenkli kılan bir unsurdur. Vurgulama
ve tonlama şiirin ahengini ve etki gücünü bir kat daha
artırır.
Örnek:
Gök sarı toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı
Arkada zincirlenen Toros Dağları
Tonlama
Anlatılmak istenen duygu veya düşüncenin daha etkili ifade
edilebilmesi için ses tonunu değiştirerek okumaya tonlama
denir. Böylece acıma, üzüntü, özlem, hayranlık, sevgi gibi
duygular belirginlik kazanır.
Örnek:
Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan,
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
Ölçü
Ahengi sağlamak şiire belli bir düzen vermek için şiirlerde
çeşitli ölçüler kullanılır. Türk edebiyatında hece ve aruz ölçüsü
olmak üzere iki çeşit ölçü kullanılmıştır.
a. Hece ölçüsü
Şiirdeki tüm dizelerin hecelerinin sayısının eşit olması esasına
dayanır.
 Hece ölçüsü Türklerin bulduğu bir ölçüdür.
 Bilinen en eski Türk şiirlerinde de bu ölçü kullanılmıştır.
 7’li, 8’li, 11’li hece ölçüsü kalıpları en çok kullanılan kalıplardır.
Durak: Ölçü kalıpları içerisindeki durma yeridir. Hece ölçüsünde
duraklar sözcükleri bölmez.
b. Aruz ölçüsü
Dizelerdeki hecelerin açıklık kapalılık esasına bağlı olan bir
ölçü sistemidir. Sonu ünlü ile biten heceler ‘’açık’’, sonu ünsüzle
biten heceler de ‘’kapalı’’ hece olarak adlandırılır. Ayrıca
uzun ünlülü heceler ile dize sonundaki heceler daima
kapalı kabul edilir. Aruz ölçüsünde duraklar sözcükleri bölebilir.
O be nim mil / le ti min yıl / dı zı dır par / la ya cak
. . - - . . - - . . - - . . -
Fe i la tün Fe i la tün Fe i la tün Fe i tün
Aruz vezninde hecelerin kısalığı ve uzunluğu esas olduğu
için bazı Türkçe kelimeler kısa olduğu halde vezin gereği
uzun okunur; buna imale denir. İmale kısa heceyi uzun yapar.
Arapça ve Farsça kelimelerdeki bazı uzun seslerin vezin
gereği kısa okunmasına da zihaf denir. Sessiz bir harfle
biten kelime vezin gereği açık olması gerekirse, kendinden
sonra sesli ile başlayan bir hece varsa birinci kelimenin sonundaki
harf, ikinci kelimenin ilk hecesine ulanır. Buna ulama
denir. Ulama kapalı heceyi açık yapar.
c. Serbest Ölçü
Herhangi bir sisteme bağlı olmayan ölçüdür.19.yüzyıl sonlarından
itibaren edebiyatımıza girmiştir.
Uyak (Kafiye) ve Redif:
Redif: Mısra sonlarında bulunan aynı görevdeki ses, ek ve
kelime tekrarlarıdır.
Her yalana kanmışım kafiye:’’an’’
Her söze inanmışım redif: ‘’mışım’’
Ben artık sevgiden de
Bıkmışım, usanmışım
Uyak: Dize sonlarında bulunan ve görevleri farklı olan ses
veya ek benzerlikleridir.
Uyak Çeşitleri
a. Yarım Uyak: Sadece bir ünsüzün benzeşmesiyle oluşan
kafiyeye yarım uyak denir.
Ecel büke belimizi
Söyletmeye dilimizi
Hasta iken halimizi
Soranlara selam olsun
b. Tam Uyak: Biri ünlü biri ünsüz olmak üzere iki sesin benzerliğiyle
oluşan uyağa tam uyak denir.
Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin;
İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler
Tak, tak ayak sesimi aç köpekler işitsin
Yolumda bir tak olsun zulmetten taş kemerler
c. Zengin Uyak: En az üç sesin benzerliğiyle oluşan uyağa
zengin uyak denir.
Bir idamlık Ali vardı, asıldı
Kaydını düştüler, mühür basıldı
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
d. Cinaslı Uyak: Aynı seslerden oluşan; fakat farklı anlamları
karşılayan kelimelerle yapılan uyağa cinaslı uyak denir.
Cinas bir kelimenin tekrarı değildir. Aynı kelimenin aynı anlamla
tekrar etmesine redif denir.
Kalem böyle çalınmıştır yazıma
Yazım kışa uymaz kışım yazıma
Bu beyitteki ‘’yazıma’’ sözcüklerinin yazımı aynıdır; ancak
birinci dizede kaderime anlamında ikinci dizede ise yaz mevsimi
anlamında kullanıldığından cinaslı uyaktır.
NOT: Yazımları ve anlamları aynı olan iki sözcük redif; yazımları
aynı ancak anlamları farklı olan iki sözcük cinaslı
kafiye oluşturur.
NOT: Uzun okunan ünlüler iki ses değerinde kabul edilir.
Uyak Düzeni (Şeması) ve Çeşitleri
Şiirler uyaklanış bakımından dörde ayrılır:
a. Düz uyak: Uyaklı kelimeler aaxa veya aaab şeklinde sıralanmışsa
buna düz uyak denir.
Hiç anılmaz olmuş atalar adı
Beşikte bırakmış ana evladı
Kırılmış yetimin kolu kanadı
Zulüm pençesinden aman kalmamış
b. Çapraz uyak: Uyaklı kelimeler abab şeklinde sıralanmışsa
buna çapraz uyak denir.
Sokaktayım kimsesiz bir sokak ortasında
Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum
Yolumun karanlığa saplanan noktasında
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum
Necip Fazıl Kısakürek
c. Sarma uyak: Uyaklı kelimeler abba şeklinde sıralanmışsa
buna çapraz uyak denir.
En son Bektaş Ağa çöktü diz üstü
Titrek elleriyle gererken yayı
Her yandan bir merak sardı alayı
Ok uçtu, hedefin kalbine düştü
d. Mani tipi uyak: Mani tipindeki şiirlerde kullanılan uyak
türüdür. aaxa şeklinde uyaklanır. Tek dörtlük için geçerlidir.
Dağlarda kar kalmadı
Gözlerde fer kalmadı
Daha yazacak idim
Kâğıtta yer kalmadı
Aliterasyon ve Asonans:
Bir şiirin dizelerinde sürekli aynı ünsüzün tekrarlanmasından
oluşan ahenge aliterasyon denir.
Bir şiirin dizelerinde sürekli aynı ünlünün tekrarlanmasıyla
oluşan ahenge asonans denir.
Senin kalbiden sürgün oldum ilkin bütün sürgünlüklerim bir
bakıma bu sürgünün bir süreği
“ü harfi ile asonans, s harfi ile aliterasyon yapılmıştır.”
C. ŞİİR DİLİ
Şiir insanın değişen duygu, coşku, özlem ve hayallerini kendine
özgü bir dille ifade eder. Dili daha canlı, daha güzel ve
daha tesirli hale getirerek ona bir üst kimlik kazandırır. Şair
günlük dildeki sözcükleri özenle seçer. Onlara yepyeni anlamlar
kazandırır. Kullanılan dile yeni değerler ve anlamlar
kazandırır. Benzetmelere değişmecelere (mecaz) yer verir.
Somut varlıkları soyutlaştır, soyutları da somutlaştırır. Böylece
duygu ve düşüncelerine bir anlam derinliği kazandırır.
Söz Sanatları
Teşbih (Benzetme):
Anlama güç katmak için, aralarında gerçek ya da mecaz,
çeşitli yönlerden ilgi, benzerlik bulunan en az iki varlıktan
zayıf olanı nitelik bakımından güçlü olana benzetme sanatıdır.
Teşbih sanatında en az iki, en fazla dört öğe bulunur.
Öğeleri şunlardır:
Benzeyen: Birbirine benzetilen şeylerden nitelik bakımından
güçsüz olanıdır.
Kendisine Benzetilen:
Birbirlerine benzetilen şeylerden nitelik bakımından daha
üstün ve güçlü olanıdır.
Benzetme Yönü:
Benzeyen ve kendisine benzetilen arasındaki ortak noktadır.
Zaten benzetme bu ortak noktayı belirtmek için yapılır.
Benzetme Edatı:
Benzeyen ve kendisine benzetilen arasında benzetme ilgisi
kuran kelime veya ektir.
Ör: Bu sesler dokunuyor en ağrıyan yerime,
Bir eski çıban gibi işliyor içerime.
(Ayak Sesleri/Necip Fazıl Kısakürek)
Benzeyen: Sesler
Kendisine benzetilen unsur: Eski çıban
Benzetme yönü: Batmak, işlemek
Benzetme edatı: Gibi
Ör: Kömür gözlüm, gül dudaklım
İstiare (İğretileme):
Sadece benzeyen ya da benzetilenle yapılan teşbihe istiare
denir. Açık istiare ve kapalı istiare olmak üzere ikiye ayrılır.
a. Açık istiare:
Benzetme öğelerinden sadece kendisine benzetilenin bulunduğu
benzeyenin bulunmadığı istiaredir.
Ör: Yüce dağ başında siyah tül vardır.
Benzeyen: bulut(söylenmemiş)
Benzetilen: siyah tül (söylenmiş)
Ör: Havada bir dost eli okşuyor derimizi
Benzeyen: Rüzgâr(söylenmemiş)
Benzetilen: dost eli(söylenmiş)
b. Kapalı istiare:
Benzetme öğelerinden sadece benzeyenle yapılan istiaredir.
Kapalı istiarede kendisine benzetilen yer almaz.
Ör: Yüce dağların başında
Salkım salkım olan bulut.
Benzeyen: Bulut (var)
Kendisine benzetilen: üzüm (yok)
Ör: Bir arslan miyav dedi
Minik fare kükredi
Fareden korktu kedi
Kedi pır uçuverdi
Dörtlükte ‘’aslan’’ , ‘’miyav’’ sözcüğüyle kediye; fare, kükredi
sözcüğüyle aslana; ‘’kedi’’ ‘’uçuverdi’’ sözcüğüyle kuşa benzetilmiştir.
Ancak dörtlükte benzetilene yer verilmemiştir.
Teşhis (Kişileştirme):
İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıklara insana özgü bir
özellik verme sanatına teşhis denir.
Ör: Ağlama karanfil beni de ağlatma
Sil gözyaşlarını
İntak (Konuşturma):
İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıkların konuşturulması
sanatıdır. Konuşturma kişileştirmeden sonra gelir. Varlıklar
önce kişileştirilir sonra gerekirse konuşturulur. Her intakta bir
kişileştirme vardır ama her kişileştirmede bir intak yoktur.
Fabllar bu sanata örnektir.
Ör: Mor menekşe: “Bana dokunma!’’diye bağırdı.
Tezat (Karşıtlık):
Aynı varlığın, olayın, durumun birbirine karşıt iki yönünü bir
arada belirtmeye ya da birbirine karşıt kavramlar arasında ilgi
kurmaya tezat denir.
Ömrümde zararsız günümü bilmem
Her senede yüz milyonluk kârım var.
(Huzuri)
Aşk derdiyle hoşem el çok ilâcımdan tabip
Kılma derman kim helakim zehr-i dermânındadır
(Fuzuli)
Mübalağa (Abartma):
Bir sözün etkisini arttırmak amacıyla bir şeyi olduğundan çok
göstermek ya da olmayacak biçimde anlatma sanatıdır.
Ör: Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ
Ör: Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın.
Telmih (Hatırlatma):
Söz arasında herkesin bildiği bir olaya ya da kişiye işaret
etme sanatıdır.
Vefasız Aslı’ya yol gösteren bu,
Kerem’in sazına cevap veren bu.
Gökyüzünde İsa ile,
Tur dağında Musa ile,
Elindeki asa ile,
Çağırayım Mevlam seni.
Yunus Emre
Tecahül-i Arif (Bilmezlikten Gelme):
Anlam inceliği oluşturmak için herkesçe bilinen bir gerçeği
bilmez görünerek anlatma sanatıdır.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?
Cahit Sıtkı Tarancı
Hüsn-i Talil (Güzel Bir Nedene Bağlama) :
Sebebi bilinen bir olayın meydana gelişini, gerçek sebebinin
dışında başka, güzel bir nedene bağlamadır.
Senin o gül yüzünü görmek için
Sana güneş bakmak için doğuyor.
Tenasüp (Uygunluk) :
Anlam yönünden birbiriyle ilgili sözcükleri bir arada kullanmaktır.
Ör: Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabip
Kılma derman kim helakim zehr-i dermendadır.
Bu dizelerde ‘’dert, derman, ilaç, tabip’’ birbiriyle ilgili sözcükler
olarak kullanılmıştır.
Mecaz-ı Mürsel (Ad Aktarması):
Bir sözün benzetme amacı güdülmeden başka bir sözcük
yerine gerçek anlamı dışında kullanılması sanatıdır.
Ör: Ankara bu olaya tepki gösterdi.
Burada tepki gösteren şehir değil. Ankara da bulunan hükümettir.
Mecaz-ı mürsel yapılmış. Şehir söylenmiş hükümet
kastedilmiştir.
Ör: Cemil Meriç’i her okuyuşumda yeni bir şeyler buluyorum.
(Kitabını okuyorum kendisini değil)
D. ŞİİRDE YAPI
Şiirin yapısı anlam ve ses kaynaşmasından oluşur. Anlam ve
ses kaynaşmasından oluşan nazım birimlerine beyit, kıt’a,
bent, mısra gibi isimler verilir. Dize, beyit, dörtlük gibi birimlerle
ölçü, kafiye düzeni, tema ve imgeler belli bir bütün oluşturarak
şiirde yapıyı meydana getirir.
Nazım biçimi: Bir şiirde dizelerin kümelenişinden, uyakların
sıralanış düzeninden ve ölçü özelliklerinden doğan örgüye
denir. Nazım biçimlerini belirlemede en temel ölçüt nazım
birimidir.
Nazım türü: Bir şiirin konusuna göre aldığı addır.
Nazım birimi: Bir manzumede anlam bütünlüğü taşıyan en
küçük parçaya nazım birimi denir. Nazım birimi en az iki
dizeden oluşmak üzere üç, dört, beş veya daha fazla dizeden
oluşabilir.
Mısra (Dize): Bir şiirin her bir satırına dize denir.
Beyit: İki dizeden oluşan nazım birimine beyit denir.
Ör: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi
Kanuni Sultan Süleyman
Kıt’a (Dörtlük): Dört dizeden oluşan nazım birimine kıt’a
veya dörtlük denir.
Ör: Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim
Yeryüzünde yer beğen
Nereye dikilmek istersen,
Seni oraya dikeyim!
Arif Nihat Asya
Bent: İkilik ve dörtlük dışında kalan 3, 5, 7 veya daha fazla
eşit satıdaki dizelerden oluşan nazım birimine bent denir.
Bugün Cuma
Büyük annemi hatırlıyorum
Dolayısıyla çocukluğumu
Uzun olsaydı o günler!
Yere düşen ekmek parçasını
Öpüp başıma götürdüğüm günler!
Konu: Üzerinde söz söylenen herhangi bir olay, düşünce
veya duruma konu denir. Bir şiir birden fazla konuya değinebilir.
Tema: Şiirin bütününe hâkim olan duygu veya hayale tema
denir.
Şiirin yapısını oluşturan tüm bu öğeler gerek Divan edebiyatımızda
gerekse Halk edebiyatında gelenek çerçevesi içerisinde
çeşitli nazım şekilleri ve türleri oluşturmak amacıyla
belli ölçülerde kullanılmıştır. Oluşan bu nazım şekilleri ve
türleri Halk edebiyatı ve Divan edebiyatı nazım şekilleri ve
türleri başlıkları altında ele alınırlar.
TÜRK EDEBİYATINDA KULLANILAN NAZIM BİÇİMLERİ
İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI
 M.S. VIII. yüzyıla gelinceye kadar Türklerin henüz yazıyı
kullanmadıkları dönemdeki edebiyattır.
 Bu dönem edebiyatı, sözlü olarak üretilmiş ve kulaktan
kulağa yayılarak varlığını sürdürmüştür.
 Bu dönem edebiyatı müzik eşliğinde (“kopuz” adı verilen
sazla) dile getirilmiştir.
 Ölçü, ulusal ölçümüz olan “hece” ölçüsüdür.
 Nazım birimi “dörtlük”tür.
 Dönemine göre arı(sade) bir dili vardır.
 Dizelere genel olarak yarım uyak hâkimdir.
 Daha çok doğa, aşk ve ölüm konuları işlenmiştir.
 Bu döneme yönelik elimizdeki en önemli ve eski kaynak
Kaşgarlı Mahmut’un “Divan-ı Lügat-it Türk” adlı eseridir.
Kullanılan Nazım Biçimleri:
Koşuk
 “Sığır” denilen sürek avları sırasında söylenen şiirlerdir.
 Konusu daha çok doğa, aşk, savaş ve yiğitliktir.
 Bu tür daha sonra Halk edebiyatında “Koşma” adıyla
anılmıştır.
Sagu
 Yuğ” adı verilen ölüm törenlerinde, ölen kişilerin erdemlerini
ve duyulan acıları dile getiren şiirlerdir.
 Divan edebiyatında “mersiye”;halk edebiyatında “ağıt”
ismini almıştır.
Sav
 Dönemin özlü sözleridir.
 Bugünkü atasözlerinin ilk biçimi niteliğindedir.
Destan
Toplumu derinden etkileyen olaylar sonunda halk arasında
kendiliğinden oluşan uzun nazım türüdür.
Destanların Özellikleri:
 Toplumun ortak görüşlerini yansıtması
 Olağanüstü özellikler taşıması
 Kişilerinin seçkin olması (Kral, Han, Hakan... vb.)
 Ait oldukları milletten izler taşıması
 Oldukça uzun olması
 Konuları bakımından savaş, deprem, yangın şeklinde
sıralanabilmesi
Türk Destanları
Destanlarımız yazıya geçirilmedikleri için bugün bunların
ancak konularını bilmekteyiz. Bunları da İran, Çin ve Arap
kaynaklarından öğreniyoruz.
A. SAKA DEVRİ DESTANLARI
1. Alp Er Tunga Destanı: Türk-İran savaşlarında Alp Er
Tunga’nın yiğitliklerini ve bu savaşları anlatır.
2. Şu Destanı: İskender’le Türkler arasındaki savaşı ve Türk
hakanı Şu’nun kahramanlıklarını anlatır.
B. HUN DEVRİ DESTANI
Oğuz Kağan Destanı: Hun hükümdarı Mete’yi ve onun yaşamını
anlatır.
C. GÖKTÜRK DEVRİ DESTANLARI
1. Bozkurt Destanı: Göktürklerin dişi bir kurttan türeyişini
anlatır.
2. Ergenekon Destanı: Bir savaşta yenilen ve Ergenekon’a
açılan Türklerin orada bir demir dağı eritip intikamlarını almalarını
anlatır.
D. UYGUR DEVRİ DESTANLARI
1. Türeyiş Destanı: Uygurların bir erkek kurttan türeyişi
anlatılır.
2. Göç Destanı: Uygur Türklerinin anayurtlarından göçünü
anlatır.
Destanlar oluşumları bakımından iki grupta incelenebilir:
a. Doğal Destanlar: Halk arasında ortaya çıkan anonim
ürünlerdir. Bunlar genellikle daha sonra bir şair tarafından
derlenip düzenlenmiştir. Bu türe örnek olarak şu destanları
sıralayabiliriz.
İliada, Odysseia Yunanlıların (Homeros)
Kalevala Finlilerin
Nibelungen Almanların
Ramayana, Mahabarata Hintlilerin
Cid İspanyolların
Chanson de Roland Fransızların
Gılgamış Sümerlerin
Şehnâme İranlıların (Firdevsi)
b. Yapma (Suni) Destanlar: Bir olayın doğal destana benzetilerek
bir şairce destanlaştırılmasıdır. Yapma destan örneği
olarak şunları sıralayabiliriz:
Virgilius Aeneit
Dante İlahi Komedi
Tasso Kurtarılmış Kudüs
Milton Kaybolmuş Cennet
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA Üç Şehitler Destanı
İSLAMİ DEVİR TÜRK EDEBİYATI
1. TÜRK HALK EDEBİYATI
 İslamiyet öncesinden günümüze kadar kesintisiz gelen
bir edebiyattır.
 Halk içinde yetişmiş ozanların icra ettiği bir edebiyattır.
 Temelinde sözlü bir gelenek vardır.
 Dili sadedir.
 Dörtlük ve yarım kafiye esaslıdır.
 Hece ölçüsü kullanılmıştır.
 Halkın dertlerini, sevinçlerini, her türlü duygularını işlemektedir.
 Koşma, destan, semai, varsağı, mani, ağıt, türkü, bilmece,
atasözü, devriye, şathiye, ilahi, deme gibi çeşitli nazım
şekilleri vardır.
Kendi arasında:
a) Âşık Tarzı Halk Edebiyatı
b) Anonim Halk Edebiyatı
c) Dini-Tasavvufi Halk Edebiyatı olmak üzere 3’e ayrılır.

a. Âşık Tarzı Halk Edebiyatı:
 İslamiyet'ten önce başlamıştır.
 Bu edebiyatı genellikle “aşık” adı verilen sazlarıyla yazdıklarını
besteleyip köy köy dolaşan ozanlar icra etmiştir.
 Hece ölçüsü kullanılmıştır.
 Dili sadedir.
 Nazım birimi dörtlüktür, yarım kafiye kullanılmıştır.
 Son dörtlükte şairin mahlası(adı) kullanılır.
 Aşk, ölüm, gurbet, ayrılık konuları sıklıkla ilenmiştir.
 Coşkulu, lirik bir söylenişi vardır.
Kullanılan Nazım Biçimleri:
Koşma
 Aşk, ayrılık, gurbet, sevgi, doğa, yiğitlik gibi geniş çerçeveli
konuların işlendiği bir nazım şeklidir.
 11’li hece ölçüsüyle yazılır.
 3 ile 6 dörtlükten oluşur.
 Dili sadedir.
 Kafiyedüzeni “abab, cccb, dddb…” şeklindedir.
 Son dörtlükte şairin mahlası bulunur.
 Koşmanın konularına göre “güzelleme, koçaklama, ağıt,
taşlama” adlı türleri vardır.
Güzelleme: İnsan ve doğa sevgisinin lirik bir edayla işlendiği
koşmalara denir. (Karacaoğlan)
Koçaklama: Savaş, yiğitlik, kahramanlık gibi konuları işleyen
koşmalara denir. (Dadaloğlu ve Köroğlu)
Ağıt: Ölen kişinin arkasından duyulan acının ve onun iyiliklerinin
işlendiği koşmadır.
Taşlama: Toplumun veya bireylerin aksayan yönlerini eleştiren
koşmalara denir. (Seyrani)
Not: Güzelleme, koçaklama, ağıt, taşlama birer nazım türüdür.
Varsağı
 Toros Dağları ve Adana civarında yaşayan “Varsak”
boylarının söyledikleri türkülere denir.
 Kafiye düzeni koşma gibidir.
 4+4 şeklinde 8’li ölçüyle söylenir.
 “bre, behey, hey” nidaları sıklıkla kullanılmıştır.
 En az 3 en fazla 5 dörtlüktür.
 Konu olarak hayattan ve talihten şikâyet gibi konular
işlenir.
Semai
 Koşma ile aynı konular işlenir.
 Kafiye düzeni koşma ile aynıdır.
 4 + 4 =8 ‘li ölçüyle yazılır.
 3–5 dörtlükten oluşur.
 Koşmadan ezgisi, dörtlük sayısı ve ölçüsü bakımından
ayrılır.
Destan
 6+5 ‘li hece ölçüsüyle söylenir.
 Halk edebiyatının en uzun nazım biçimidir.
 Kendine özgü bir söylenişi vardır.
 Kafiye düzeni koşma ile aynıdır.
 Ayaklanma, kıtlık, savaş, hastalık gibi toplumsal konular
işlendiği gibi bireysel konuların işlendiği destanlar da
vardır.
 Dörtlük sayısında sınırlama yoktur.
b. Anonim Halk Edebiyatı:
 Belli bir sahibi yoktur. Halkın ortak malı olan ürünlerden
oluşur.
 Dili sade, akıcı bir halk Türkçesidir.
 Şiirlerde hece ölçüsünün 7’li, 8’li, 11’li kalıpları ağırlıklı
olarak kullanılır.
 Şiirlerinin nazım birimi dörtlüktür.
 En çok yarım kafiye kullanılmıştır.. Bazı manilerde cinaslı
kafiye görülür.
 Ölüm, aşk, tabiat sevgisi, ayrılık acısı, özlem, yiğitlik,
toplumsal aksaklıklar gibi konular işlenir.
 Sözlü geleneğe dayanır.
Kullanılan Nazım Biçimleri:
Türkü
 Kendine özgü bir ezgi ile söylenen nazım biçimidir.
 Genellikle anonimdir, yazarı bilinenleri de zamanla halka
mal olmuştur.
 Aşk, tabiat, ayrılık, hasret, gurbet, sevgi, güzellik gibi
konular işlenir
 Türküler 8’li (4+4) veya 11’li (4+4+3) hece ölçüsüyle
söylenir..
 Türküler iki bölümden oluşur.
Bent: Türkünün asıl sözlerinin bulunduğu bölümdür.
Kavuştak: Her bendin sonunda tekrarlanan bölümdür. Nakarat
ya da bağlama adı da verilir.
Mani
 Hecenin 7’li kalıbıyla söylenirler.
 Bir dörtlükten oluşur.
 Uyak düzeni aaxa şeklindedir.
 İlk iki dize doldurmadır. Asıl konu son iki dizededir.
 Konu sınırlaması yoktur.
 Düz mani, kesik mani, yedekli mani ve cinaslı mani gibi
türleri vardır.
Ninni
 Annelerin çocukları uyutmak için belli bir ezgiyle söylediği
sözlü edebiyat ürünleridir.
 7’li, 8’li ve 9’lu hece ölçüsüyle söylenir.
 Genellikle dörtlüklerden oluşur.
c. Dinî Tasavvufî Halk Edebiyatı (Tekke Edebiyatı):
 Hece ölçüsü ağırlıklıdır, az da olsa aruz ölçüsü kullanılmıştır.
 Yarım uyak ve redif sık kullanılmıştır.
 Tasavvuf terimlerinin dışında dil, halkın anlayabileceği
nitelikte ve sadedir.
 Saz eşliğinde söylenenler de vardır.
 Allah sevgisi, nefsin öldürülmesi, insan sevgisi, ölüm,
Allah’a varış yolları, tasavvuf ilkeleri temel konularıdır.
 Coşkuludur, genellikle didaktik şiirlerden oluşur.
 Nazım birimi dörtlüktür ancak beyitle oluşturulmuş türler
de vardır.
Kullanılan Nazım Türleri:
İlahi
 Tekke edebiyatının ana nazım türüdür.
 8’li hece ölçüsüyle söylenir, 7 ve 11’li de olabilir.
 Fanilik, Allah sevgisi, nefsin öldürülmesi temel konusudur.
 Bu türün en büyük ustası Yunus Emre’dir.

Nefes
 8’li hece ölçüsüyle söylenir.
 İlahilerin konularının Bektaşilerce söylenmesi sonucu
ortaya çıkmış türdür.
Deme (Deyiş)
 8’li hece ölçüsüyle söylenir
 Saz eşliğinde kendine özgü bir makamla söylenir.
Nutuk
Tekke Edebiyatı’nda Pirlerin ve mürşitlerin, tarikata yeni
giren müritleri bilgilendirmek tarikat derecelerini ve tarikat
adabını öğretmek amacıyla söylenen didaktik şiirlerdir.
Devriye
Evrendeki canlı cansız her şey Allah'tan gelmiştir, yine Allah-
'a dönecektir. Bu felsefeyi yansıtan şiirlere Tekke edebiyatında
devriye denilmiştir.
Şathiye
 Dini ve tasavvufi halk şiirinde genel olarak mizahi manzumelere
şathiye adı verilir.
 İnançlardan alaylı bir dille söz eder gibi yazılan şiirlerdir.
 Görünüşte saçma sanılan bu sözlerin, yorumlandığında
tasavvufla ilgili türlü kavramlara değindiği anlaşılır.
 Bu tür şiirlere genellikle Bektaşi şairlerinde rastlanır.
 Bu türün en tanınmış şairi Kaygusuz Abdal’dır.
Not: Yukarıdaki türler koşma nazım biçimiyle yazıldığı için
birer nazım biçimi değil birer nazım türüdür.
2. DİVAN EDEBİYATI (KLASİK EDEBİYAT)
Şairler şiirlerini “DİVAN” adını verdikleri bir kitapta topladıkları
için bu edebiyatına “Divan Edebiyatı” denilmiştir. Ayrıca
“klasik - eski - zümre edebiyatı” da denilir.
İslamiyet’in kabulünden sonra Türkler yaşamın her alanında
Araplardan, Farslardan etkilenmişlerdir. Bu etkileşimin en
belirgin olduğu alanların başında edebiyat göze çarpmaktadır.
13.yy’dan itibaren şair ve yazarlar Fars-Arap etkisine
girmeye başlamıştır.
Özellikleri:
 Dili Arapça, Farsça, Türkçe karışımı olan Osmanlıcadır.
 Ölçü olarak “aruz ölçüsü”, nazım birimi genellikle beyittir.
 Şiirlerde tam ve zengin uyak kullanılmıştır.
 Anlatılan şey değil, anlatış biçimi ön plandadır.
 Çoğunlukla aşk, şarap, kadın övgü, din, ahlak, tasavvuf
konuları işlenmiştir.
 13.yüzyılda gelişmeye başlamış 16. ve 17. yüzyıllarda
en olgun dönemini yaşamış, 19.yüzyılın sonlarına kadar
sürmüştür.
 Belli kalıpları olan bir edebiyattır. Duygu ve düşünceler
mazmun denilen kavramlarla anlatılır.
 Soyut bir edebiyattır ve toplumsal konulara değinmemiştir.
Kullanılan Nazım Biçimleri:
Dörtlüklerle Yazılanlar: Rubai, Şarkı Tuyuğ, Murabba
Bentlerle Yazılanlar: Terkib-i Bent, Terci-i Bent
Beyitlerle Yazılanlar: Gazel, Kaside, Mesnevi, Müstezat
Gazel
 Güzellik, aşk, kadın, şarap gibi konuları işleyen nazım
biçimidir.
 Araplarda Farslara onlardan da Türklere geçmiştir.
 Gazelin ilk beytine “matla” son beytine “makta” denir.
 Makta beytinde şairin mahlası(takma adı) kullanılır.
 En güzel beytine “beyt’ül gazel ya da şah beyit” denir.
 Gazelin bütün beyitlerinde aynı konu işleniyorsa buna
yek-ahenk gazel denir.
 Bütün beyitler aynı söyleyiş güzelliğine sahip ise buna
yek-âvâz gazel denir.
 Kafiye şeması: “aa,ba, ca da...” şeklindedir.
 En az beş en fazla on beş beyitten oluşur.
 Konu birliği yoktur. Her beyit başka bir konudan bahsedebilir.
 Türk edebiyatında Fuzûli, Bâki, Nedim en tanınmış gazel
şairleridir.
Kaside
 Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan şiirlere
denir.
 En az 33 en fazla 99 beyitten oluşur.
 Kafiye düzeni gazelle aynıdır.
 İlk beytine matla, son beytine makta, şairin adının bulunduğu
beyte taç beyit,en güzel beytine beyt”ül kasid
adı verilir.
 Nesip, girizgâh, methiye, tegazzül, fahriye, dua bölümlerinden
oluşur.
Nesib: Kasidenin giriş bölümüdür.
Girizgâh: Konuya giriş niteliğinde olan bölümdür.
Methiye: Övülecek olan kişinin yüceliklerinin sıralandığı
bölümdür.
Fahriye: Şairin kendini övdüğü kısımdır.
Tegazzül: Şair bu bölümde bir gazele yer verir.
Dua: Övülen kişinin başarısı için Allah’a dua edilir.
Konularına Göre Kasideler
Tevhit: Allah’ın birliğini anlatan kasidelere denir.
Münacat: Allah’a dua etmek ve yalvarmak için yazılanlara
denir.
Methiye: Herhangi bir şahsı övmek için yazılanlar denir.
Naat: Peygamberleri övmek için yazılanlara denir.
Hicviye: Birini eleştirmek için yazılanlara denir.
Mersiye: Ölen birinin arkasından yazılanlara denir.
Edebiyatımızda kaside türünün en güzel örneklerini Nef’i
vermiştir. Onun “Siham-ı Kaza” adlı eseri bu türün en meşhur
örneğidir.
Mesnevi
 Beyit sayısı sınırsızdır.
 Konu sınırlaması yoktur. Genellikle savaş, aşk, tarihi
olaylar, dinî olaylar gibi konular işlenir.
 Mesneviler o dönemde roman ve hikâye türünün yerini
tutuyordu.
 Her beyit kendi arasında kafiyelidir.
 Uyak düzeni aa, bb,cc,dd,ee,… şeklinde devam eder.
 Beş mesneviden oluşan eserlere “hamse” denir.
 Bir şehrin güzelliğini anlatan mesnevilere şehrengiz
denir.
 Türk edebiyatındaki ünlü mesneviler şunlardır:
Kutadgu Bilig (İlk mesnevi - Öğüt)
Fuzuli-Leyla ile Mecnun (Aşk)
Şeyh Galip-Hüsn ü Aşk (Aşk)
Şeyhi-Harname (Eleştiri)
Ahmedi-İskendername (Tarih)
Nabi-Hayrabat (Öğüt)
Süleyman Çelebi-Vesiletü’n- Necat (Mevlid) (Dini)
Mevlana-Mesnevi (Öğüt)
Müstezat
 Gazelin özel bir biçimine denir.
 Uzun dizelere kısa bir dize eklenerek yazılır.
 Uzun ve kısa dizeler gazel gibi kendi aralarında
uyaklanırlar. Kısa dizelere “ziyade” adı verilir.
Rubai
 Kafiyelenişi aaxa şeklindedir. Tek dörtlükten oluşur.
 Aruzun belli kalıplarıyla yazılır.
 Hayatın anlamı ve hayat felsefesi, dünyanın nimetlerinden
yararlanma ve ölüm gibi konular işlenmiştir.
 İran edebiyatına ait olan bu türün en büyük şairi Ömer
Hayyam’dır.
 Türkçe rubailerin en güzel örneklerini Yahya Kemal
vermiştir.
Tuyuğ
 Divan edebiyatına Türklerin kazandırdığı bir nazım şeklidir.
 Yak düzeni rubai gibidir. Tek dörtlükten oluşur.
 Felsefi konular işlenmektedir.
 Kadı Burhanettin’in tuyuğları meşhurdur.
Şarkı
 Besteyle okunmak için yazılan ve dörtlüklerden oluşan
nazım biçimidir.
 Dörtlük sayısı 3ile 5 arasında değişir.
 Birinci dörtlükte 2. ve 4. dizeler diğer dörtlüklerde 4.
dizeler aynen tekrarlanır. Buna nakarat denir.
 Türklerin divan edebiyatına kazandırdığı bir türdür.
 Aşk, sevgi, günlük hayat gibi konular işlenir.
 Halk deyişlerine ve söyleyişlerine yer verilir.
 Şarkı türünün ilk kullanıcısı ve en önemli temsilcisi Nedim’dir.
Murabba
 Dört dizelik kıtalardan oluşur.
 Bent sayısı 3-7 arasında değişir.
 Her konuda yazılır.
Terkib-i Bent
 Bentlerle kurulmuş olan bir nazım şeklidir.
 Her bent 7 ile 10 beyitten oluşur.
 Bent sayısı 5 ile 15 arasındadır.
 Bentleri birbirine bağlayan beyitlere vasıta beyti denir.
 Şairin toplumsal ve felsefi konulardaki düşünceleri konu
olarak işlenir.
 Terkib-i Bent türünün en önemli ismi Bağdatlı Ruhi’dir.
 Türk edebiyatında bu türün en önemli ismi Ziya Paşa’dır.
Terci-i Bent
 Terkib-i bente benzer. Yalnız burada bentler arasındaki
vasıta beyti aynen tekrarlanır.
 Konu olarak daha çok Allah’ın kudreti, kâinatın sırları ve
kâinatın zıtlıkları gibi konulara yer verilir.
 Bu türün de Türk edebiyatındaki en önemli temsilcisi
Ziya Paşa’dır.
BATI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI
1. Tanzimat Edebiyatı
2. Servet-i Fünun Edebiyatı
3. Fecr-i Ati Edebiyatı
4. Milli Edebiyat
5. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı
Kullanılan Nazım Biçimleri:
Sone
 İlkin İtalyan edebiyatında görülen, Türk şiirinde az görülen,
iki dört dizeli ve iki üç dizeli bölüm olmak üzere 14
dizeden oluşan nazım biçimidir.
 Uyak örgüsü şöyledir: abba ccd ede.
 Sone nazım şeklini Türk edebiyatında ilk olarak Servet-i
Fünun şairleri kullanmıştır.
Terza-Rima
 Üç dizelik bentlerle kurulu İtalyan nazım biçimidir.
 Dize kümelenişi ve kafiye düzeni şöyledir: aba bcb cçc
ded... e
 Dante’nin “İlahi Komedya”sının bu biçimle yazılmış olması,
terza – rima’nın yaygınlık kazanmasını sağlamıştır.
 Terza-rima, Türk edebiyatında ilkin Servet-i Fünun döneminde
bir tek şiirde (Tevfik Fikret’in Şehrâyîn) denenmiş
(1899); İkinci Meşrutiyet’ten (1908) sonra zaman
zaman kullanılmışsa da, yaygınlık kazanmamıştır.
Serbest Müstezat
 19. Yüzyıl sonlarında özellikle Servet-i Fünuncuların
geliştirdikleri bir nazım biçimidir.
 Divan şiirindeki müstezattan farklı özellikleri vardır.
 Klasik nazım biçimlerinden ve tek ölçünün bir örnekliliğinden
kurtuluş yeni biçimler ve ahenkler yaratmak düşüncesiyle
oluşturulan bu biçim, serbest nazıma geçişte
bir aşama olmuştur.
Mensur Şiir
 19. yüzyılın yarısında Fransa’da doğmuştur. Şinasi’nin
Fransız edebiyatından yaptığı çeviriler, mensur şiirin ilk
örnekleridir.
 Mehmet Rauf’un “Siyah İnciler”i, Yakup Kadri’nin Okun
Ucundan, Erenlerin Bağından” adlı yapıtları mensur şiir
türünden ürünlerdir.
 Ölçü ve uyağa başvurulmaz.
 Duygu ve hayallerin düzyazı biçimiyle şiirsel anlatılmasıdır.
 Bu yazılarda iç ahenk önemlidir. Servet-i Fünuncular
tarafından kullanılmış, fazla yaygınlaşmamıştır.
Serbest Nazım (Şiir)
 Ölçüsüz ve uyaksız yazılan, belli kurallara bağlı olmayan
şiirlerdir.
 Türk edebiyatında serbest nazım, cumhuriyetten sonra
gelişmiştir.
 Serbest nazmın ilk örneklerini Nazım Hikmet vermiştir.
NOT: Bu nazım biçimleri dışında “balat” adı verilen bir nazım
biçiminin de kullanıldığı belirtilmektedir. Çok az tercih edildiği
düşünülen bu nazım biçiminin özelliği 3 uzun 1 kısa bentten
oluşmasıdır.

E. ŞİİRDE TEMA
Konu: Üzerinde söz söylenilen, fikir yürütülen, yazı yazılan
herhangi bir olay, düşünce veya duruma konu denir.
Tema: Şiirde dile getirilen duygu, düşünce ve hayale tema
denir.
Şiir bir düşünce yazısı olmadığı için “tema” sözcüğünden
daha çok esrede dile getirilen duygu ve hayali anlamalıyız.
Şiirde tema kimi zaman bir aşk, ayrılık acısı, ölüm korkusu
gibi bireysel duygular kimi zaman da başka insanlar için
üzüntülerin yer aldığı toplumsal konuları da içerebilir.
F. ŞİİRDE GERÇEKLİK VE ANLAM
“Sanat ya da edebiyat, bir nevi gerçeğin yorumlanarak anlatılmasıdır.”
ifadesinden hareketle şiirde de gerçeğin değiştiğini
söyleyebiliriz.
Şiirdeki gerçeklik, somut bir anlayışla sınırlı değildir. Bu gerçeklik,
insanın sadece yaşadıklarıyla değil; sezgileri, tasarıları
ve izlenimleriyle de ilgilidir.
Şair, şiirinin her okuyanda farklı duygular uyandırmasını
amaçlar. Bu nedenle kelimelere yeni anlamlar yükler. Bu
anlamları okuyucu kendisi hisseder. Bu şekilde şiirde farklı
bir gerçeklik ortaya çıkar.
G. ŞİİR VE GELENEK
Şiir geleneği daha önce yaşamış şairlerin eserleriyle oluşmuştur.
Geleneği oluşturan şairler arasında sanat anlayışı
bakımından ilişki vardır. Halk ve aydın, tarihi akış içerisinde
kendi dilleriyle kendi şiir geleneklerini oluşturmuşlardır.
Bir toplumda kuşaktan kuşağa iletilen kültürel değerlere,
alışkanlıklara bilgi, töre ve davranışlara gelenek denir. Düğün
geleneği, mevlid geleneği, bayram geleneği… gibi.
Şiir geleneği daha önce yaşamış şairlerin eserleriyle oluşmuştur.
Geleneği oluşturan şairler arasında sanat anlayışı
bakımından ilişki vardır. Halk ve aydın, tarihi akış içerisinde
kendi dilleriyle kendi şiir geleneklerini oluşturmuşlardır.
Örneğin Murat Çobanoğlu, geleneği Türk edebiyatının başlangıç
tarihine dayanan halk edebiyatının bir temsilcisidir. O,
dörtlüklerle ve hece vezniyle şiir kozasını oluştururken içinde
yaşadığı kültürel ortamın etkisiyle farklı kavramlara ve kelimelere
yer vererek geleneğin içinde özgünleşmiştir.
Türk edebiyatında üç şiir geleneği vardır:
1. Halk Şiiri Geleneği ve Özellikleri
 Halkın içinden yetişmiş ve çoğu okur-yazar olmayan
sanatçılar tarafından oluşturulmuştur.
 Şiirler, sade bir halk Türkçesiyle söylenmiştir.
 Nazım birimi olarak dörtlük kullanılmıştır.
 Hece vezni kullanılmıştır.
 Kafiyeye önem verilmiştir.
 Aşk, tabiat, tasavvuf, yiğitlik gibi konular işlenmiştir.
 Şiirler hazırlıksız olarak söylenmiştir.
 Genellikle yarım kafiye kullanılmıştır.
 Gelenek usta-çırak ilişkisiyle bugüne kadar gelmiştir.
 Koşma, semai, varsağı, destan, ilahi, nefes, mani, türkü
gibi nazım şekilleri vardır.
 Halk şiiri geleneğinin en güçlü temsilcileri Karacaoğlan,
Âşık Seyrani, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Yunus Emre,
Kaygusuz Abdal, Erzurumlu Emrah ve Gevheri’dir.
 Bu geleneğin son dönem temsilcileri arasında Âşık Veysel,
Murat Çobanoğlu, Âşık Reyhani, Âşık Şeref Taşlıova
ve Âşık Mahzuni’nin önemli bir yeri vardır.
Örnek:
Avşar Elleri
Kalktı göç eyledi avşar elleri
Ağır ağır giden eller bizimdir
Arap atlar yakın eyler ırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir
Belimizde kılıcımız kirmani
Taşı deler mızrağımın temreni
Hakkımızda Devlet Vermiş Fermanı
Ferman padişahın dağlar bizimdir
Dadaloğlum yarın kavga kurulur
Öter tüfek davlumbazlar vurulur
Nice koç yiğitler yere serilir
Ölen ölür kalan sağlar bizimdir
Dadaloğlu
2. Divan Şiiri Geleneği ve Özellikleri
 Divan edebiyatı, saray ve çevresinde gelişen ve aydın
zümreye hitap eden bir edebiyattır. “Klasik Türk Edebiyatı”
ismiyle de anılır.
 Bu döneme ait şairlerin, şiirlerini topladıkları “divan” adı
verilen birer defterleri vardır. Her şairin bir divanı olduğu
için, divan edebiyatı ifadesi daha yaygındır.
 Divan şiirinin dilinde Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar
sıkça görülür. Bu dönemin Türkçesine “Osmanlı
Türkçesi” denir.
 Nazım birimi beyittir.
 Aruz vezni kullanılmıştır.
 Şiirlerde aşk, tabiat, din, tasavvuf gibi genellikle ferdi
konular işlenmiştir.
 Şiirlerde konu bütünlüğüne ve bütün güzelliğine değil,
beyit güzelliğine yer verilmiştir. Yani en güzel şiiri yazmak
değil, en güzel beyti yazmak amaçlanmıştır
 Kaside, gazel, mesnevi, murabba, terkib-i bend, rubai,
şarkı gibi nazım şekilleri vardır.
Örnek:
Gazel
Tahammül mülkünü yıktın Hulagu Han mısın kâfir
Aman dünyayı yaktın ateş-i sıızan mısın kâfir
Nedir bu gizli gizli ahlar çak-i giribanlar
Aceb bir şuha sende âşık-ı nalan mısın kâfir
Sana kimisi canım kimi cananım deyü söyler
Nesin sen doğru söyle can mısın canan mısın kâfir
Niçin sık sık bakarsın öyle mirat-ı mücellaya
Meğer sen dahi kendi hüsnüne hayran mısın kâfir
Nedim-i zarı bir kâfir esir etmiş işitmiştim
Sen ol cellad-ı din ol düşmeni iman mısın kâfir
Nedim
3. Modern Şiir Geleneği ve Özellikleri
 Bu şiir geleneğinde şiirde ölçünün, nazım biriminin ve
kafiyenin şart olmadığı savunulmuş ve ölçüsüz ve kafiyesiz
şiirlerin örnekleri verilmiştir.
 Sanatlı söyleyişin yerine yalın ve tabii söyleyiş benimsenmiştir.
 Her türlü konu işlenmiştir.
 Nazım birimi kullanılmamıştır.
 Serbest şiir tarzı benimsenmiştir.
 Şiirlerde sözcük dizilişi ve iç ahenk ön plandadır.
Örnek:
Anlatamıyorum
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.
Orhan Veli KANIK
H. ŞİİR VE YORUM
Okuyucun metni kendi birikimlerine, özelliklerine, kültürüne,
zevkine ve hayal gücüne göre anlamlandırmasına “yorum”
denir. Güzel bir yorum için:
 Öncelikle şiirin yapısal özelliklerini, dil ve üslubunu,
temasını belirlememiz gerekir.
 Sonra şiirin yazıldığı dönemin şartlarına ve şairin zihniyetine
(edebi kişiliğine) bakmamız gerekir.
 Şiirin bağlı olduğu geleneğin özelliklerini bilmemiz gerekir.
 Şiirin çok anlamlı bir metin parçası olduğunu unutmamız
gerekir.
I. METİN VE ŞAİR
Şairin hayatı ve sanat anlayışı hakkında bilgi sahibi olmamız
bize o şiiri yorumlamada bir fayda sağlayabilir ama şiirin her
mısrasında hayatıyla bağlantı kurmaya çalışmak o şiirden
sanat zevki almamızı engeller.
Bütün güzel sanat eserleri gibi şiir de bir sanatçının ürünüdür.
Her eserle onun mimarı arasında az ya da çok bir ilişki
olabilir. Bir şairin mizacı, tecrübeleri, kültürel birikimi, sanat
zevki ve dünya görüşü eserine yansıyabilir.
Sanatçının yaşadığı dönem şiirin dil zevkine, temasına, yapısına,
anlatım biçimine yansır. Şiir sanatçının hayatının ve ruh
halinin yansıması olmamakla birlikte bunların değiştirilip
dönüşmesiyle oluşan, dille ifade edilen bir güzel sanat etkinliğidir.
Bir şiir, onu kaleme olan şairin izlerini taşır. Şairin kişiliği,
kültür birikimi, dünya görüşü, sanat ve hayat anlayışı şiirin
oluşumunda etkilidir. Şairle ilgili bu özellikleri bilmek, şiiri
yorumlamamıza yardımcı olur. Bir şiir bire bir şairin hayatını
anlatmaz, bu yüzden bir belge değildir.
2. MANZUME VE ŞİİR
Dilde biri nazım diğeri nesir olmak üzere iki anlatım biçimi
vardır. Nazım, ölçülü ve uyaklı anlatım biçimidir.
Manzume: Ölçü ve kafiye gözetilerek, nazım biçiminde yani
dizeler halinde yazılan metinlere ”manzume” denir. Manzumelerin
sanat değeri taşıyanlarına da “şiir” denir.
Manzume ve şiir arasındaki farklar:
 Manzumede anlatılanlar düz yazıyla ifade edilebilirken
şiirde anlatılanlar düz yazıyla ifade edilemez.
 Manzumelerde bir olay örgüsü varken şiirlerde olay
örgüsü yoktur.
 Manzumelerde sözcükler genelde gerçek anlamda kullanılırken
şiirde çok anlamlılık vardır.
 Şiirler manzumelere göre çağrışım yönünden daha zengindir.
Manzum hikâye:
 Nazmın nesre yaklaştırılmasıyla ortaya çıkan bir türdür.
 Önemli özelliklerinden birisi metinde karşılıklı konuşmaların
yer almasıdır.
 Bu tarzı edebiyatımızda ilk kez Servet-i Fununcular
denemiştir. Tevfik Fikret ve Mehmet Akif Ersoy bu türde
başarılı örnekler vermişlerdir.
Şiir Türleri
1. Lirik Şiir
 Aşk, ayrılık, hasret ve özlem gibi konuları duygusal bir
dille anlatan şiire lirik şiir denir.
 Eski Yunan edebiyatında şairler şiirlerini Lyra (lir) denilen
bir sazla söyledikleri için bu tür şiirlere lirik denilmiştir.
 Gazel, şarkı koşma, semai lirik şiire örnektir.
2. Pastoral Şiir
 Doğa güzelliklerini, kır ve doğa sevgisini, orman, yayla,
dağ, köy ve çoban yaşamını, bunlara karşı duyulan özlemleri
anlatan şiir türüdür.
 Şair doğa karşısındaki duygularını anlatıyorsa "idil", bir
çobanla karşılıklı konuşuyormuş gibi anlatıyorsa "eglog"
adını alır.
3. Epik Şiir
 Yiğitlik, kahramanlık, savaş temalarını işleyen şiirlerdir.
 Destansı özellikler gösteren şiirlerdir.
 Okuyanda coşku ve yiğitlik duygusu uyandırır.
 Epik sözcüğü, Yunancada destan anlamındaki epope’den
gelmektedir.
4. Didaktik Şiir
 Bilgi vermek, öğretmek, öğüt vermek gibi öğretici amaç
taşıyan şiirlerdir.
 Manzum hikâyeler ve fabllar da bu gruba girer.
5. Satirik Şiir
 Toplumdaki çeşitli düzensizlik ve bozuklukları iğneleyici
sözlerle, alaylı ifadelerle eleştiren şiirlerdir.
 Halk edebiyatında "taşlama", Divan edebiyatında "hiciv"
denir.
6. Dramatik Şiir
 Tiyatroda kullanılan şiir türüdür.
 Eski Yunan edebiyatında oyuncuların sahnede söyleyecekleri
sözler şiir haline getirilir ve onlara ezberletilirdi.
Bu şekilde sözler şiir şeklinde söylenirdi.
 Dramatik şiir, karşılıklı konuşma şeklinde yazılan manzumelerdir.
 Bizde birkaç sanatçı dışında pek kullanılmamıştır.

III. ÜNİTE - OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN
EDEBİ METİNLER
A. ANLATMAYA BAĞLI EDEBİ METİNLER
Bir olayı anlatmaya dayanan edebi metinler masal, destan,
halk hikâyesi gibi metinlerdir. Bu metinler dış dünyaya ait
olayları kişi, zaman ve mekâna bağlı olarak okuyucuya aktarır.
Destan ve masalla başlayan bu tür romana kadar gelen
bir çizgi takip etmiştir.
1. ROMAN
Yaşanmış ya da yaşanabilecek olayların yer, zaman ve kişiye
bağlanarak anlatıldığı uzun soluklu eserlere roman denir.
 Romanda olaylar geniş ve ayrıntılı olarak anlatılır.
 Romandaki bütün olaylar belli bir olay etrafında gelişir.
Ana olay etrafında olaycıklar vardır.
 Şahıs kadrosu geniştir. Kahramanlar tüm yönleriyle
tanıtılır.
 Zaman olarak geri dönüşler olur.
Romanlar çeşitli türlere ayrılır;
 Tarihi Roman: Konusunu tarihten alır.
 Sosyal (Töre) Roman: Toplumun yaşayış tarzı, gelenek,
görenek ve törelerin ele alındığı romanlardır.
 Psikolojik Roman: Ruh çözümlemelerinin yapıldığı
romanlardır.
 Egzotik Roman: Uzak ve yabancı ülkelerin doğa ve
insanlarını anlatan romandır.
 Tezli Roman: Bir görüş veya düşünceyi savunan romandır.
 Polisiye Roman: Konularını polisi ilgilendiren olaylardan
alan romanlardır.
2. HİKÂYE
Olmuş ya da olması mümkün olan olayları anlatan, romana
göre daha kısa olay yazılarıdır.
 Romanda birden fazla olay varken hikâyelerde çoğunlukla
tek bir olay vardır.
 Şahıs kadrosu romana göre dardır.
 Hikâyede ayrıntılara girmekten sakınılır, kişiler çoğu
zaman hayatlarının belli bir anı içinde anlatılır.
İki tür hikâye görülür:
a. Olay Hikâyesi (Klasik Hikâye): Maupassant tarzı da
denir. Olay esastır. Bizdeki temsilcisi, Ömer Seyfettin’dir.
b. Durum-Kesit Hikâyesi: Çehov tarzı da denir. Olaydan
çok insanın belli bir zaman dilimindeki durumu anlatılır. Bizdeki
temsilcisi, Sait Faik Abasıyanık'tır.
3. MASAL
Genellikle halkın yarattığı, ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa
sürüp gelen, çoğunlukla olağanüstü durum ve olayları yine
olağanüstü kahramanlara bağlayarak anlatan eserlere masal
denir.
Özellikleri:
 Masallar, meydana geldikleri zaman bir kişinin malıyken,
yaygınlaştıkça, yöreden yöreye, ülkeden ülkeye geçtikçe
halkın malı olur. Masal, anonim bir türdür.
 Olaylar hayal ürünüdür.
 Kahramanlar insanüstü nitelikler gösterir.
 Masallarda genellikle iyilik-kötülük, doğruluk- haksızlıkadalet-
zulüm, alçakgönüllülük – kibir gibi zıt durumların
temsilcisi olan kişilerin mücadelelerinden veya insanların
ulaşılması güç hayallerinden söz edilir.
 İyiler hep iyi, kötüler hep kötüdür.
 İyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır.
 Masallarda yer ve zaman kavramları belirsizdir.
 Anlatımda genellikle geniş zaman veya öğrenilen geçmiş
zaman kipi (-mişli geçmiş) kullanılır.
 Anlatım kısa ve yoğundur.
 Masal kişileri her tabakadan seçilebilir. Masallarda cinler,
periler, devler de rol alır.
 Masalların bir kısmı hayvanlarla ilgilidir.
 Masalların çoğu “ bir varmış, bir yokmuş…” ya da “ evvel
zaman içinde, kalbur saman içinde…” gibi ifadelerle başlar.
Bunlara tekerleme denir. Tekerlemeden sonra olay
ve dilek bölümleri gelir. Türk masallarında dilek bölümü
ya “onlar ermiş muradına...” ya da “gökten üç elma düştü…”
biçiminde başlar.
 Masallarda milli ve dini motiflere hemen hiç yer verilmez.
 Evrensel konuların işlendiği masallarda eğiticilik esastır.
 Masallarda genellikle bir eğitim amacı saklıdır. Masallar
bu yönüyle didaktik (öğretici) bir nitelik taşır.
 Günümüzde belli bir kişinin ortaya koyduğu yapma masallarda
yazılmaktadır.
4. HALK HİKÂYELERİ
Hikâye türünün en eski örnekleri olan ve destandan modern
hikâyeye geçişi sağlayan anonim eserlerdir. Başka bir tanım
yapacak olursak; Türk edebiyatı ürünleri içinde 16.yüzyıldan
itibaren görülmeye başlanan, genellikle âşıklar tarafından
nazım-nesir
karışık bir ifade tarzı ile dinleyicilere anlatılarak nesilden
nesile intikal eden, yer yer masal ve destan özellikleri gösteren
hikâyelerdir.
Özellikleri:
 Türk edebiyatında bu özelliğe sahip ilk örnek Dede Korkut
Hikâyeleridir.
 Genellikle aşk konusunun işlendiği halk hikâyelerinde
zaman zaman kahramanlık konularıyla dini konuların işlendiği
de görülmüştür.
 Nazım-nesir karışık olarak anlatılan bu hikâyelerin gelişip
yayılmasında saz şairlerinin önemli bir fonksiyonu
vardır.
 Hikâyenin kahramanı âşık olur, sevgilisine kavuşma
yolunda çeşitli maceralara girer, sonunda kavuşur veya
kavuşamaz ama hikâye de orada biter.
 Halk hikâyelerinin destan döneminin kapanmasından
sonra ortaya çıktığı kanaati yaygındır. Nitekim Türk edebiyatında
halk hikâyelerinin en eski örneği sayılan Dede
Korkut Hikâyeleri de destandan halk hikâyeciliğine geçiş
dönemi ürünü olarak kabul edilmektedir.
Halk hikâyelerini destanlardan ayıran özellikler:
 Mutlaka tarihi bir olaya dayanmaması,
 Nazım-nesir karışık oluşu ve zamanla nesir kısmının
ağırlık kazanması,
 Şahısların ve olayların anlatımında takınılan gerçekçi
tavır,
 Kahramanlıktan çok aşk maceralarına yer verilmesi,
 Hikâyedeki manzum kısımların genellikle saz eşliğinde
dile getirilmesi,
 Değişik bir anlatılma üslup ve geleneğinin olması,
 Belli yerlerinde tekerleme adı verilen belli söz kalıplarının
bulunması gibi hususlarda ayrılmaktadır.
Halk hikâyeleri konularına göre dört çeşittir:

a. Aşk Hikayeleri: Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat
ile Şirin, Yusuf ile Züleyha, Ercişli Emrah ve Selvi, Tahir ile
Zühre, Âşık Garip Hikayesi, Aşık Kerem Hikayesi, Elif ile
Mahmut...
b. Dini-Tarihi Halk Hikayeleri: Hayber Kalesi, Kan Kalesi,
Battal Gazi, Danişmend Gazi, Hz. Ali ile ilgili diğer hikâyeler...
c. Kahramanlık Hikayeleri: Köroğlu Hikâyesi
d. Destanî Halk Hikâyeleri: Dede Korkut Hikâyeleri
NOT: Destan geleneğinden Halk hikâyeciliğine geçişin ilk
ürünü Dede Korkut Hikâyeleri’dir. Bu nedenle Dede Korkut
Hikâyeleri özel bir önem taşır.
Not: Mesnevi ve Manzum Hikâye türleriyle ilgili bilgiler “Nazım
Biçimleri” ve “Manzume ve Şiir” bölümlerinde verilmiştir.
Mesnevi Türünün Şiirle Ortak ve Şiirden Farklı Yönleri:
Şiirle benzer yönü: Redif, kafiye, ölçü, ses ve söyleyiş gibi
ahenk unsurlarının ve yapı(nazım birimi) unsurunun benzer
olması.
Şiirle farklı yönü: Mesnevide bir olay örgüsünün bulunması
ve bu olay örgüsüne bağlı kişi, zaman, mekân unsurlarının
bulunması.
5. DESTAN
Bir milletin başından geçmiş ve toplumda derin etki bırakan
savaş, göç, afet, kıtlık gibi olayların etkisiyle söylenmiş, kimi
zaman da bir kişinin kahramanlıklarını anlatan uzun manzum
hikâyelerdir.
Destanlar; milletlerin tarihinde derin iz bırakmış önemli olayları
harikuladeliklerle süsleyerek anlatan uzun, manzum, milli
eserlerdir. Destan anlatıcısı ozan (akın veya baksı) onu bir
kopuz eşliğinde söyler. Bir takım mimik, jest ve taklitlerle
anlatımını kuvvetlendirmeye çalışır.
Masallarla destanlar arasındaki benzerlik ve farklılıklar:
Masal ile destan arasında şu benzerlik vardır:
Destanlarda, masal kahramanı olarak bilinen perilerin yaşayışına
benzer bir hayat süren destan kahramanları vardır.
Oğuz Destanı’nda Oğuz’un evlendiği kızlar gibi.
Masal ile destan arasındaki farklar:
 Masal konuları çeşitli olmasına rağmen destan konularında
kahramanlığa fazla yer verilir. Umumiyetle milletlerin
mazisindeki önemli olaylar ve büyük kahramanlar etrafında
destanlar teşekkül eder.
 Masal kahramanlarının hayali olmasına karşılık destan
kahramanlarını biz tarih sayfalarında bulabiliriz. Oğuz
Kağan gibi.
 Destanlar daha hacimli olur. Pek çok olayın anlatıldığı
destanların hacimleri de uygun olarak geniş bir yer kaplar.
 Destanlar manzum olurlar, masallardaki durum ise tamamıyla
tersidir. Masallarda manzum kısımlar yok denecek
kadar azdır.
 Masalların benzerlerine başka milletlerde de rastlanıldığı
halde destanlarda durum farklıdır. Destanlar millidir. Bir
millete aittir.
Romanlarla destanlar arasındaki benzerlik ve farklılıklar:
Roman ile destan arasında şu benzerlik vardır:
Her iki türün yapısının da olay örgüsü, kişiler, zaman ve
mekân unsurlarından oluşması.
Roman ile destan arasındaki farklar:
 Destanda bir milleti derinden etkileyen olaylar işlenirken
romanda konu sınırlaması söz konusu değildir.
 Destanın doğal gerçekliği bulunmazken romanda doğal
gerçeklik ve kurmaca gerçeklik birlikte işlenir.
6. MANZUM HİKÂYE
Manzum Hikâye; bir mekân, bir zaman ve kişiler etrafında
gelişen olay örgüsünü şiir halinde anlatan nazım biçimidir.
Türk edebiyatında Tanzimat sonrasında gelişen bu türün en
güzel örneklerini Tevfik Fikret ve Mehmet Akif Ersoy vermiştir.
Manzum hikâyelerin öykülerden tek farkı manzum(şiir) biçimde
yazılmış olmasıdır. Bu tür hikâyelerde didaktik şiir
özelliği görülür.
Bu tür için ilk adımları Recaizade Mahmud Ekrem ile Muallim
Naci atmıştır. Bu tür Servet-i Fünun döneminde etkili hale
gelmeye başlamıştır. Mehmet Akif Ersoy’un ise Küfe, Seyfi
Baba, Mahalle Kahvesi, Hasta gibi önemli manzum hikâyeleri
bulunmaktadır.
En önemli temsilcileri Mehmet Akif Ersoy ve Tevfik Fikret'tir.
Bunun yanında Beş hececiler de bu türe katkıda bulunmuştur.
Özellikleri:
 Manzum hikâyeler edebi metinlerdir.
 Konu ve özellik bakımından hikâye ile aynı özellikleri
gösterir.
 Tanzimat’tan sonra ortaya çıkan bu manzume türü kafiyeli
ve redifli, şiir biçiminde hikâye yazmak amacını güder.
 Manzum hikâyelerde şairler ya bir olayı anlatırlar ya da
bir öğüt verme çabası güderler.
 Manzum hikâyeler genellikle bir çevre tasviriyle başlar, o
çevrenin kişileri anlatılır. Sonra olay anlatılır. Amaç okuyucuya
bu bölümde ders vermektir. Bir hikâye gibi sonlandırılır.
 Manzum hikâyeler düşündürücü ve eğiticidir.
 Manzum hikâyeler belli bölümlerden oluşur. İlk bölümde
anlatılmak istenen olaydan ve kişilerden bahsedilir. İkinci
bölümde olaylar anlatılır, örneklerle tasdik edilir. Üçüncü
bölümde ise olay son bulur ve okuyucuya ders vermeyi
güden cümleler yer alır.
B. GÖSTERMEYE BAĞLI EDEBİ METİNLER
Olayı bir topluluk önünde canlandırma esasına dayanan
metinlerdir. Ortaoyunu, karagöz, komedi, dram… gibi türler
bu bölüme girer.
1. TİYATRO
 Hayattaki olayları konu edinen, sahnede oynanmak
amacıyla yazılan edebi eserdir.
 Tiyatro göstermeye bağlı bir güzel sanat dalı olarak
“dramatik sanatlar”dan biridir.
 Roman ve hikâye soyut olduğu halde, tiyatro somuttur.
 Tiyatro metinlerindeki temel ifade biçimi “ gösterme” ve
“anlatma”dır
 Tiyatro eserleri, konularına göre dram, trajedi ve komedi
gibi türlere ayrılır.

A. MODERN TÜRLER
a. TRAJEDİ:
Seyirciye, hayatın acıklı yönlerini göstermek, ahlak ve erdemi
anlatmak için yazılmış manzum eserlerdir.
Özellikleri:
 Konusunu seçkin kimselerin hayatından ya da mitolojiden
alır.
 Kahramanları tanrılar, tanrıçalar ve soylu kimselerdir.
 Kusursuz bir üslubu vardır. Kaba sözlere yer verilmez.
 Eser baştan sona kadar ağırbaşlı, ciddi bir hava içinde
geçer.
 Çirkin olaylar, seyircinin gözü önünde gerçekleştirilmez,
sahne arkasında gerçekleştirilir. Bu olaylar haberciler tarafından
sahnede aktarılır.
 Üç birlik kuralına uyulur.( Yer, zaman, olay )
 Oyunda koroya yer verilir.
 Ünlü trajedi yazarları; Eski Yunan; Aiskhylos, Eurupides,
Sophokles. Fransız; Corneille, Racine.
b. KOMEDİ:
İnsanların ve olayların gülünç yönlerini ortaya koymak, izleyenleri
güldürmek ve düşündürmek amacıyla yazılmış tiyatro
eseridir.
Özellikleri:
 Konusunu, yaşanılan hayattan ve günlük olaylardan alır.
 Kişiler halktan ve yüksek zümreden her çeşit insan olabilir.
 Her türlü söze şakaya yer verilir.
 Kişilerin her türlü davranışları sahnede gösterilir.
 Birbirini izleyen diyalog ve koro bölümlerinden oluşur.
 Manzum olarak yazılır.
 Üç birlik kuralına uyulur.
 Türün yazarları, Yunan-Aristophanes, Fransız- Moliere.
c. DRAM:
Hayatı olduğu gibi acıklı ve gülünç yönleriyle sahnede göstermek
için yazılan tiyatro eseridir.
Özellikleri:
 Hayatı olduğu gibi yansıtır. Trajedi ve Komedi kaynaşmıştır.
 Konusunu günlük yaşamdan ve tarihten alır.
 Üç birlik kuralına uyma zorunluluğu yoktur.
 Olaylar, çirkin dahi olsa sahnede gösterildiği gibi kişiler
hangi sınıf ve halktan olursa olsun dramda yer alır.
B. GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU TÜRLERİ
a. KARAGÖZ
Seyirlik halk oyunlarından olan Karagöz, bir gölge oyunudur.
Oyunda Karagöz cahil halk tipini; Hacivat ise aydın tipini
temsil eder. Geleneksel Türk Tiyatrosu ürünlerindendir.
Manda ve deve derisinden yapılan resimlerin, bir ışık yardımıyla
sahnedeki perdeye yansıtılmasıyla oluşur. Bir gölge
oyunudur. Bu nedenle bazı kaynaklarda “Hayal-i Zıl” şeklinde
de adlandırılır. Kahramanları Karagöz, Hacivat, eşraftan
kimseler, Beberuhi, Tuzsuz Deli Bekir, satıcılardır. Karagöz;
okumamış, hazır cevap, söylenenleri ters anlayan ve buna
göre cevaplar veren kaba bir adamdır. Hacivat ise aydın ve
yarı aydın kişileri temsil eder. Karagöz oyununda bütün konuşmalar
perdenin arkasındaki tek kişi tarafından yapılır. Bu
nedenle Karagöz oynatmak zor bir iştir. Karagöz oyununun
oynatıldığı perdeye “hayal perdesi” denir. Oynatan kişi de
hayali ya da hayalbaz olarak adlandırılır.
Karagöz oyunu dört bölümden oluşur:
1. Giriş: Sahneye göstermelik denen bir resim konulur.
2. Muhavere: Karagöz ve Hacivat’ın karşılıklı konuşmaları
3. Fasıl (Asıl oyun)
4. Bitiş: Oyunun sonunda hatalar için özür dilenen ve bir
sonraki oyunun yerinin belirtildiği bölümdür.
Karagöz oyunundaki tipler ana hatlarıyla şöyle tasnif edilir:
Asıl Tipler: Karagöz, Hacivat
Şive taklitleri yapan tipler: Kastamonulu, Kayserili, Bolulu,
Eğinli, Arap, Acem, Arnavut, Laz, Kürt, Rumelili, Muhacir,
Ermeni, Yahudi, Rum, Frenk
Hasta Tipler: Beberuhi, Tiryaki, Kekeme, Altıkulaç, Sarhoş,
Deli
Diğer Tipler: Çelebi, Köçek, Zenne
b. ORTAOYUNU
Seyircilerle çevrilmiş bir alanda, yazılı bir metne bağlı kalmadan
ve doğaçlama (tuluat) yoluyla oynanan bir oyundur.
Pişekâr ve Kavuklu oyunun temel kişileridir.
Halkın ortak malıdır. Oyunların güldürme unsurları karşılıklı
konuşmalardaki söz oyunları, hazır cevaplılık, yanlış anlamalar
ve yöresel konuşmaların taklitleridir. Oyunda Karagöz ile
Kavuklu’nun; Pişekâr ile Hacivat’ın bütün özellikleri aynıdır.
Karagöz ile Ortaoyunun farkı ise, Karagöz’ün perdede, Orta
Oyun’un meydanda oynanmasıdır. Yani Orta Oyunu canlı
kişilerle oynanırken Karagöz’de tasvirlerin gölgesi oynatılır.
c. MEDDAH
Geleneksel tiyatro içinde yer alan Meddah hikâyelerinde rol
alan bütün kişileri, hikâyeyi anlatan ve meddah adıyla anılan
tek kişi canlandırır.
Hikâye anlatmak olan meddahlık bir taklit yapma sanatıdır.
Perdesi, sahnesi, dekoru, kostümü bir sanatkârda toplanmış
bir temaşadır.
Meddah bir sandalyeye oturarak dinleyicilerine hikâyeler
anlatır. Meddahın anlatışını, günlük yaşamdaki olaylar, masallar,
destanlar, hikâyeler ve efsaneler oluşturur.
Meddahın aksesuarını bir mendil ile bir sopa (baston) oluşturur.
Genellikle güldürücü, ahlâkî ve edebi sonuç çıkarılacak
hikâyelerine klişeleşmiş "râvıyân-ı ahbar ve nâkılân-ı âsar ve
muhaddisân-ı ruzigâr şöyle rivayet ederler ki" şeklinde söz
başı ile başlar, daha sonra kahramanları sayıp hikâyesini
anlatır. Meddah hikâyenin kahramanlarını kendi yöresinin dili
ve şiveleri ile konuşturan insandır.
d. KÖY SEYİRLİK OYUNLARI
Köy seyirlik oyunları, adı üzerinde seyirlik oyunlardır. Tıpkı
ortaoyunumuzda olduğu gibi bu oyunlar da genellikle köyün
ortasında, köy meydanında oynanır. Seyirciler çepeçevre
oyuncuları çevreler.
Oyuncu - seyirci ayrılığı hem vardır hem yoktur. Oyuncuları
oyuna seyirciler hep beraber hazırlar. Bir tas, bir şapka, bir
baston, bir deve, bir sopa, bir tüfek olabilir. Sırası gelen
oyuncu seyirci içinden çıkarak oyuna katılır, oyundaki görevi
bittikten sonra yeniden seyircilerin arasına karışır.
Köy seyirlik oyunlarında da ortaoyununda ve meddahta olduğu
gibi doğaçlamaya büyük önem verilir.

Geleneksel Tiyatro Türlerini Modern Tiyatro Türlerinden
Ayıran Özellikler:
 Geleneksel Türk tiyatrosunda yazılı bir metin yokken
modern Türk tiyatrosunda yazılı metin vardır.
 Geleneksel Türk tiyatrosunda sahne ve dekor anlayışı
yokken modern Türk tiyatrosunda sahne ve dekor kullanılmaktadır.
 Geleneksel Türk tiyatrosunda belirli tipler varken modern
Türk tiyatrosunda çeşitli karakterler ve tipler birlikte yer
almaktadır.
 Geleneksel Türk tiyatrosunda taklitler, şive bozuklukları
ve yanlış anlamalar önemli bir yer tutarken modern Türk
tiyatrosunda konuya göre bir dil kullanılmaktadır.
IV. ÜNİTE ÖĞRETİCİ METİNLER
Tanım: Bilgi ve haber vermek, ikna etmek, kanıları değiştirmek,
uyarmak, düşündürmek, yönlendirmek, tanıtmak gibi
amaçlarla yazılan metinlere denir.
Özellikleri:
 Bu metinler ele aldığı konuya göre deneme, makale,
fıkra gibi farklı isimler alır.
 Hepsi düzyazı şeklindedir ancak konuyu ele alış şekilleri
farklıdır.
 Bu tür metinlerde okuyucuya verilmek istenen mesaj
genellikle doğrudan aktarılır. Bu mesaja ana düşünce
denir.
 Öğretici metinlerde amaç bilgi vermek, öğretmek olduğu
için daha çok günlük dil kullanılır.
 Sanatsal anlatıma, mecaz anlamlı kelimelere fazla yer
verilmez.
A. ÖĞRETİCİ METİNLERİ İNCELEME YÖNTEMİ
1. Metin ve Zihniyet
Her metin, yazıldığı dönemin sosyal, ekonomik, siyasî yapısını,
sanat anlayışını yansıtır. Dönemin bu özelliklerine zihniyet
diyebiliriz. Metin, yukarıda sayılan unsurların hiç birine
indirgenemez, çünkü metin bunların hepsinden yararlanılarak
oluşturulan bir bütündür. Bir metinde, metnin yazıldığı dönemin
özellikleri metne sindirilmiş bir şekilde yer alır. Bu özellikler
metinle bütünleşir. Bir metni incelerken metinden dönemin
zihniyetine ait ipuçları tespit edilir.
Öğretici metinler; toplum, kültür ve sanat hayatıyla ilgili düşüncelerin
dile getirildiği, okuyucunun bu konularda bilgilendirilmeye
çalışıldığı metinlerdir. Bu nedenle bu metinler aynı
zamanda yazıldığı dönemin bu konulara bakış açısını da
yansıtan belgelerdir.
Metinlerde ele alınan konular, kullanılan dilin özellikleri, seçilen
sözcükler, tutum ve davranışlar da dönemin zihniyetini
yansıtan öğelerdir.
2. Yapı (Plan)
Metnin yapısı, kendi içinde anlam bütünlüğü olan birimlerin
bir düzene bağlı olarak birleşmesi sonucu oluşur. Bu birimler
paragraflardır. Ayrıca paragraflarda kendi içinde anlam birliğine
sahip cümle kümelerinden oluşur. Bu kümeler yeri,
zamanı, mekânı, kişiyi ve durumu ifade ederler.
Paragraftaki birlik ve bütünlüğü sağlamak için giriş, gelişme
ve sonuç bölümlerindeki cümlelerin dil ve fikir yönünden
birbiriyle bağlantı kurmasını sağlayan bağlayıcı öğeler vardır.
Köprü kelimeler diye de nitelendirebileceğimiz bu öğeler
cümle başı edatları, zamirler, sözcük ve sözcük gruplarıdır.
Öğretici metinler giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşan
bir bütünlük gösterir. Bir eseri yapı bakımından incelerken,
metnin yazılış amacı, amaca uygun anlatım biçimi,
hedeflenen okuyucu kitlesi, yapıyı meydana getiren birimlerin
bağlanışı ve sıralanışı gibi özellikler üzerinde durulur. İçerik
ve yapı, birbirini bütünleyen öğeler olarak ana düşüncenin
oluşumunu sağlar.
3. Ana Düşünce
Öğretici metinlerin amacı bilgi vermek, öğretmektir. Ama ne
öğretilmek isteniyor? Metinde ele alınan, bize verilmek istenen
düşünce nedir? Yazı ne amaçla yazılmıştır? Yazıdan
çıkaracağımız sonuç nedir? İşte bu soruların cevabı ana
düşüncedir. Metnin tamamının iletmek istediği düşüncenin en
kısa, yoğun ifadesine ana düşünce denir.
Öğretici metinlerin incelenmesinde metnin ana düşüncesini
tespit etmek gerekir. Eğer biz bu düşünceye ulaşamamışsak,
metni yeterince anlamamışız demektir.
Ana düşünceyle metnin kaleme alındığı dönem arasında
ilişki kurulabilir. Zira metnin kaleme alındığı dönemin sosyal
ve siyasî yapısı, tartışılan sanat anlayışları ana düşüncenin
oluşmasında etkili olur.
Öğretici metin türlerine göre ana düşüncenin oluşumu farklılık
gösterir. Ana düşünce olarak;
 Felsefî metinlerde soyut bir kavram,
 Bilimsel metinlerde teknik bir gelişme,
 Tarihî metinlerde ve makalede siyasî bir düşünce,
 Deneme, sohbet, gezi, anı gibi metinlerde sosyal yeni bir
buluş ifade edilir.
4. Dil ve Anlatım
Öğretici metinlerde dil bir nesneyi, bir kavramı, bir olayı anlatmak,
açıklamak ve bildirmek ve okuyucuyu uyarmak, harekete
geçirmek üzere kullanılır. Metnin dili; ifade edilmek
istenen düşünceye, seçilen anlatım türüne ve hitap edilen
okuyucuya, kullanılan iletişim aracına göre değişir. Hitabetin
diliyle sohbet türünün, deneme türüyle makale türünün anlatımı
aynı değildir. Aynı manzaraya farklı açılardan bakıldığında
aynı şey görülmez. Bu farklılık bakış açısından kaynaklanır.
Bir konuya farklı bakış açılarından yaklaşılabilir.
Bilgi, inanç, düşünce farklılığı, kültürel çevre, psikolojik özellikler
bakış açısını belirler. Bütün bunlar yazarın anlatımını
etkiler.
Aynı konu farklı yazarlar tarafından ifade edilebilir. Ancak
sonuçta hiçbir yazarın anlatımının birbirine benzemediği
görülür. İşte bu farklılık üsluptan kaynaklanmaktadır. Üsluba,
yazarın anlatım tarzı diyebiliriz. Yazarın kurduğu cümleler,
kelime seçimi, cümle yapısı, kelimelere kazandırdığı anlam,
anlatımının açık, tutarlı, anlaşılır olup olmadığı o yazarın
üslubunu ortaya koyar.
Metinlerin türleri ile kullanılan kelimeler arasında sıkı bir ilişki
vardır. Bilimsel metinlerde çok sık bir şekilde terimlere yer
verilir. Makale türündeki metinlerde doğal dil kullanılır. Dil,
değişik yorumlara kapalıdır. Sözcükler genellikle ilk anlamlarında
kullanılır. Felsefî metinlerde dil kavram boyutuyla, sözcükler
günlük hayattaki anlamlarından soyutlanmış bir görev
yüklenerek karşımıza çıkar. Deneme, sohbet, anı gibi türlerde
dil, öznel bir şekilde kullanılır. Sözcüklere yeni anlamlar
yüklenir. Hitap edilen kitle de öğretici metinlerin dilinin oluşumunda
etkili olur.
Antik dönemde düzey bakımından üslup yüksek, orta ve
alçak üslup olmak üzere üç gruba ayrılmıştır:

Örnek:
Yüksek üslup düzeyi “son uykusuna dalmak”
Orta üslup düzeyi “ölmek”
Alçak üslup düzeyi “gebermek”
5. Metin ve Gelenek
Öğretici metinler incelenirken metnin hangi geleneğe bağlı
kalınarak yazıldığı, sanatçının gelenekle ilişkisi tespit edilir.
Felsefe, bilim, gazete çevresinde gelişen ve kişisel hayatı
konu alan metinler, yapı, tema, dil ve anlatım gibi konularda
tarihî akış içinde kendi geleneklerini oluşturur. Ancak her
dönem, bunlara yeni öğeler ve değerler katarak zenginleştirir.
Her metin yapı, tema, dil ve anlatım bakımlarından aynı türde
daha önce yazılmış metinlerden yararlanılarak oluşturulur.
Türk edebiyatında nesir türü, Tanzimat Dönemi edebiyatından
sonra gelişmeye başlar. Daha öncesinde Türk edebiyatında
Batılı anlamda bir nesir geleneği yoktur. Makale, deneme,
gazete… türündeki yazılar, Batı edebiyatı örnek alınarak
kaleme alınmış ve günümüze kadar kendi geleneğini
oluşturarak sürmüştür.
6. Anlam
Öğretici metinlerde söz ve söz öbekleri (grupları) daha çok ilk
anlamlarıyla kullanılır. Bundan dolayı öğretici metinlerde
anlam okuyucuya, mekâna ve zamana göre değişmez. Yani
okuyucu, zaman ve mekân faktörleri öğretici metinlerin anlamını
etkilemez. Bu bakımdan öğretici metinler edebî metinlerden
farklılık gösterir.
İyi bir edebî metin birden çok anlama ve yorumlamaya açık
olan metindir. İyi bir öğretici metin ise yazarın anlatmak istediği
anlamı yorumlamaya meydan vermeden ileten metindir.
Öğretici metinlerin amacı, bilgi vermek, aydınlatmak, açıklamaktır.
Örnek-1: İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten
korkuyor. Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye
lâyık görmediği için. Düşünmekten korkuyor sorumluluk getireceği
için. Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu
için. Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten
korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini
bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey
vermediği için. Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği
için. W.Shakespeare
Yukarıdaki metinde insanların korkma nedenleri açıklanmıştır.
Dolayısıyla bu metinin yazılış amacı açıklamaktır. Metinde
kelimeler ilk anlamlarıyla kullanıldığı için her okuyucu bu
metinden aynı anlamı çıkarmaktadır.
Örnek-2: Tabiat ile hayat, insanoğlunun şekil vererek güzel
ve faydalı eserler vücuda getirebileceği muazzam bir malzeme
deposudur. Resim mi yapmak istiyorsunuz? Dünyada
renkten ve boyadan çok ne var? Hakiki bir ressam konu
bakımından da bir sıkıntı çekmez. Bütün tabiat ve hayat
işlenecek konu ile doludur. Mühim olan, herhangi bir konu
etrafında bir renk kompozisyonu vücuda getirmektir. Mehmet
KAPLAN
Mehmet Kaplan’a ait olan ikinci metin okuyucuyu aydınlatmak
amacıyla yazılmıştır.
7. Metin ve Yazar
Edebî metinlerde metnin yazarıyla metin arasında sıkı bir
ilişki vardır. Bu ilişki öğretici metinlerin bir kısmı için de geçerlidir.
Deneme, sohbet, fıkra, anı, gezi gibi metinlerde yazarın
hayatında yer etmiş olaylar, beklentiler, özlemlerin izleri
de yansır. Fakat ansiklopedi, makale, tarih gibi bilimsel metinlerde
yazarın kişiliği metne yansımaz. Çünkü bu metinler
nesnel bir anlatımla kaleme alınır.
8. Yorum
Okuyucu, öğretici metni inceledikten sonra metnin yapısı,
düşüncesi, anlatımı, yazılış amacıyla sezdirdiği anlamı, metnin
anlamının zaman içinde değişip değişmediğini, metnin
okuyucuda uyandırdığı duyguları yorumlar.
B. ÖĞRETİCİ METİN ÖRNEKLERİNİ İNCELEME VE KARŞILAŞTIRMA
1. GAZETE ÇEVRESİNDE GELİŞEN METİNLER
a. Makale
Bir gerçeği açıklamak, bir konuda görüş ve düşünceler öne
sürmek ya da bir tezi savunmak, desteklemek için yazılan
yazılara makale denir.
 Anlatım yalın ve yoğundur, nesnel bir nitelik taşır.
 Öne sürülen düşünce ve tez kanıtlanır.
 Gazete ve dergilerde yayımlanır.
b. Deneme
Yazarın herhangi bir konudaki görüşlerini, kesin kurallara
varmadan, kanıtlamaya kalkmadan, okuyucuyu inanmaya
zorlamadan anlattığı yazı türüdür.
 Yazar, kendisiyle konuşuyormuş gibi bir hava sezdirir.
 Samimi bir dil kullanılır.
 Yazar, öne sürdüğü görüşleri ispatlamak zorunda değildir.
 Yazarın kesin bir sonuca varma zorunluluğu yoktur.
 Yazar anlatımda ve konu seçiminde özgürdür.
c. Fıkra
Yazarın, gündelik olayları, özel bir görüşle, güzel bir üslupla,
kanıtlama gereği duymadan yazdığı kısa, günübirlik yazılardır.
 Gazete yazısıdır.
 Yazar düşüncelerini kanıtlama yoluna gitmez.
 Dil tabiidir. Günlük deyimlere, yer yer nükteli sözlere yer
verilir.
d. Sohbet (Söyleşi)
Yazarın, gündelik olaylarla ilgili düşüncelerini, okuyucu ile
karşı karşıya oturup konuşuyormuş gibi içten bir hava içinde
yazdığı yazılara sohbet denir.
 Herkesi ilgilendiren konular seçilir.
 Yazar, sorulu-cevaplı cümlelerle karşısındakiyle konuşuyormuş
hissi verir.
 İçtenlik, samimilik, doğallık sohbetin özelliklerindendir.
e. Eleştiri
Sanat, edebiyat, düşünce eserlerini hem öz hem yapı yönünden
açıklayan, başarılı ve başarısız ya da değerli ve değersiz
yönlerini gösteren, bunları örneklerle somutlaştırıp belirten
yazı türüdür.
 Eleştiri objektif olmalıdır.
 Eleştiride amaç okura ve yazara yol göstermektir.
 Eleştirmenin kişisel duygularını kattığı eleştirilere öznel
eleştiri, kişisel duygularını katmadığı, objektif olduğu
eleştirilere de nesnel eleştiri denir.
f. Röportaj
Yazarın okuyucularına bir konuyu inandırmak için kişi, eşya,
eser ya da bir yerle ilgili olarak yaptığı incelemeleri, fotoğraflarla
süsleyerek, kendi görüşlerini de katarak yazdığı gazete
ve dergi yazılarına röportaj denir.
 Röportaj, bir çeşit haberdir. Fakat röportajda bilgiden
başka, yazarın izlenimleri, düşünceleri, görüşleri de yer
alır.
 Röportajı hazırlayan kişi, konuyu iyice öğrenmeli, yerinde
ve gerekli incelemeleri yapmalı, gerekli belgeleri toplamalıdır.
 Röportaj türü, gazeteciliğin gelişmesiyle ortaya çıkmıştır.
Bu nedenle, röportaj, özellikle gazetecilerin uyguladığı
bir türdür.
2. KİŞİSEL HAYATI KONU ALAN METİNLER
a. Hatıra (Anı)
Bir yazarın kendisini yaşadığı ya da tanık olduğu olayları,
sanat değeri taşıyan bir üslupla anlattığı yazılardır.
 Geçmişteki olay üzerine yazılır.
 Yazar, olayları kendi bakış açısından anlatır.
 Anılar, yaşandığı dönem hakkında bilgi verir.
 Anı yazarken önce konu tespit edilmeli; sonra ya günü
gününe tutulan notlar ya da hafızada saklanan olaylar
zinciri, plâna göre düzenlenmelidir.
b. Günlük (Günce)
Yaşanan olayların, izlenimlerin, tarih atılarak, günü gününe
yazılması ile oluşan türe günlük denir.
 Kısa yazılardır.
 Olayı yaşayan kişi tarafından yazılır.
 Yazarın hayatından izler taşır.
 İçten ve sevecendir.
 Divan edebiyatında Ruzname denir.
c. Gezi Yazısı
Yazarın yurt içinde ve yurt dışında gezip gördüğü yerlerin ilgi
çekici özelliklerini anlattığı yazı türüdür.
 Gezi yazısında yazar daima, gezdiği yerleri anlatmalı,
uydurma, yanlış bilgiler vermemelidir.
 Yazar gördüklerini, okuyucusunun daha iyi algılaması
için, karşılaştırma yapar. Okur sanki o yerleri sanatçıyla
gezer gibi olur.
 Eskiden gezi yazılarına seyahatname, seyahat yazıları
denirdi.
d. Biyografi (Yaşam öyküsü)
Edebiyat, sanat, siyaset, ticaret vb. alanlarda haklı bir üne
kavuşmuş, tanınmış insanların hayatlarını, eserlerini, başarılarını
okuyucuya duyurmak amacıyla yalın bir dille, tarafsız
bir görüşle yazılan inceleme yazılarına (biyografi) denir.
 Kişiyi tüm yönleriyle tanıtır.
 Açık, sade bir dil kullanılır.
 Divan edebiyatında şairleri anlatan bu eserlere, "Tezkire"
denirdi.
d. Otobiyografi (Özyaşam öyküsü)
Kişinin kendi hayatını anlattığı yazıya otobiyografi denir.
Çoğu zaman bunlarda, sanatçı kendisiyle beraber aile büyüklerinden,
çevreden, aile içi durumlardan da söz eder.
e. Mektup
Bir düşünce veya duygunun birilerine iletilmesi amacıyla
yazılan özel yazılara mektup denir.
 Mektupta kullanılacak anlatım, bunu okuyacak kişinin
kültür düzeyine göre ayarlanır.
 Edebiyatımızda mektup türü, Tanzimat Edebiyatı döneminde
gelişmeye başlar.

Share on Google Plus

About İbrahim Can Gezer

This is a short description in the author block about the author. You edit it by entering text in the "Biographical Info" field in the user admin panel.
    Blogger Comment

0 yorum:

Yorum Gönder